Tiyatroda itiraz ve Amed Tiyatro Festivali
Bugünkü anlamda gelişkin bir tiyatroya ulaşmamızı sağlayanlar, tiyatronun ideolojik itirazları ve bu itirazların iskeletini oluşturan teknik önerilerdir. Bu açıdan her tiyatroyu bir örgütlenme modeli önerisi veya daha iyi bir sanat tasarısı olarak da değerlendirebiliriz.
Miheme Porgebol
Farklı yaklaşımlar özgürlüğün delili ve dinamosudur. Ama ben “farklılıklarımız zenginliklerimizdir” klişesinin yerine “bir yerde itiraz olanakları ne kadar gelişkinse o kadar zenginlik vardır” demeyi tercih ediyorum. Farklılıkların zenginlik olarak kabul görmesi; mevcutla yetinmek, mevcudu olduğu gibi sürdürmek anlamlarıyla da yorumlanabilir. Ayrıcafarklılıkların zenginlik olarak kabulü, mevcudun olumsuz yanlarını da kabul etmemize zemin hazırlar. Mevcudun kabulü aynı zamanda mevcudun olumsuzluklarının da kabulü, onları değiştirmeye çalışmamanın da kabulü sayılabilir. İtiraz olanaklarının artması ise yeniliğe kapı açar; gelişmeye, ilerlemeye imkân verir. Bu demokrasiyle bağdaşmaz. Çünkü en ileri demokrasi bile, çoğunluğun yasalar aracılığıyla azınlığa lütuflar sunmasıdır. Oysa varoluşumuz veya var kalabilmemiz lütufla değil, itirazın devamında ortaya çıkan mücadeleyle gerçekleşir. Bu, tüm alanlar için geçerlidir. Dolayısıyla itiraz olanaklarının gelişkin olduğu yerde yaşamsal araçların gelişimi ve bireyin gerçek anlamda özgürlüğü daha mümkündür. Bunların doğrultusunda bizler de gerçek anlamda bir özgürlük için toplumumuzda itiraz olanaklarının artmasını desteklemek durumundayız.
Jean Anouilh “Uzlaşmalar üzerine kurulu bir dünya mümkün değildir” derken, yanlış yorumlandığı gibi farklılıkların zenginlik olduğundan değil, çatışmanın yaşanabilir bir dünya için gerekliliğini kast eder. Yaşamsal önem taşıyan çatışmanın sonucundan ziyade çatışmanın varlığını önemser. Çatışmanın ideolojik ve teknik yönleri vardır. Çatışmanın ideolojik yönü politik ve toplumsaldır. (Buradaki “toplumsallık” bireyin toplumla ilişkisi, toplumun kendi içindeki döngüsü ve toplumun başka bir toplumla ilişkisini karşılar.) Çatışmanın teknik yönü ise ideolojik yönünün tesis edilebilmesi için yollar arar. Bu arayış ideolojik amacın ilkeleriyle uyumludur. Örneğin kitleleri mevcut veya egemen olan adına kontrol altında tutmak ve onları dizginlemek gibi bir amaca hizmet eden bir tiyatro yapıyorsanız, katarsisi benimseyip uygulamak amacınıza ters düşmez. Çünkü her türlü kötü gidişata rağmen kitlelerin gazını alıp, onları rahatlatmış ve pasif kılmak için uygun bir yol tercih etmiş olursunuz. Fakat kitleleri kötü gidişata dair uyarmak, onları daldırıldıkları uykudan uyandırmak isteyen bir tiyatrocuysanız yaptığınız işlerde yabancılaştırma unsurları kullanmanız yerinde olur. Onlara gösterilenin bir temsil olduğunu unutturmadan, kötü gidişatı önlerine serersiniz. Böylece fark eden kitlenin kendi itiraz veya kabullenişini, kötü gidişata dair nasıl bir tutum sergileyeceğini belirleyecek şekilde aktifleşmesine yardımcı olursunuz. Bu da sizin ideolojik amacınıza uygundur.
Genel anlamda bütün sanatlar, özelde de tiyatro itirazlar ve bu itirazlar doğrultusunda verilen mücadelelerin sonuçları üzerinden bugüne değin var oldu. Thespis’in korodan ayrılışı, Commedia dell’Arte’nin yükselişi, yönetmenin yazara başkaldırısı ve şimdi de bedeni savunan tiyatrocuların mücadelesi tiyatroyu her seferinde bir adım öteye götürdü. Bugünkü anlamda gelişkin bir tiyatroya ulaşmamızı sağlayanlar, tiyatronun ideolojik itirazları ve bu itirazların iskeletini oluşturan teknik önerilerdir. Bu açıdan her tiyatroyu bir örgütlenme modeli önerisi veya daha iyi bir sanat tasarısı olarak da değerlendirebiliriz. Tiyatroda özgürlük, bu öneri ve tasarıların itiraz haklarını onaylamaktadır. Mevcut tiyatro faaliyetlerinin egemeni olmak, itiraz haklarını engellemek anlamına gelmemelidir. Çünkü bu aynı zamanda ezilen bir toplumun özgürlüğü için sunulan bir örgütlenme biçiminin de reddi olacaktır.
