Osman Baydemir’in  bilinmeyen yönleri - 2

“Ya Kürtlerin hepsi özgür olacak ya da hiçbirimiz özgür olamayacağız” diyen Amed Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir, TOMA’ya vurulan yumruk ile sömürgeci zihniyetin karizmasının çizildiğini belirtiyor. “Yoksulluk benim uykularımı kaçırıyor” diyen Baydemir, Sarmaşık Derneği’ne destek çağrısında da bulunuyor.

İnsan hakları çalışmalarının ardından politikaya atıldınız. Bu hangi ihtiyaçtan kaynaklandı?

Yaşam durağan değil. Bir müddet sonra yaşamdan edindiğimiz deneyimi, birikimi daha fazla halkımızın hizmetine sunma ve daha fazla katkı sunma ihtiyacı duyarız. Ve o ihtiyaca da hayır diyemeyeceğiniz atmosferler oluşuyor. Tıpkı İHD’de yöneticiliği kabul ettiğim günkü gibi. O zaman bir ihtiyaç vardı ve ihtiyaca hayır deme imkanım yoktu. Ben o gün İHD yöneticiliğini kabul etmeseydim öyle sanıyorum ki, hayatım boyunca kendimi suçlayacaktım. Çünkü o en zor anda kapıyı açmamış olacaktım. İHD’de mücadele yılları belli bir deneyim oluşturdu. Deneyim ve bunca tanıklıktan sonra halkımın haklı davasına kayıtsız kalamazdım. Özgürlük ve onurlu barış talebine katkı sunmak, bir parçası olmak saikiyle siyasete girdim. Aslında neredeyse 22 yıldır halkımızın haklı davasına, özgürlük ve onurlu barış davasına destek olmaya çalışıyorum. Şükürler olsun pişman da değilim.

Binlerce arkadaşınız tutuklandı, cezaevlerine girdi. Bu durum sizde herhangi bir tedirginlik yaratıyor mu, korkmuyor musunuz?

Bütün açık yürekliliğimle söylüyorum: Biz insanız ve her insan aslında korkar. Korkmak, gülmek, öfkelenmek tüm bunlar insani duygulardır. 2006 28 Mart olaylarından bugüne değin tam 7 kez Emniyet tarafından suikasta maruz kalacağıma dair bana tebligatta bulunuldu. Ben de her defasında “hayır, benim senin korumana ihtiyacım yok. Beni Rabbim korur. Halkım beni korur, barış anneleri beni korur. Annelerin duası beni korur” diyorum. Mütemadiyen bir insana “sen öldürüleceksin, sen öldürüleceksin” deniyor. Son 3 yıldır ölmekten korkmuyorum. Bende bir duygu uyandırmıyor. “Buradan çıkarsak suikasta maruz kalırız” denilmesi bende bir tepki oluşturmuyor. Aslında bunun normal bir ruh hali olmadığını biliyorum.

Kendimi daha büyük cezaevinde hissediyorum


2009 Nisan ayından bugüne değin seçilmiş belediye başkanı arkadaşlarım, politikacı arkadaşlarımın büyük çoğunluğu şu anda cezaevinde. Yaklaşık 3 yıldır yurt dışına çıkışım yasaklandı. Ve aslında kendimi en özgür hissettiğim kent Diyarbakır. Türkiye’nin batı yakasında kendimi hiçbir zaman özgür hissetmedim. Dolayısıyla benim açımdan da açıkçası bir yarı açık cezaevinde yaşıyoruz. Hatta zaman zaman espriyle karışık “3-4 yıl cezaevi yatıp bir kitap yazsak” dediğimiz oluyor.

Üslubunuzdan dolayı eleştirildiğiniz oldu mu?

Son üç yıldır arkadaşlarım tarafından özellikle hükümete karşı kullanmış olduğum dil ve üslup nedeniyle eleştirildim. 24 Aralık’ta (2009) belediye başkanlarımızın tutuklanmasından dolayı meşe ağacı dalları göndermesinde bulunmuştum. Meşe ağacının davası başbakan lehinde 4 ayda kesinleşti. Toplamda 50 bin lira tazminata mahkum edildim. Şu anda belediye başkanlığı maaşımın dörtte birine haciz konuldu. Her ay başbakana gönderilmek üzere kesinti yapılıyor.

Zulüm öyle bir noktaya gelmiş ki

Bazen insan kendisini çok çaresiz hissediyor. Benim fiziki gücüm yetse bir dakika Bekir Kaya’nın, Fırat Anlı’nın ya da diğer arkadaşlarımın cezaevinde kalmasına izin vermem. Maalesef sözlerin de bir hükmü kalmamış. Aslında küfür bu manada haksızlığa karşı insani bir isyandır. Bunun bedelini tazminat ödeyerek ödüyorum. Ama en azından biat etmemiş oluyorum.
Okurlarınızın bilmesi gerekir ki; küfretmek bizim ve siyasetimizin tarzı değil. Elbette ki küfür hiçbir insanımıza yakışmaz. Ama zulüm öyle bir noktaya gelmiş ki, başka türlü sesinizi duyuramıyorsunuz. Tazminatı da Sayın Başbakan mahkeme kararıyla hak etmiş; son kuruşuna kadar ödeyeceğim.

