Listenin temel argümanları çürütülmüş, hukuksal zemini ortadan kaldırılmıştır. Mutlak, blok bir duvar gibi duran bu listeye ciddi bir darbe vurulmuş, gedik açılmıştır. Olması gerektiği gibi Kürt meselesi, liste ve hukuk zemininde politik bir aşamaya getirilmiştir. Bundan sonra ki süreçte, bu yan daha fazla öne çıkacaktır.

15 Kasım 2018 tarihinde, Avrupa Adalet Divanı’nın ilk derece mahkemesi olarak görev yapan Genel Mahkeme; PKK temsilcilerinin Avrupa Birliği Konseyi’ne karşı açtıkları davada kararını verdi.

Bu karar, ilk olarak Türk basını tarafından ‘PKK’nin listede kalmasına karar verildi’ şeklinde kamuya aktarıldı. Doğrusu, bizce çok önemli olan bu karara karşı, hem kamuya ilk yansıyan yorumlar hem de bu prosedürün yeterince bilinmemesi nedeniyle başlangıçta sıradan bir yaklaşım sergilendi.

Karara geçmeden önce, listeye alınma ve çıkarılma süreçlerinin siyasi mekanizmanın tasarrufunda olduğunu, bu konuda AB Konseyi’nin tutumunun esas olduğunu belirtelim. Mahkeme ise bu idari/siyasi inisiyatifin hukuka uygunluğunu denetlemekle sınırlı. Kaldı ki, her davada mahkeme, kendi hukuki denetim sınırlarını davanın özgünlüğüne göre de belirleyebiliyor.

8 liste dava konusu

Mahkeme kararı, esas olarak 10 Şubat 2014 tarihli listeyle ilgilidir. Bu listeye karşı başvurucu avukatlarının 8 maddelik bir talepleri vardı. Mahkeme, bu taleplerden birini merkeze alıp nerdeyse tüm taleplere yanıt vermiştir. Sadece, ‘PKK’nin terörist sayılmaması’ konusunda herhangi bir tartışmaya girmemiştir. Dava devam ederken, liste her altı ayda bir uzatıldığı için, bunlara da itiraz edilmiş ve dosya kapsamına alınmıştır. Mahkeme, 16 Nisan 2018’de Luxemburg’daki binasında duruşma gerçekleştirmiş, bu duruşmadan itibaren dosyayı kapatarak karar sürecine geçeceğini ifade etmiştir. Böylece 2014-17 arası toplam 8 ayrı liste dava konusu yapılmış olup, 2018 yılı listesine yapılan itiraz bu kapsamın dışında tutulmuştur.    

3 ana gerekçe var

10 Şubat 2014 tarihli listede üç ana gerekçe var. İlk olarak, toplam 67 ayrı çatışma/şiddet olayları, terörist eylem olarak sunulmuştur. Diğer iki gerekçe de ABD ve İngiltere’nin listeye alma gerekçeleri olmuştur. Bu listeler de ağırlıklı olarak  pek çok eski olaylardan ve DGM’nin verdiği bazı mahkeme kararlarından oluşmaktadır. Sonraki liste uzatmalarında ilk madde yani 67 vaka geri çekilmiş, Fransa’nın Ahmet Kaya Kültür Merkezi hakkında verdiği karar onun yerine ikame edilmiştir.

Mahkeme ne diyor?

Mahkeme kararında, tüm bu gerekçelere üç temel noktada karşı çıkıyor.

Birincisi; PKK’ye atfedilen ve terör listesine alınması için sunulan olay/eylemlerin niteliği, hukukiliği ve kendi başına terör söylemine gerekçe olamayacağıdır. Bu konularda ciddi ve ikna edici bir araştırmanın/belgelemenin olmadığına işaret ediyor.

İkinci olarak da, ABD ve İngiltere gibi Batı ülkelerinin listelerinin de sağlamlığını da sorgulayarak, listeye alınması için yeterli zemini sağlamadığını vurguluyor. Ayrıca, Fransa kararında olduğu gibi, PKK’nin doğrudan dava konusu olmadığı ve kendini savunamadığı vakaların da liste gerekçesi yapılamayacağını karara bağlamış oluyor.

