2 Mart’ta başlatılan Tikrit operasyonu devam ediyor. Operasyonu Irak ordusu ile İran’a bağlılığı ile bilinen Heşd El Şebî’ Şii milis güçleri ortak yürütüyor. Şimdiye kadar Selahaddin’de El Dur ve Hemrin, Anbar’a bağlı El Bağdadi kasabasıyla buralara bağlı birçok kasaba ve köyün ordu güçlerinin denetimine geçtiği açıklandı. 

İran ve Irak ordu yetkilileri; "Tikrit merkezi kısa süre sonra denetimimize geçecek" derken, DAİŞ "bu operasyon başarısız, Musul’u almak ise hayal" diye açıklama yaptı. 

Tikrit operasyonu Musul’un geleceğini dolayısıyla DAİŞ’İn kaderini de etkileyebilir. Peki Tikrit operasyonunu bu denli önemli kılan ne?

Tikrit; devrik Irak diktatörü Saddam Hüseyin’in kenti. Sünni Müslümanların yoğunlukta yaşadığı bir yer. Musul’dan sonra DAİŞ’in denetime aldığı ve Bağdat’ta açılan kapı. Coğrafik olarak DAİŞ’in orta Irak’ta genişlemesi ve alan denetimine büyük olanak sunması itibariyle oldukça stratejik. 

Güneyde Bağdat, doğu da ise İran’dan gelebilecek saldırılar karşısında DAİŞ’in en önemli savunma duvarı. DAİŞ’in burada genişlemesine ve derinlemesine yerleşmesi iki merkez açısında da büyük tehdit oluşturur. Musul’dan Tikrit, Selahattin kentine kadar Dicle nehri boyunca uzanan hatta DAİŞ derinlemesine yerleşirse; Kerkük, Tuzhurmatu, Kelar, Hanekin üzerinden doğuda İran’a sınır olan Germiyan hattı büyük saldırılarla karşı karşıya kalabilir. Zira bu alanda bazı bölgeler şimdi de DAİŞ’in denetiminde. DAİŞ bu geniş coğrafyada genişlemesine ve derinlemesine yerleşirse Irak merkezi devletiyle Güney Kürdistan arasına da tümden yerleşmiş olacak. Bu durum, Bağdat’a daha büyük saldırılar için DAİŞ’e büyük imkanlar da sağlayacak. 

Demografik yapı böyle bir durumda DAİŞ’e avantaj sağlar. Çünkü bu alanda sünni nüfus yoğunlukta. DAİŞ’in Tikrit operasyonunda İran’a bağlı Heşd El Şebî milislerinin yer almasını gerekçe gösterip bu savaşı, "Şii-Sünni savaşı resmen başlamıştır" açıklaması DAİŞ’in bu kozu kullanacağını gösteriyor. 

İran, Tikrit operasyonunda etkin bir şekilde yer alıyor. DAİŞ bu gerekçeyle Sünni-Şii savaşının resmen başladığını ve tüm Sünnilerin bu savaş cephesinde yer almasını istedi. Yerel sünni aşiretleri arkasına alan DAİŞ’in Tikrit-Selahadin alanından çıkarılması daha da zorlaşacak. 

Sadece Irak’ta bulunan Sünniler değil, Suudi Arabistan da Tikrit operasyonundan oldukça rahatsız. Suudi, İran’ın Heşd El Şebi milisleri yoluyla (bu milis güçler Irak’taki Şiilerden oluşuyor. Ancak tahminler bunların içinde Bedir Tugaylarına bağlı milislerin de yer aldığı yönünde. Başlarında da İran devrim muhafızlarından Kasım Süleymani bulunuyor.) bu savaşta yer almasının bölgeye yerleşmesi anlamına geldiğini biliyor. Irak hükümetinin Şiilerin elinde bulunması denetimin resmi olmasa da pratik olarak İran’a geçmesine daha büyük olanak sunuyor. 

Tikrit’in İran desteğiyle alınması, olası bir Musul operasyonuna da İran’ın güçlü katılımı sadece Irak'ta değil, bölge dengelerinde de elini güçlendirecektir. Tabi İran’ın bu gelişimi sadece Suudi’nin değil, küresel güçlerin de engeline takılabilir. Zira olası bir Musul zaferi Suriye’de de dengelerin Baas rejimi lehine değişmesini doğurabilir. Dolayısıyla bu duruma ABD öncülüğündeki güçlerin tepkisi de merak konusu. 

Tabi bunlar olasılıklar, ama güçlü olasılıklar. Ancak operasyon halen devam ediyor. DAİŞ savaş alanına birçok yerden güç aktarıyor. Tikrit’ten kolay vaz geçecek gibi görünmüyor. Olası yenilginin kendisi açısından sonun başlangıcı ihtimalini taşıdığını görüyor.  

Bu olacak mı, yoksa Tikrit orta Irak’a tümden yerleşip Irak’ı kalıcı bir üçe bölünmeye doğru götürecek mi? İzleyip göreceğiz. Ancak ibrenin şu anda DAİŞ açısından tersinden işlediğini de belirtmek gerekir. Zira Tikrit’te Irak ordusu ve milis güçler, Şengal’den de PKK gerillaları tarafından sıkıştırılan DAİŞ’in Musul’u koruması oldukça zor bir olasılık. Bir de Kobanê ve Rojava’da YPG-YPJ’den aldığı ağır darbeler hesaba katıldığında bu olasılık daha da güçleniyor.