- Rehin tutulan Kürt siyasetçi Sebahat Tuncel, Kürt sorununu “terörizm” bağlamında ele alan anlayışın aşılması gerektiğini belirterek, "Kürtlerin varlığını tanıyacak yeni bir toplumsal sözleşmeye ihtiyaç var" dedi.
MA’nın sorularını yanıtlayan Tuncel, Nazi dönemi Almanya’nın hukuk teorisine egemen olan ırk ideolojisinin, şimdi Türkiye’de uygulandığını belirterek, Kürtlerin, Kürt siyasetçilerin yargılandığı davalar, kayyum rejimi, Kürt partilerinin, kurumlarının kapatılması bu ‘ırk temelli’ yaklaşımın bir sonucudur. Kürtler anayasal yurttaşlıktan dışlanmıştır. Kürt kimliği, kültürü, coğrafyası ‘sözde’ ile ifade edilir hale gelmiştir. Devletin bekası için Kürt düşman ilan edilmiş, hukuk düşmanı alt etmenin bir yolu olarak görülmüştür. Kobanê Davası da bunun bir parçasıdır. İktidarın yargı eliyle Kürtlere karşı yürüttüğü saldırılar karşısında halkımızın eşitlik ve özgürlük mücadelesi kararlılıkla savunuluyor” dedi.
Kapı aralamaya çalışıyoruz
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerinde uygulanan mutlak tecrit ve izolasyon politikasının, savaş politikasının sürdürülmesi; barış ve özgürlük taleplerinin boğulması, inkar, imha ve asimilasyon anlayışının güncellenerek sürdürülmesi anlamına geldiğini vurgulayan Tuncel, “Cezaevlerinde başlatılan açlık grevleri ile Kürt sorununun çözümümün, Türkiye’nin demokratikleşmesinin ve barışın ancak Sayın Abdullah Öcalan’ın özgürlüğünden geçtiğine dikkat çekilerek, İmralı işkence sistemine son verilmesiyle barışın önünü açmak, kamuoyuna duyarlılık, iktidara ise adım atma çağrısı yapılmaktadır. Adalet Bakanlığına, Meclis İnsan Hakları Komisyonu ve uluslararası kurumlara dilekçeler yazarak, çözüm için kapı aralamaya, yol açmaya çalışıyoruz” diye konuştu.
Türkiye tarafı sessiz
Türkiye’de Kürt sorununun çözümsüzlüğünün bir yönü iktidarın Kürt düşmanı savaş politikasıyken, diğer yanının Türkiye’de barış isteyen, Kürt halkı ile eşit, özgür yurttaşlık temelinde bir arada yaşamı savunan Türkiye halkının yeterince ses çıkarmaması olduğunu kaydeden Tuncel, şöyle devam etti: “Barış çığlığı, çözüm talepleri tek taraflı olarak Kürtlerden gelmektedir. Elbette Kürt halkı ile dayanışma içinde olan, Kürtlerin kendi kaderini tayin hakkını savunan sosyalistleri yok saymıyorum, ancak sosyalistlerin gücünün sınırlı olması, sosyal demokratlar ve muhafazakar kesimlerin sorunu ‘terörizm’ bağlamına yerleştirmesi, çözüme engel olmaktadır. İktidarın Kürtlere karşı yürüttüğü zulüm politikalarına karşı sessiz kalınması, hatta zaman zaman aynı safta sıralanması, süreklileşmesine yol açmaktadır. Kürtleri seçim süreçlerinde hatırlayan, onun dışında yok sayan, Kürt sorununu ‘terörizm’ bağlamında ele alan anlayış aşılmak durumundadır. Sosyalist hareketin, feminist hareketin, sınıf hareketinin temel gündemlerinden biri barış olmadan iktidarın Kürt düşmanı politikalarına karşı çıkmadan, Kürt sorununun çözümünü öncelemeden, Türkiye toplumuna öncülük etme şansı olmadığı gerçeğini tarihsel, toplumsal, siyasal gelişmeler çok net göstermektedir.“
Yeni bir toplumsal sözleşme
Devletin Kürt halkının varlığını, iradesini tanıması ve eşit haklara dayalı özgürlükçü bir anayasa ile haklarını güvenceye alacak yeni bir toplumsal sözleşmeye ihtiyaç olduğunu söyleyen Tuncel, “Devlet, Şark-Islahat’tan Çöktürme Planı’na kadar sorunu çözmek yerine inkar, imha ve asimilasyon planını devreye koydu. En son ‘Çözüm Süreci’ denen sürecin başarıya ulaşmamasında da devletin gizli ajandasının olması belirleyici olmuştur. Kürt sorununda yeni bir dönemin başlaması, kalıcı barışın olabilmesi için öncelikle sorunun tanımının doğru yapılması, ‘terörizm’ kavramı dışında ‘özgürlükler ve haklar’ sorunu bağlamında tartışılması gerekir. Sorun ‘terör’ sorunu olarak tanımlandığı sürece, gerçek anlamda bir çözüm sürecinin başlaması, başlasa bile başarıya ulaşması mümkün değildir” şeklinde konuştu.