Dünyada sağ eğilim tartışmaları hızla yürüyor. Evet çok yanlış bir tartışma da değil. Tarih bilimi açısından çok uzun bir süre sayılmayacak ama birey için önemli bir tarih olarak tanımlayacağımız 30 yıldır süren Üçüncü Dünya Savaşı krizi giderek derinleşiyor. Merkezi hegemonya bu krizi aşmak için sağ eğilime el verdi. İkinci Dünya Savaşı sırasında Hitler’e yürü ya kulum diyerek Moskova önlerine kadar yürüten merkezi hegemonya Üçüncü Dünya Savaşı’nın bu evresinde yürüttüğü kullarının sayısını biraz daha arttırdı. Trump’tan, Putin’e, Bolsonaro’dan, Erdoğan’a kadar liste uzayıp gidiyor.

Liste uzayıp gidiyor dedik ama geçtiğimiz günlerde yapılan BM toplantısı sırasında HRW “Bolsonaro, Trump, Sisi, Erdoğan dörtlüsüne tepki gösterin açıklaması yaptı... İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW), “uluslararası camiaya otoriter popülist liderlerin istismarcı politikalarını reddetmesi ve dünya genelinde insan haklarına daha fazla saygı gösterilmesini teşvik edilmesi” çağrısında bulundu. HRW açıklamasında bu dört lider şöyle tanımlanıyordu; “yurt içinde ve dışında insan haklarına karşı agresif saldırılara öncülük eden dört lider”

Evet, belirtilen liderlerin insan hakları, demokrasi, kadın özgürlüğü, ekoloji, hak-adalet, gelir dağılımında eşitlik vb konularda ahlakı ve aklı zorlayan yöntemlerle topluma saldırdıkları kesin. Ama dünyadaki kadın karşıtı politikaları, toplumsal özgürlüğe ket vurulmasını, doğa katliamını vb saldırgan politikaları bu dörtlü mü uyguluyor. Tabi ki yanıtı hayır. İşi salt bu evrensel sınırlara taşımak yerine yerel iktidarları da evrensel saldırılarla iç içe almak daha yerinde olacaktır. Sorunları ve çözüm yöntemlerini bireyden toplumdan bu kadar uzak yerlere konumlandırmak, insan yaşamında değişimden uzaklaşmak anlamına da geliyor.

Dünyanın her hangi yerinde yaşıyorsak yaşayalım, içinde bulunduğumuz durumdan rahatsızlığımız varsa değişmek ve değiştirmek için harekete geçmek durumundayız. Sorunu yaratanı ve çözümü sağlayacağı kendimizden uzak noktalara yerleştirmek içimizdeki sağ eğilimi de başka bir yere konumlandırmak olur. Bu nedenle HRW’nin yaptığı açıklamayı okurken buradan bakıp yaşadığımız her yerde anti toplumcu politikaları eleştirmenin daha önemli olduğunu düşündüm.

Mısırlı kadınlar ve Mısır toplumunun büyük bir bölümü özgür toplumcu bir yönetim için harekete geçti. Fakat merkezi hegemonyanın el verdiği Sisi yönetimi ele geçirerek toplumsal değişim gücünü kendi lehine çevirmeyi başardı. Şimdi günlük olarak ürettiği siyaset kadın ve toplum karşısında duruyor.

Erdoğan’da Türkiye toplumunun artık bıkkınlık yaratan siyasetçilerinin içinden sıyrılarak iktidarı ele geçirdi. Şimdi günlük olarak ürettiği tüm politikalar kadın, çocuk, toplum, doğa karşısında duruyor. Kadınların ve çocuklarını bedenlerini işgal ederek, doğayı işgal ederek varlığını koruyor. İktidarını süreklileştirmek için her gün kadın katliamlarını destekleyen söylemler üretiyor. Neredeyse her gün bir AKP’li vekilin kadınlara karşı işlediği suçu duyuyoruz, görüyoruz. En son saldırganlıkları Nadira Kadirovan’nın AKP’li Sirin Ünal’ın evinde öldürülmüş halde bulunmasıydı. Yolsuzluk, çocuk istismarları almış başını gidiyor. Aileler gerçekten çocuklarını nasıl koruyacaklarını bilemiyorlar. Çünkü ülkenin her yeri AKP-MHP işgali altında. Vekiller insanları öldürüyor, çocukları istismar ediyor, topluma ait değerleri zimmetlerine geçiriyorlar. Kimse onları yargılamasın diye toplumu da kendilerine benzetmeye çalışıyorlar. O nedenle önceki gün Türkiye’de eylül ayında 53 kadının erkekler tarafından öldürüldüğü açıklandı.

HRW’nin tepki gösterin dediği isimlerin dışındaki ülkelerdeki liderlerin hangisi bu belirttiklerimizin dışında politika üretiyor. Angela Merkel’in mülteciler için yaptığı hangi doğru adımdan bahsedebiliyoruz. Özellikle Kürtlere karşı militarist politikalardan vazgeçmiş olduğunu söyleyebiliyor muyuz? Fransa’da tarım politikaları çiftçileri her gün bir adım daha geriye götürürken, mevcut iktidar halen Sarı Yeleklilerin taleplerini karşılanmış değil. Irak’da hükümet su, tarım, elektrik, ekonomi politikalarındaki beceriksizliğinden kaynaklı topluma doğru düzgün bir hizmet sunmaktan uzak durumda. İran hükümetinin kadın karşıtı politikaları dış dünya ile ilişkileri ile tam bir benzerini yaşıyor. Kadınlar her gün öldürülüyor, yakılıyor, asılıyor. Ancak tek bir kişi yargılanmıyor.

Tam da bu nedenlerle dünyanın neresinde yaşıyorsak yaşayalım mevcut hükümetlerin kadın, doğa ve toplum karşıtı tüm politikalarını görmek oldukça önemli. Anlaşılan o ki merkezi hegemonya Üçüncü Dünya Savaşı krizinden çıkışı sağ eğilime bağlamış. Irkçı, militarist, kadın düşmanı liderlerin bu kadar bir birlerinin suçlayıcı değerlendirmeler yapmalarına inanmayalım gerçekte hepsi bir birlerine muhtaçlar. Birbirlerine benzemezlerse eğer, kim onların ürettikleri politikaları destekleyecek. Dolayısıyla bu sistemden gerçekten rahatsız olanların başını çeken kadınlar. Kadınlar eğer merkezi hegemonyanın tüm versiyonlarına karşı harekete geçerlerse Üçüncü Dünya Savaşı’nın da seyrini değiştirebilecek güce sahipler.