Yazar akademisyen Sungur Savran, Türkiye’nin Kürt düşmanlığından dolayı Suriye ile boğaz boğaza geldiğini söyledi. Tezkerenin Meclis’ten geçmesinin bir savaş anlamına gelmediğini ancak Türkiye’nin elinde bir sopa görevini gördüğünü söyleyen Savran, Türkiye’nin önümüzdeki günlerde ‘tampon bölge’ için baskıyı yoğunlaştıracağını kaydetti. Türkiye’nin Ortadoğu’da herkesle kavgalı olduğunun altını çizen Savran, „Batı Kürdistan gerçeği, Türkiye’yi endişelendirmiştir. Türkiye’nin Suriye’deki Kürtlerin oluşturduğu özerk bölgeye karşı çıkması bugünkü savaş ortamını hazırlamıştır. Çünkü özerk bölgenin kendi Kürt sorunu üzerinde ciddi yansımaları olacağını biliyor. Bu durumdan Türkiye sorumludur“ dedi. Savran, tezkere oturumunun gizli olmasına ilişkin ise „işin içine Kürt sorunu da girdiği için hükümet tezkere için gizliliğe başvurdu“ yorumunu yaptı.

Dış politikada sıfır sorun politikasını yürüttüğünü iddia eden Türkiye, Suriye ile savaş durumuna geldi. Bu duruma nasıl gelindi?Gelişmeleri nasıl yorumluyorsunuz?

Şimdi her şeyden önce şunu söyleyeyim: Akçakale’de yitirdiğimiz beş insanımızın acısı, hepimizin acısıdır. Güneydoğu’daki insanların acısıdır. Akçakale gibi sınır boyundaki ilçelerin, şehirlerin yaşadığı sıkıntıların kimin marifeti olduğunu zaten konuşacağız. Akçakalelerin başındaki sıkıntı da bizim kendi hükümetimizin izlediği politikanın bir ürünü.
Bizim başımıza bu belayı saran hükümet olmuştur. Ve onun bu konuda en aktif politikayı izleyen Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu -elbette Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’dan bağımsız değil- olmuştur. Mesele hiçbir biçimde bir başkasına atfedilecek bir sorumluluk değildir. Dediğiniz gibi ortada komplo teorileri olabilir. Bu tür şeyler her zaman mümkün. Yani Özgür Suriye Ordusu da, Suudi Arabistan da, Katar da Türkiye’yi işin içine çekmeyi amaçlıyor olabilir.
Genel olarak bir analiz yapalım. ABD, ne kadar geçen ağustos ayından bu yana Türkiye ile beraber Beşar Esad’ın devrilmesi için çaba gösteriyorsa da, bu savaş istediği anlamına gelmiyor. Çünkü beş hafta sonra ABD’de seçimler var. Obama yeni bir savaşı bu seçimlerden önce bir komplikasyon olarak -bence- istemiyor. Bu çok açık. Zaten kendisi de söylüyor. O bakımdan Türkiye’nin zaman zaman böyle işleri çok tırmandırdığı olmuştur. Uçak düşürüldüğü zamanda da olmuştur. ABD de gemlemeye çalışıyor. Bu sefer de NATO Genel Sekreteri Rasmussen, her ne kadar ‘Türkiye’nin arkasındayız, yanındayız’ açıklaması yapmış olsa da NATO’nun toplantısını gelecek hafta çarşamba gününe koymuş olması aslında Türkiye’nin savaş açmasını bu durumda istemediğine dair bir belirti olarak görülmelidir. Şimdi bu ABD’nin tarzı. Beşar Esad’ı devirmek amacı ama açık savaş yöntemlerine başvurmak istemiyor.
Buna karşılık ben Suudi Arabistan, Katar ekseninin yani Vahabiliğin Ortadoğu’da Şiilere ve onun destekçisi gördükleri Suriye Alevileri’ne karşı muazzam saldırganlık içerisinde olduğu kanaatindeyim. Erdoğan da Vahabiliğinin fedaisi olmuş durumda. Tabi bunların arkasında aynı zamanda İsrail politikaları vardır. Göreceli olarak farklılık -sertlik bakımında- göstermektedir. Bu yüzden Davutoğlu-Erdoğan ikilisinin politikaları bizi savaşın eşiğine getirmiş durumda. Yani doğrudan doğruya Vahabiliğin oyununu oynayarak Arap Sünni toplulukları üzerinde bir etki kazanma hevesi, Türkiye’nin yükselen yıldız olduğunu gösterme hevesi birinci nedendir.
Bir de Kürt düşmanlığı vardır. Bu çok açık. Suriye’nin kuzeyinde yeni bir özerk bölgenin -üstelik PKK’ye yakın olduğu iddia edilen bir partinin üstün olduğu bir konumda- doğuya doğru ilerlemesi, yani Batı Kürdistan gerçeği, Türkiye’yi çok telaşlandırmıştır. Dolayısıyla bir savaş ortamı yaratma çabasının bir nedeni de Suriye’deki büyük alt üst oluşuna, aynı zamanda yeniden ve Türkiye’nin durumunu çok zorlaştıracak bir Kürt bölgesinin özerklik olarak ortaya çıkmasına karşı bir çabadır. Ben bu iki faktöre bağlıyorum gelinen durumu.
Gelinen yerden tamamen Türkiye sorumludur. Uluslararası hukuk gibi şeyler tamamen göz boyamadır. Meselenin özü budur.

