Eylül ARAM

 

Geçtiğimiz günlerde HDP’den milletvekili seçilen Erkan Baş ve Barış Atay HDP Eşbaşkanları Sezai Temelli ve Pervin Buldan’ın katıldığı basın açıklamasıyla TİP’e geçtiğini açıkladı. Bunun bir ayrılık olmadığını, ittifakın ve dayanışmanın devam edeceğini belirttiler.

Konu çok öncesinden kamuoyunun gündemine geldiği için tartışmaları tüketildiği için yeni bir durum olarak görülmedi.

HDP’ye yönelik saldırılara karşı duracaklarını açıklayan Erkan Baş, 24 Haziran öncesi saldırıların HDP’nin meclise girmesiyle boşa düşürüldüğünü belirtti.

TİP, HDP bileşeni olmayan ve örgütlenmesini tamamlamaya çalışan yeni bir parti ve TİP geleneğini devam ettirmek istiyor. HDP gölgesinde kalmadan yeni parti olan TİP’i kitlelere anlatmaya ve taban bulmaya çalışacak. Bu anlamda iki vekilin TİP’e geçmesi, TİP’i daha görünür kılmaya yönelik bir hamle olarak karşımıza çıkıyor.

TİP’in kararına duyulan saygının yanında bazı hususları da belirtmek gerek şüphesiz. “HDP listesinden, oyumuzla seçildiler, gittiler” ifadelerine sıkışmadan…

TİP’in ayrı bir mecrada, kendine açılan alanı kullanmak istemesi şüphesiz ki, HDP’nin kuruluş ilkelerine ters değil. Bu mücadelenin açtığı alanı bileşenlerin, birleşen olmayan demokrat, sol, sosyalist örgütlerin kullanması önemlidir. Bunda bir gayrimeşruluk durumu söz konusu değildir. Bu husus HDP kuruluşu döneminde tüketilen tartışmalar olmakla birlikte, her tartışma kendi dönemindeki siyasi atmosferden de izler taşır. Faşizmin henüz bu kadar kurumsallaşmadığı, vandallığın ve zulmün henüz bugünkü kadar ileriye gidemediği bir dönemde tüketildi bu tartışmalar. O nedenle günümüz koşulları görünür olma kaygısını ön planda tutamayacağımız aciliyetlerin olduğunu ve bu aciliyetlere cevap olmanın, yarında temel belirleyen olunacağını da göz önünde bulundurmak gerek. Bugün görünür olma, bu koşullarda taban bulma, bu tabanı kendi ideolojik politik öncelikleriyle örgütleme dönemi olmaktan çok -partilerin böyle örgütlenmesi zorunluluğunu dışta tutarak- mevcut faşizme karşı acil karşı duruşların örgütleneceği, ortak mücadele yol ve yöntemlerin örgütlenmesinin aciliyet arzettiği zamanlardan geçiyoruz. Haliyle hepimiz için anlaşılır kabul edilebilir durumlar, dönem itibariyle zamanın gerisinde bir tutum olarak karşımıza çıkabilir.

HDP, ortak mücadele yol ve yöntemlerini oluşturup ilerlemek, bu çeperi daha da geliştirip, tüm demokrasi güçlerini bu çeperin yaratacağı ortak ilke ve hedefler doğrultusunda faşizme cevap olmak, öncelikli hedefleri arasında olmalıdır. HDP kimliği ile TİP çalışmalarını yürütmek aslında daha sonuç alıcı bir yöntem olarak kabul edilebilirdi. Çünkü HDP, TİP çıkışından sonraki en önemli temsiliyet olarak mecliste yer almaktadır. Bu konuda Öcalan’ın 2014 yılındaki mesajını iyi analiz etmek durumundayız.

„BDP’ye dayatılan dar, bölgeci, milliyetçi suçlamayı boşa çıkarmak ve en önemlisi devrimci, demokratik sosyalist güçlerin pratik-politik-birleşik partisi HDP’yi TBMM’de grup kurma imkânına kavuşturduk. Unutmamak gerekir ki 1965’teki TİP hamlesinden sonraki en büyük politik çıkış olacaktır. İşçi ve emekçi hareketinin gelişimine katkı sunacaktır.”

Elbetteki HDP’nin bugüne kadar yürüttüğü mücadele, birçok alan açtı ve bu açılan alanda tüm demokrasi güçleri örgütlendi, örgütleniyor. Mecliste yer alması da, sandalye sayısını arttırarak ilerlemesi TİP hamlesinin devamı, TİP’in mirasının sürdürücüsü konumunu kanlı canlı bir gerçek olarak önümüzde koyuyor. TİP’in geçmişte yarattığı etki, bugün HDP’nin yarattığı etkiye yan yana değerlendirdiğinde, hepimize mücadele alanı açanın bu ‘’etki’ yani zamana ve koşullara cevap olabilme gücü olduğunu söylemek güç değil. HDP’nin devraldığı ve sürdürdüğü bu mücadele mirasını, HDP çatısı altında sürdürmek ve bu yönünü geliştirmek şüphesiz ki, günümüz faşizm gerçekliğine karşı verilecek mücadelede daha fazla mesafe katedilmesine yol açacaktı.

Burada esaslı bir meseleyle karşı karşıya olduğumuz gerçeği gün yüzüne çıkmaktadır. Değişen rejim, değişen siyasi dengeler, meclisin işlevsizleştirilmesi, kuvvetler ayrılığının silinmesi, yasaların nispi düzeyde dahi uygulanmaması karşısında, partiler ve oluşumlar yeterli güncellemeyi sağlayamamış görülüyor. Siyasi kültürün şimdiye kadar oluşturmuş olduğu teamüller ve örgütlenme biçimleri, artık uygulanabilir, uyarlanabilir değildir. Koşullar bunların uygulanmasını imkansız kılan bir saldırganlıkla bizleri yüzyüze bırakmakta. Teamüllerin ve tekil örgütlenme biçimleri, alan açıcı misyon ve özelliklerini kaybetmişlerdir. O nedenle de “Faşizme karşı ortak mücadele” dışında herhangi bir öncelik, taktik olarak da, stratejik olarak da, sonuçsuz girişimler olarak kalabilir. Kaybedilen her zaman da şüphesiz ki, halklar ve ezilen sınıflar aleyhine sonuçlar doğurmaya devam ediyor.

HDP, kimlik ve sınıf siyasetinin ortaklaşmış formu olarak formüllize edilen, hepimizin mücadele birlikteliğinin temsilidir. Bu mücadele formu içerisinde, tüm mücadele alanlarının gelişmesi ve farklı yönlerinin zenginleşmesi, görünürlük kaygılarından daha önemli ve etkili sonuçlar ortaya çıkaracaktır. Zaman tüm siyasi alışkanlıkları tarihin eski perdesinde bırakırken, güncellenmek, mevcut mücadele cephelerini güçlendirmek, bunları en geniş temsille genişletmek zamanı gelen tek şey olarak karşımıza çıkmaktadır. O nedenle de, farklı kaygılarla kendi mecrasında yürümek isteyen, yürüyen, farklı alanlarda mücadele yürüten herkesin, “Faşizme Karşı Ortak Mücadele”yi örme zorunluluğu, hayatın hepimize dayattığı gerçektir. Halklarımızın bizlere yüklediği öncelikli ödevimiz budur.