Son olarak da, başvurucuların politik sürece, PKK’nin barışçıl çabalarına ve Ortadoğu’da ki yeni rolüne dair argümanlarına cevap verilmemesini, PKK’nin değişimini tartışma konusu yapmamasını da bir önemli gerekçe haline getiriyor.

2018 listesi de aynı!

Bu ana itirazlara dayanarak da 2014-17 arası bu sekiz ayrı listeyi tek tek iptal ediyor. Artık bu listeler, hukuken yok sayılıyor. 2018 yılı listesi de, mahkemenin red ettiği gerekçelere dayanıyor ancak dava kapsamı dışında kaldığı için varlığını, hukuksal zeminini yitirmiş bir şekilde sürdürüyor.

Kararın önemi anlaşılamadı

Belki burada mahkemenin 14 maddelik kararının 12. maddesinde yer verilen ‘red’ kararına açıklık getirmem gerekiyor. Kürt basınını yanıltan da biraz bu madde oldu. Dava açılırken, yukarıda bahsettiğim 8 ana talepten biri de PKK’nin savaşan bir taraf olarak kabulü ve buna bağlı olarak da AB terör listesinin dayanağı olan tüzüğün PKK’ye uygulanmamasıydı. Ancak PKK davasından önce görülen Tamil Kaplanları dosyasında Avrupa Adalet Divanı, savaş ve terörizm hukukunun aynı anda kullanılabileceğine karar verince, avukatlar duruşma esnasında, savaş hukuku ile ilgili bu taleplerini geri çektiler. Bu ana gerekçe geri çekilince, tüzüğün PKK’ye uygulanmaması talebinin de maddi dayanakları zaten ortadan kalkmış oldu. Yani hukuki açıdan bir red kararından ziyade talebi geri çekme söz konusu ama mahkeme kararında buna yine de yer veriyor.

Takvim nasıl işleyecek?

Bundan sonra takvim şöyle işleyecektir; AB Konseyi 15 Ocak 2019 tarihine kadar, Avrupa Adalet Divanı’na itiraz edebilecektir. İtiraz ederse, bu süreç artık bir temyiz makamı olan Avrupa Adalet Divanı’nda devam edecektir. Diğer yandan da 2019 listesinde PKK’ye yer verilip verilmemesine bağlı olarak da yeni davaların açılması gündeme gelecektir. Ancak Mahkeme kararının her iki noktada da AB Konseyi’ne muazzam bir çalışma yükü getirdiğini, işini zorlaştırdığını ve esasında sürecin yönünü politik bir zemine doğru çevirdiğini vurgulamam gerekiyor.  Bizler de bu takvime ve AB Konseyi’nin tumuna göre tavrımızı belirleyeceğiz.

İki önemli başarı

Listeye karşı hukuk mücadelesinde şu ana kadar iki noktada başarı elde edildiğini düşünüyorum. Birincisi, listenin temel argümanları çürütülmüş, hukuksal zemini ortadan kaldırılmıştır. Mutlak, blok bir duvar gibi duran bu listeye ciddi bir darbe vurulmuş, gedik açılmıştır. İkincisi de, olması gerektiği gibi Kürt meselesi, liste ve hukuk zemininde politik bir aşamaya getirilmiştir. Bundan sonra ki süreçte, bu yan daha fazla öne çıkacaktır.

Listenin sonuçlarına karşı mücadele

Bu karara paralel olarak, listenin iptal edildiği yıllar arasında bazı Avrupa ülkelerinde açılan veya karar bağlanan davalara karşı yerellerde bir çalışma içerisine gireceğiz. Listenin iptaliyle birlikte geriye giderek sonuçlarını da iptal etmenin mücadelesini vermeyi düşünüyoruz. Hukuki açıdan en zoru olan ilk etap kazanılmıştır. Bundan sonrası için mücadele olanakları hem hukuki hem de moral açıdan daha da artmıştır.

Tarihsel-politik açıdan terör söylemine dayalı siyaset, bu kararla birlikte kanımca iflas etmiştir. Bu kararın sonuçlarını toparlamak ve derinleştirmek elbette ki politik-demokratik kurum ve örgütlenmelerin çabasına bağlı olarak şekil alacaktır.