Türkiye Parlamentosu dün gizli bir oturumla tezkereyi kabul etti. Neden gizli oturum gereği duyuldu? Güney Kürdistan’a yapılan saldırılara ses çıkarmayan CHP, Suriye’ye yönelik tezkereye ‘hayır’ dedi. CHP’nin bu ikiyüzlü politikasını neye bağlıyorsunuz?

Ben gizlilik meselesini daha genel ele almak gerektiğine inanıyorum. Bütün burjuva devletleri, hakim sınıf devletleri, demokrasiyle halkın gözünü boyarken, aynı zamanda en önemli konuları halktan gizler. Bunu da ‘devlet güvenliği’, ‘devlet sırrı’ kılıfları altında yaparlar. Dolasıyla bütün burjuva devletleri, hakim sınıf devletleri bunu yaparlar. Bu durumda da tabi ki işin içine Kürt sorunu da girdiği için hükümet tezkere için gizliliğe başvurdu.
CHP’ye gelince. Ben bunu genel ikiyüzlülüğün bir parçası olarak ele alıyorum. CHP’nin anlaşılmaz bir ikiyüzlülüğü vardır. Suriye savaşına karşı olduğu ortada. Bir kere kendi Alevi tabanına karşı böyle bir sorumluluk üstleniyor. Suriye’de durumu öyle görüyor. Suriye’de bir Alevi hakimiyeti olduğunu sanıyor. Bu doğru bir şey değil çünkü Suriye’deki hakim sınıfın içinde çok zengin Sünni burjuvalar da çok ciddi bir paya sahiptirler. Her ne kadar ordu içinde Aleviler (Nusayriler) hakimiyet sağlasalar da. Ama bunun ötesinde CHP’nin Irak’ta bütün müdahalelere olumlu yaklaşması Güney’e doğru Türkiye’nin, Kürdistan’ın Güneyi’ne doğru müdahalesine hep olumlu yaklaşması şimdiki durumu arasında çok ciddi bir çelişki var. Bu da şunu gösteriyor aslında: CHP çok kısmi olarak bir savaşın önünde engel olarak duruyor. Biraz önce açıkladığım nedenlerden dolayı ama özellikle Kürt politikası temelinde AKP’ninkinden çok farklı değil. Türk milliyetçiliği mayası taşıyorlar, değişik tonlarla değişik anlarda değişik tavırlar alsalar bile sonuç olarak onları birleştiren bir Türk hakim ulus milliyetçiliği açıkça ortadır.
Aslında CHP’nin bu durumu Türkiye’nin genel çelişkisidir. Suriye’nin uluslararası hukuka aykırı davrandığını öne sürüyorlar ancak kendisi defalarca sınırötesini -Güney Kürdistan’ı- bombalamıştır, defalarca da birliklerini sokmuştur. Bunlar hukuka aykırı değilse bu (Suriye’ninki) niye hukuka aykırı.
Bir de bu havan toplarını kimin attığı belli değil. Ortada kontrol edilmiş bir durum da yok.

