Mezopotamya Kültür Merkezi (MKM) bünyesinden çalışmalarını sürdüren Teatra Jiyana Nû, Bertolt Brecht’in Tirsa Fuhrer (Hitler’in Korkusu) adı oyunu sahneye koyuyor. İlk gösterimi bugün Şişli Ali Poyrazoğlu Sahnesi’nde izleyicilerle buluşacak olan oyunun tamamı Kürtçe. Hitler faşizmini anlatan oyun, Türkiye ve Kürdistan’daki diktatörlüğe doğru evrilen otoriter devlet yapısını anlatmakla beraber Kürdistan’da yaşanan vahşetin altında yatan fikrin beslendiği kaynağı ortaya koyması açısından önemli bir yerde duruyor. ‘Tirsa Fuhrer’ aynı zamanda faşizmin işleyen evrensel yasalarını deşifre etmekle birlikte uyaran bir etkiye de sahip.


Hitler de seçimle geldi

Oyunun yönetmeni Metin Boran, Bercht’in oyununu seçme nedenini Türkiye’nin nesnel gerçekliği ile bire bir uyması olarak tarif etti. Boran, 70 yıl önceki Hitler faşizmi ile bugünün Türkiyesi arasındaki bezerlikler ile birlikte oyunun içeriğine ilişkin şunları söyledi: Bugün Türkiye’de otoriter bir yapı var. Şu an yaşadığımız sistemin adını koymak bile güç. Bir taraftan parlamenter sistem var diğer taraftan defacto bir başkan var. Yasal zemini yok ama söyleminde ve pratiğinde Erdoğan fiilen başkan gibi hareket ediyor. Anayasal haklarını anayasanın üstünde kullanıyor. Hitler de seçimle geldi. Görevini tırtıklaya tırtıklaya kendini tek adam ilan etti. Oyun tam da buna denk geliyor.


Diktatörlüğe direnen sanat

Oyunu sahneleme nedenlerinden biri de diktatörlüğe doğru evrilen sisteme karşı sanatın direnişini ortaya koymak olduğunun altını çizen Boran, “Biz tek adam zihniyetini sanatsal bir dille reddetme yolunu tercih ediyoruz. Teklik meselesine baş kaldırıyoruz. Sanat direnecek savaşa ve kültürel katliama karşı sanat susmayacak. İdeal bir topluma ulaşmanın yollarından biri de sanat ve estetikten geçiyor. Sanat toplumsal olanı yeniden inşa etmek üzere politik düzleme paralel olarak kendi praksisini gerçekleştirecek” dedi. 

Sosyalist gerçekçi bir tiyatro insanı olan Bertolt Brecht’in Kürtçe oynanmasının önemine değinen Boran, MKM olarak tiyatro ve sanat pratiğinde sorumlu ve toplumcu sanat pratiklerinin devam edeceğine de dikkat çekti.


Faşizmin sefaleti

‘Tirsa Furer’in’ oyuncularından Rugeş Kırıcı da oyunun Hitler’in iktidara ilk geldiği yılları aktardığını kaydederek şunları söyledi: Oyunda 1930’larda Hitler faşizminin yavaş yavaş toplum içine yayılma biçimini görüyoruz. Oyunun orijinal ismi “III. Reich’in Korku ve Sefaleti. Biz ‘Furer’in  Korkusu’ olarak kullandık. Epizotlardan farklı parçalardan oluşuyor. Oyunda  toplumun çeşitli katmanlarında faşizmin yarattığı korku ve sefaletin etkisini görüyoruz. Sadece faşizmin yaydığı korkuyu değil aynı zamanda nasıl bir toplum içinde kendini var ettiğini anlatıyor.


Faşizm her dönemde aynı

Kırıcı da Hitler faşizminin Türkiye’deki benzerliklerine dikkat çekerek oyunun sahnelenme amacına ilişkin şunları vurguladı: Oyunu ilk okuduğumda 1930’u okuyorum ama dedim ki faşizm tarihin her dönemde kendini aynı şekilde yaşatıyor ve aynı etkiyi yaşatıyormuş. O kadar güncel bir metin ki hiçbir şeyi değiştirme ihtiyacı duymadık. Çoğu kişi bize “Uyarladınız mı?” diye soruyor ama uyarlamaya ihtiyacı duymadık bile. O dönem ne yaşanıyorsa bugün de aynı şeyler yaşanıyor.


Kürdistan’da Nazi yöntemleri

Oyunun Türkiye ile benzerliklerini verdiği bir kaç örnekle anlatan Kırıcı şunları söyledi: Oyunu çalışmaya başlarken benzerlikler bu kadar değildi. Kürdistan’da sokağa çıkma yasakları, Cizîr’deki ve diğer merkezlerdeki vahşet giderek oyunda yaşananlarla benzer şeyler oluyor hissini güçlendirdi. Medyanın iktidarın güdümünde Gobels’in kara propaganda teknikleri ile tek sese dönüşmesi bugün havuz medyayı hatırlatıyor bize. Farklı sesler çıkarmaya başlayanların nasıl bastırılmaya çalışıldığını görüyoruz. Herkesin ispiyoncuya dönüştüğü bir yapıya şahit oluyoruz. Bugün Türkiye’de ihbar hatlarıyla bunun ilk pratikleri uygulanmaya başlandı. 


 KÜLTÜR SERVİSİ