Akıllı aydınların, akıllı gazetecilerin, akıllı bilimcilerin önemli bir çoğunluğunun bu haleti ruhiye içinden davrandığını biliyorum. Ve biliyorum ki salt akıl, bütün canlıların önüne bireysel mutluluğu kor, çıkardan başka bir amaca yönelmez. Ve bu nedenle eşitlenme ahlakıyla, özgürlükçü kültürle, katılımcı çabayla, paylaşımcı vicdanla desteklenmemiş her akıl korkutur beni. Çünkü böylesi bir aklı taşımayan canlı, henüz, bilinçli-toplumsal bir varlık olamamıştır derim.
Ve böylece gelinir bu güne, bu ülkeye.
***
Tayyip Erdoğan’ın Ermeni halkı üzerinden gerçekleştirilen insanlık suçu 1915 Soykırımı’na ilişkin yaptığı açıklama nasıl da olumlu tepkiler aldı liberal ya da demokrat denilen bildik yazarların çoğundan. Seviyenin bu kadar düşebileceğine inanmak istemiyorum. Müritlerinin yalanlarıyla uçurulan şeyh öyküsü aklıma geliyor hemen. Şeyhe kusan öfkemin bin katını kusuyorum katilini aklayan o yazarlar sürüsüne.
"Gecikmiş adalet, adalet değildir" sözüyle süsleriz yazılarımızı. İnandığımız için değil, köşelerimizi süslemek içindir sözlerimizin çoğu. Sahtekarlık yapıyoruz aslında. Mücadele ediyormuşuz gibi gösteriyor, ama en kritik anlarda sırt çevirmenin profesyonel yeteneklerini de sergiliyoruz.
"Tarihte ilk kez" sözünü yerleştirerek yazısına övünüyor birçok yazar. Utanılası bir şey! Yüz yıl geçmiş bu soykırımın üzerinden ve bu katliamı gerçekleştiren katilin bu günkü temsilcisi, ancak böylesine bön bir halkın ve ona benzeyen aydınların desteğiyle iktidar olunabilen ülkelerdeki ucubeliklerden biri olarak, cehalet toplumundan aldığı inanılmaz bir cesaretle soykırım kurbanlarıyla alay ediyor.
Taziye ne demektir? Bir Başbakan, devlet adına yapılan bir taziyeyi internet üzerinden mi gerçekleştirir yoksa meclisin özel bir oturumunda mı? Bu açıklamada empati arayan aydın sürüsü, başbakanla kurdukları sempatiyi bir yana koyarak, söz ve eylem bütünlüğü üzerinden bir analiz yapmaktan neden kaçınır? Osmanlıcı olduğu bilinen bir yönetimin, bir yandan her 24 Nisan’da bildik "açıklama" travmalarını yeniden yaşayıp hop oturup hop kalkarken, öte yandan, tam da 100. Yılın bir öncesinde büyük reklamlarla "taziye"de bulunması inandırıcı mıdır?
Sözünü ettiğim aydınlar sürüsü mutlu olmuş! İyi de, hadi soykırımdan vazgeçtim, Başbakan, yanlış anlaşılmaktan kaynaklı iki taraflı bir çatışma diyerek değerlendiriyorsa bile, çatışmanın mağdurlarının zarar tazmini konusunda neden bir açıklama yapmamaktadır? Çatışmanın taraflarının biri ötekinin malını mülkünü gasp etmiştir, bunun iadesi düşünülmekte midir? "Kaynak sorunu" falan demeyin. Sadece oğulcuk Bilal’in çaldıkları kullanılsa bile bu yoksul halkın büyük çoğunluğunun karnı tok olurdu.
Tayyip açıklamada "ortak acılar" vurgusuyla Ermeni Soykırımı’nı sıradanlaştırmaya çalışıyor. Oysa ortak acı falan yok. Elbette Türk halkı bir gün kendiliğinden karar verip Ermeni halkına saldırıp, soykırım girişimine başlamamıştır. Ve elbette Ermeni Soykırımı "durup dururken yapılmamıştır!" Bu soykırım o günkü adı Osmanlı, bugünkü adı Türkiye Cumhuriyeti olan ve ortak kültürü İttihat-Terakki’nin ideolojik olarak ırkçı-milliyetçi Türkçülük, siyaset olarak sömürgeci-kapitalist bir toplum-devlet modelinin inşası için, amacı, hedefleri, uygulama sistemi, uygulayıcıları açık olarak önceden programlanmış modern çağın ilk ve en büyük soykırımıdır. Bu soykırım Hitler’e de örnek teşkil etmiş, Ermeni-Süryani halklarının kökten bitirilmesi girişimini Yahudi toplumu için örnek aldığını ilan etmiştir.
Aynen Barış Süreci girişiminde olduğu gibi: Mağdurların, ezilenlerin kendi mücadelelerinin sonucunda yeterince deşifre olmuş ve artık çuvala sığmayan mızrak için, yeni çuvallar örme çabasıdır Başbakanın bu ahlak dışı açıklaması.
Kurbanıyla alay etme; daha da ötesi kurbanının ölü bedeni üzerinden kar sağlama çabasıdır.
Bu açıklamada, devlet adına özür dileyen bir sorumlunun duygu ve psikolojisi yerine, suçluluk psikolojisiyle kendini kurtarma çabası içinde olan bir "eski egemenin" kuru sıkı tehditleri var sadece.
Bu açıklama, Ermeni, Süryani ve diğer soykırım mağduru halkları geçmişin acılarını hatırlatarak geleceğe yönelik tehdit girişimidir.
Bu açıklama, birkaçı hariç, dünyanın bütün ülkelerinin insanlığın yüz karası olarak kabul ettiği bir tarihsel ayıbın tam da uluslararası yargının önüne getirileceği günümüz koşullarında üstünü örtme çabasından başka bir şey değildir. İçi boş, uygulamadan yoksun ve güncel ile çelişen açıklamalar; vatandaşlık hakkı gibi uyduruk vaatler büyük tehlikeler içeren hileli bir tuzaktan başka bir şey değildir.
Çünkü, "Ermeni tohumu" sözünün en büyük aşağılama olarak günümüzde de kullanılabildiği bu ahlak yoksunluğu düzeyinde, İslam ve Osmanlıcı olduğunu söyleyen bir iktidarın ülkesinde "Güvercinlerin de öldürülebildiğinin" acısını henüz sıcacık yaşıyoruz.