Tezkere’nin çıkması savaş ihtimalini artıyor mu? Tezkere’nin çıkmasının anlamı ne?

Ben iki nedenle bu dönemde savaşın çıkacağına ihtimal vermiyorum. Bu dönemin altını çiziyorum. Bunlardan bir tanesi biraz önce söylediğim gibi ABD’nin Obama yönetiminin tam seçimlerden önce üstelik (Cumhuriyetçilerin başkanı adayı Mitt) Romney karşısında sıkışmış durumdayken savaş istemesi ihtimalinin düşük olduğunu düşünüyorum. Obama ‘Türkiye bu pis-kirli işi yapsın’ diyebilirdi ama ben onunla sınırlı kalacağı bir savaş olmayacağı kanaatindeyim, bu riski alamayacağı kanaatindeyim. Bir tek Türkiye, kendi ordusunu Esad’ın üzerine göndererek bu işi çözebileceğine inansa belki gönderirdi. Bu ayrıca tartışılacak bir şey. Ama meselenin bununla sınırlı kalmayacağı ihtimali o kadar yüksek ki ben Obama yönetiminin böyle bir riski alabileceğini düşünmüyorum. Dolayısıyla NATO gemlemeye çalışıyor ki aynen uçak olayında olduğu gibi ve dolayısıyla her ne kadar taraftar gibi görünüyorsa da -yani Suriye’ye karşı Türkiye’nin yanındaymış görünüyor- bu aşamada NATO’nun bu tür bir savaşa gireceği kanaatinde değilim. Bu birinci neden.
İkinci neden daha başka bir şey. Şimdi bakın bu Suriye savaş meselesi Suriye ile sınırlı değil. Sünnilerle Şiileri ve onların yedeği bir bakıma Alevileri karşı karşıya getirmeye çalışan bütün bir strateji sözkonusu. Bu siyonizmin kendi çıkarları için muazzam bir avantaj olur. Düşünebiliyor musunuz, Müslümanlar ve Araplar -bu arada Türkler de işin içine girmiş, İranlılar da girmiş oluyor; yani Ortadoğu’nun bütün halkları- tabi Türkiye Sünni tarafında, İran Şii tarafında. Bu iki gücü istemeyen Suudi Arabistan da var. Irak’ı hatırlayın. Irak’ta birbirlerinin camilerini bombaladılar. İsrail’in ellerini nasıl ovuşturacağını düşünebiliyor musunuz. Şimdi bu maalesef Vahabiliğin kendi içindeki Şii tehlikesine, Bahreyn’e müdahale ettiği gibi ve başka nedenlerle Şii yükselişine karşı kendi geliştirdiği bir stratejinin bir parçası. Bugün Türkiye’nin durumuna baksanıza. 6 aydır ortaya çıkan gelişmelere bakın. Bir; İran’la ilişkiler Kürecik’ten (füze savunma sistemlerinin kurulacak olmasından) sonra gittikçe bozuluyor. İki; Irak’ta Barzani’yi PKK’ye karşı, Haşimi’yi Maliki’ye karşı oynuyor. Yani Sünnileri de Şiilere karşı oynuyor. Üç; Suriye’nin üzerine gidiyor. Orada Sünniler eziliyor savını ileri sürerek. Yani bütün Ortadoğu’yla kavga ediyor Türkiye.
Bombalarla misilleme yapılır. Bu karşı tarafa bir uyarıdır. Tezkere bu anlamda aslında biraz daha orta vadede bir işe yarayacaktır.
Bugün tezkere çıkarmanın manası bir bakıma misillemenin diplomatik dilidir. Suriye’ye ‘bir daha yaparsan bak elimde sopa var’ demektir. Çünkü hükümetin elinde Suriye’ye karşı bir parlamento engelini aşmak, vakit kaybetmek gibi bir şey olmayacaktır.
Tezkerede dikkat çekici bir cümle var. Yabancı ülkelere karşı diyor. Bu demektir ki Türkiye hükümetine İran’a da savaş açma yetkisi veriliyor. Bu son derece vahim bir durumdur. Yani bu demin sözünü ettiğim savaşın kısa vadede olmayacağına ilişkin olarak bir gerekçe olarak gösterdiğim Ortadoğu çapında bir savaşın bir başka ön habercisi olarak okunmalı.
Meseleyi Kürtlere getirirsek. Orada şöyle bir şey sözkonusu: Gerçekten bence Batı Kürdistan’da ortaya çıkan özerk oluşum, Türkiye’nin Suriye politikası konusundaki en önemli faktördür. Çünkü özerk bölgenin kendi Kürt sorunu üzerinde ciddi yansımaları olacağını biliyor. Burada tabi Barzani’yi orada denetimi ele geçirmesi için kışkırtıyor. Yabancı medyada Barzani’nin Batı Kürdistan’da güç kazanması için kendine yakın Kürt güçlerine askeri eğitim verdiği yazılıyor. Bunun ne kadar doğru olup olmadığını bilmiyorum ama böyle iddialar da var. Bu meselede aslında şunu görüyoruz: Kürt sorunu Ortadoğu çapında Arap devrimi paralelinde ilerici güçlerin faaliyetlerini ve amaçlarını gerçekleştirmesi bakımından bir önemli dinamiktir. Dün Irak’ta ortaya çıkan durum bugün Suriye’de ortaya çıkmıştır. Bu son derece önemlidir. Türk devletinin şovenist politikalarından vazgeçmemesi halinde de bu gerilimler devam edecektir. Erdoğan’ın buna hiç niyeti yok çünkü başkanlık için MHP tabanına oynuyor. Dolayısıyla bu mesele çoktan artık Türkiye sınırlarını aşmıştır. Uluslararası düzenin bir sorunu haline gelmiştir. Kürtlerin haklarını yadsıyan herhangi birisi Ortadoğu’da ilericiyim diye politika yapmasın. Ama tabi ki aynen Ortadoğu çapında olduğu gibi Kürdistan’la ilgili olarak tehlikeler vardır. İşin içinden çıkmak için bütün işçi sınıfın güç birliği yapması lazım derim.