Kürdistan tiyatrosunda da yukarıda bahsettiklerimle paralel “itiraza ret” sorunu var. Kayyumlardan önce, Kuzey Kürdistan’ın birçok kentinde belediyeler aracılığıyla tiyatrolar örgütlendi. Bu tiyatroların mevcut tiyatro birikimimize kattıklarını sayarak bitiremeyiz. Fakat kayyumlarla beraber,tiyatrodaki bu örgütlenme biçimimizin hesaba katılmamış zayıf noktaları olduğunu gördük. Devletin zorba, hukuksuz ve keyfi uygulamalarla kapattığı tiyatroların çoğu bir daha toparlanamadı. Tiyatrolarını yapmaya devam edebilenler (Amed Şehir Tiyatrosu gibi) bağımsız örgütlendiler. Belki de,(büyük ihtimalle) başından beri bağımsız çalışan tiyatro gruplarımızın tecrübelerinden yararlandılar. Bağımsız tiyatrolarla iş birliği yaptılar. Birbirinin itiraz hakkını kabul eden bu iş birliğinin Kürdistan tiyatrosuna dair tartışma ve oyunları geliştirdiği, düşünsel anlamda bir adım daha ileri taşıdığı su götürmez bir gerçek. Belki de bu iş birliğinden alacağımız daha çok meyve vardır ve bu bağımsız örgütlenme biçimi sürdürülmelidir.
26 Nisan’da yedincisi düzenlenen ve 5 Mayıs’a kadar sürecek olan Amed Tiyatro Festivali, yukarıda anlattıklarıma ilişkin tartışmalarla başladı. İzleyici, Amed Şehir Tiyatrosu’na Şermola Performans’ın festival programına neden dâhiledilmediğine dair sorular sordu. Bu soruları Amed Şehir Tiyatrosu’ndan Yavuz Akkuzu kendi twitter hesabı üzerinden yanıtlamaya çalıştı. Açıkça söylemek gerekirse izleyicinin sorusu haklı ve yerindeydi. Yavuz Akkuzu’nun yanıtını dayandırdığı gerekçeler de kendi ilkesel yaklaşımları (ve belki de tiyatro anlayışı) içerisinde tutarlıydı (ben tartışmanın içeriğine girmeyeceğim. Tartışmanın içeriğine ulaşmak isteyenler Yavuz Akkuzu’nun twitter hesabından ulaşabilirler).Bu tartışmanın ardından ben de buradan Amed Şehir Tiyatrosu’na Kürdistan’daki diğer bağımsız tiyatro topluluklarının neden festival programına dâhil edilmediğini sormak isterim. Örneğin aktif bağımsız tiyatroların sayıca en yoğun olduğu şehir olan Batman’dan herhangi bir grubun festival programında bulunmamasının gerekçelerini merak ediyorum. Aynı merakı Kürdistan’ın diğer şehirlerindeki, İstanbul’daki ve Türkiye’nin diğer şehirlerindeki (Kürdistan’ın diğer parçaları ve diğer ülkelerdeki grupların programda olmama gerekçelerinin ekonomik olabileceğini düşündüğümden onları sormuyorum) tiyatro gruplarının neden davet edilmediği konusunda da taşıyorum. Zira anladığım kadarıyla bu festivalin katılımcıları başvuru ile değil davetle belirlendi.
Öte yandan, kimi bağımsız grup ve tiyatrocularımızın mevcut süreç ve kitlelerin türlü gerekçelerle kendilerine sunduğu imkânların büyüsüne kapılarak kendi gerçekliklerine arkalarını dönmesi de Kürdistan tiyatrosunun bir diğer önemli sorunudur. Kürdistan ezilen, sömürülen bir coğrafyadır ve bu coğrafyanın tiyatrodaki temsiliyeti de diğer tüm alanlardaki gibi istenmeyecektir. Bu noktada da mücadele birliğinin gerekliliği beliriyor. Ezilenin temsiliyeti dayanışma ruhunu kaybetmedikçe mümkündür. Bağımsız grup ve tiyatrocuların kendileriyle aynı temsiliyeti yapan, aynı izleyiciye oynayan ve aynı hikayelerden beslenen hiçbir tiyatro modeline sırtını dönmemesi gerekir. Tersine, sömürgecinin karşısında bu modellerle ortak paydalarda buluşması gerekir. Bu birlik veya bir olmak değil, özgür bir tiyatro mücadelesidir. Dolayısıyla sunulan bir şeyin kazanılmamış olduğu kesindir. Türlü gerekçelerle mevcut süreç ve kitleler tarafından lutfedilenbüyü, özgürlük barındırmaz. Büyüdür. Ömrü süreç ve kitlelerin değişimi kadardır. Gerçek anlamda bir özgürlük kesintisiz mücadeleyle mümkündür.