Amerikan PEN’in Dünya Sesleri Festivali’nden selam. Baştan başa edebiyat tartışılan, metinler okunan… Benim başucu yazarlarımdan, Sri Lanka kökenli Kanada yazarı Philip Michael Ondaatje ile buluşmak başlı başına bir ayrıcalık. Onun “İngiliz Hasta” kitabına, filmi ile vurgundum. Sri Lanka’daki kirli savaşa değinen Anil’s Ghost (Anil’in Hayaleti) adlı kitabını da çok sevmiştim. 

Bu yıl Afrika edebiyatına büyük ağırlık verilmiş. Ne yazık ki Afrika edebiyatı Türkiye’de görülmezden geliniyor. 

Ermeni Soykırımı’nın 100. Yılı olunca festivalin buna değinmemesi kaçınılmazdı.

Çünkü Ermeni soykırımının işaret fişeği Ermeni yazarı gazeteci, şair, akademisyen, aydın, siyasetçilerinin, kısacası Ermeni elitinin toplu tevkifatı ile başlamıştı ki, bu Türk devletinin daha sonra defalarca uyguladığı kötü bir yöntem olacaktı.

Ermeni örneğinin farkı aydınların toplu biçimde kıyıma tabi tutulması idi.

Dünyada bu ölçüde toplu aydın kıyımının bir başka örneği yok.

Aslında operasyon en başta bir çeşit toplu rehin alma olayı idi. Aydınlar, Çorum ve Ankara yakınlarındaki Ayaş’ta enterne edildiler.

Ne zaman ki Ermeni aydın ve siyasetçisi Zohrab Efendi, bugün İstiklal Caddesi’nde yıkıma tabi tutulan Circle d’Orient binasında son tavlasını oynadı, o zaman soykırımın tetiği çekildi.

Zohrab, aynı zamanda İstanbul Üniversitesi’nde hoca, insan ve kadın hakları savunucusuydu.

Adeta Ermenileri Jaures’iydi.

Muş’ta Musa Bey tarafından kaçırılan Gülüzar’ın avukatıydı, daha çiçeği burnunda bir hukukçu iken. Osmanlı parlamentosunda emeğin hakkını savunan ender temsilcilerdendi. (Aras yayınları Gülizar’ın öyküsünü yayınladı. Okuyabilirsiniz.)

İstese kaçıp kutulabilirdi. Ama Patrik Zaven ile birlikte halkını yalnız bırakmak istemedi. Son ana kadar rehin tutulan Ermeni aydınlarını kurtarmaya çalıştı.

Mayıs ayı sonunda Talat ile neler konuştuklarını asla öğrenemeyeceğiz.

Gümüşsuyu’ndaki evine doğru yürüdü. Takip edildiğini fark etti. Sabahın beşinde kapısı çalındı.

Yargılanmak üzere Diyarbakır’a gitmesi gerekiyordu. Sanki İstanbul’da mahkeme kalmamıştı.

Gazeteci Zeki Bey’in katili (1911 yılında Galata Köprüsü üstünde sıkmıştı kurşunu ensesine) Çerkes Ahmet, Urfa-Diyarbakır yolunda taşla başını ezecekti Zohrab’ın, diğer mebus Vartkes Efendi ile birlikte.

Olayın arkasında proto-nazi doktor örneği Diyarbakır Valisi Dr. Reşit Bey vardı.

Dr. Reşit, Lice Ermenilerinin tehcirine karşı çıkan Kaymakam Nesimi Beyin kafasına da kurşunu sıktıracaktı.

Süryanileri de Ermeni diye tanımlayıp “Seyfo”ya (kılıç) tabi tutacaktı.

Katıldığım panelin adı, “Ermeni Soykırımı: Karanlık Bir Paradigma” idi.

Katılımcılardan biri, “Dicle Yanıyor” kitabının yazarı ozan ve eleştirmen Peter Balakian’dı. Onun “Kaderin Kara Köpeği” adlı, Diyarbakırlı aneannesini anlattığı kitabını hala okumadınızsa, büyük ayıp. 

Oyun yazarı, aktör ve romancı Eric Bogosian ise, “Nemesis Operasyonu” adlı kitabını yeni yayınladı. Mutlaka tercüme edilmeli. Ermeni devrimcilerin, Talat, Bahaettin Şakir ve diğer soykırım faillerine yönelik cezalandırma opersayonunu konu alan bir kitap. 

İngiliz PEN’i başkanı İstanbullu Maureen Freely de, katledilen Ermeni şairlerden şiir okudu. Maureen’in yeni kitabının başlığı ise, “Sailing through Byzantium”. Herhalde kısa zamanda tercüme edilir.

Bir kitabı Pencere yayınları tarafından yayınlanan New Yorklu yazar Nancy Krikorian, İstanbul’daki 24 Nisan anmalarının taze anıları ile doluydu.

Columbia Üniversitesinden psikiatr Robert Jay Lifton’un sunumu da derinlikliydi. Onun şu kitaplarının adlarına bakmak yeterli: “Yaşarken Ölmek: Hiroşima’dan Sağ Kalanlar”; “Nazi Doktorlar: Tıbbi Cinayetler ve Soykırım Psikolojisi”. “Aşırılıklarla Dolu Bir Yüzyılın Tanığı Olmak: Bir Anı”. O kadar çok çevrilmesi gereken kitap var ki. 

Belge’den, “Baku Komünü” adlı bir kitabı çıkan, yazılmış olan en iyi Gürcü Ulusu tarihlerinden birini (Belge’nin yıllardır programında) yazmış olan Ronald Suny’nin’nin şu kitapları da gözden uzak olmamalı: “Ararat’tab Bakmak: Modern Tarikte Ermenistan”. Son kitabı da önemli: “Çölden Başka Bir Yerde Yaşamalarına İzin Verilmeyecek (Talat’ın bir sözü): Ermeni Soykırımı Tarihi”. 

Toplantı sırasında sunulan programda, soykırım sırasında katledilen 82 Ermeni yazarın adı yer almaktaydı.

Belge şu sıralarda, Hhatchik Muradian ile birlikte, bu yazarların eserlerinden örneklere yer veren bir seçkiyi yayınlamayı planlıyor.

Toplantıda ben de sunumum yanında, Nazım Hikmet’in Fazıl Say’ın orotoryosunda sansür edilen dizeleri yanında, şiirlerinde ilk kez soykırıma değinen Bedrettin Aykın’ın dizelerini okudum.

”Terkedilmiş bir evim şimdi

Tek başına yıkımı bekleyen

Gezinir alnımda ölümün eli

Kumrular çatıda sevişirken

Hüzün ülkesinde ben

Terkedilmiş bir evim şimdi


Uzaklaşıyor herkes çevremden

Yaşam uzaklaşıyor yetişemiyorum

Sesler kesildi ışıklar söndü

Güneş de ısıtmıyor artık

Ömrün buzul çağı bu

Üşüyorum çok üşüyorum

Neredesin anacığım ört üstümü”