Türkiye’nin, geçtiğimiz dönemlerde Suriye sınırında bir tampon bölgesinin oluşturulması için uluslararası toplum nezdinde girişimleri olmuştu. Kürtler bu tampon bölgeye karşı çıkıyor. Akçakale’ye düşen bombalardan sonra bu talebin hayata geçmesi ihtimali arttı mı size göre?

Öncelikle buna tamamen karşı çıkmamız gerekiyor. Çünkü tampon bölge, biraz önce söylediğim olası savaşın kıvılcımları olur. Genel olarak Ortadoğu halklarını olumsuz etkiler.
İkincisi de, Kürt halkının özellikle Suriye’deki Kürt halkının haklarına muazzam bir saldırı biçimi alır. Bu olasılık yok demektir değil. Kişisel görüşüme göre bu talep ABD’nin seçimlerinden sonra hızla gündeme gelecektir. Eğer Obama kazanırsa -aslında hangi kazanırsa kazansın, çünkü Romney’in daha sert bir politikaya sahip olması o kadar zor değil. Romney daha çok İsrail yanlısı- sürüncemedeki bu durumun çözümü için en azından Türkiye’nin tampon bölge arzusunun önünü açma ihtimali vardır. Kısa vadede savaşa girme gibi bir ihtimal yoktur demiyorum, beş-altı hafta sonra ne olacağı konusunda bir soru sorulduğu zaman hem Türkiye’nin, hem Kürt halkının hem de bütün Ortadoğu’nun üzerinde karabulutlar dolaştığını görmemiz lazım. Bunun için CHP gibi ikiyüzlü değil hem Suriye savaşına hem de Kürt halkına karşı savaşa hayır demek için bir politikaya ihtiyacımız var diye düşünüyorum.

DENİZ BAŞPENİR