14 Temmuz günü Diyarbakır’da yapılan mitingde TOMA aracına öfkeyle vururken görüntülendiniz. Bu öfkenin kaynağı neydi?

14 Temmuz günü Diyarbakır’da gerek İstasyon Meydanı’nda gerekse Diyarbakır’ın her köşesinde, her sokağında ve her binanın kapısının önünde AKP iktidarının Kürt halkına uyguladığı somut zulüm politikasıydı. Benim açımdan bana ne olursa olsun, vuracaksanız vurun, ne yapıyorsanız yapın. Evet, TOMA’nız var, silahlarınız var, ama benim beynime ve vicdanıma hükmedemezsiniz, teslim alamazsınız haykırışıydı.
Ben medresedeyken Seydalarım Deccali (Tercali) anlatırlardı. Benim duygu dünyamda o TOMA Deccali temsil ediyordu. Deccale karşı çıplak elimle vurdum. Elim çok incinince şapkamla vurmaya devam ettim. (Gülerek) Bu arada o TOMA halen yoğun bakımdan çıkmamış, halen sefere çıkamıyormuş. Geçen gün Bağlar’dan geçerken sendeliyormuş. Yumruğumu o kadar da hafife almayın.

Ya hep beraber özgür olacağız ya da hiç…

Öyle bir noktadayım ki, artık politik nedenden dolayı cezaevinde tek bir Kürt siyasetçisi, Kürt halkının tek bir evladı olduğu müddetçe özgürlük bana haramdır. Onlar özgürlüğüne kavuşuncaya kadar ben dışarıda da olsam içeride de olsam kendimi özgür hissetmeyeceğim. Yaşadıklarım bana şunu gösterdi: Ya Kürtlerin hepsi özgür olacak ya da hiçbirimiz özgür olamayacağız. Toplum özgürleşmeden, halk özgürleşmeden bizim özgürleşme imkânımız yoktur.

Eşiniz de avukat ve bir insan hakları savunucusu. Bu durumun avantaj ve dezavantajları neler?

Yaşamı paylaştığınız kişi sizin gibi bir savunma avukatı ise bir kere işiniz zor. (Gülerek) Dolayısıyla Reyhan’ın da avukat olmasından kaynaklı bir dezavantajım var. Bu işin şaka tarafı.
Büyük bir avantajı şu; Aynı mücadele geleneğinden gelmek, karşılıklı anlayışı, saygıyı ve zorluklara dayanma gücünü de beraberinde getiriyor. Dolayısıyla yaşamı kolaylaştırıyor. Şu ana kadar gerek ev yaşantısı ile ilgili ve gerekse maddiyatla ilgili ciddi bir kavgamız olmadı. Eve zaman ayıramıyorum. Reyhan yaşamımın kamusal bir yaşam olduğunun farkında. Sabahın erken saatlerinden gece yarılarına kadar belediyedeyim veya bölge seyahatlerinde, kent dışındayım. Bazen Reyhan’la havaalanında karşılaşıyoruz. Ben Diyarbakır’dan İstanbul’a gidiyorum, Reyhan Ankara’dan Diyarbakır’a dönüyor.

Ailenize ve çocuklarınıza zaman ayırabiliyor musunuz? Çocuklarınızla ilişkileriniz nasıl?

Maalesef olması gerektiği kadar zaman ayıramıyorum. Hatta bazen diyorum çocuklar bizim gıyabımızda büyüyorlar. Çünkü biz bu çocuklara ne kadar zaman ayırırsak ayıralım, çocukların yanından hiç ayrılmayalım, eğer bu savaş devam ederse, çok değil 10 yıl sonra Zanyar’ı da, Ranya’yı da onların yaşıtları olan bütün çocuklarımızı içerisine alacak. Önemli olan bu çocuklara çatışmasız, özgür bir ortamı bırakabilmek.

Çocuklara barış mirası bırakmak için uğraşıyoruz


Reyhan’ın anne ve babası bizimle yaşıyor. Bu açıdan bir rahatlığımız var. Aslında Zanyar ve Ranya pek çok çocuktan daha şanslı. Çünkü hiç annesini, babasını görmeyen, anne ve babası cezaevinde olan çocuklar var. Veya annesiz kalan ya da babasız kalan çocuklar var. Önemli olan bütün bu çocuklarımızın güven içerisinde büyüyebilecekleri, acı yaşamayacakları bir geleceği miras bırakabilmek.

Çocuğumla dilimi konuşamıyorum


Ve maalesef halen asimilasyona dayalı bir eğitim sistemi var. Eğer Zanyar ve Ranya evde Kürtçe öğrenmezlerse mevcut eğitim politikası çocukları asimile edecek. Ben yemin ettim Zanyar ve Ranya ile Kurmancî dışında bir dil konuşmayacağım diye. Doğrusu çok iyi gitti. Zanyar kreşe başladığı güne kadar oturuyorduk baba-oğul birlikte Kürtçe sohbet ediyorduk. Kürtçe şarkılar söylüyorduk, babamın bana anlattığını ona aktarmaya çalışıyordum. Zanyar kreşe başladıktan sonra benimle Kürtçe konuşmamaya başladı. Ben şimdi Kürtçe konuşuyorum, Zanyar Türkçe yanıt veriyor. Zanyar bana Türkçe soruyor ben ona Kürtçe yanıt veriyorum. Benim açımdan bir trajedi. 22 yıldır halkımın davasının yanında olan bir insan olarak iki çocuğuma anadilimi öğretemiyorum. İşte asimilasyon dediğimiz, zulüm dediğimiz mesele budur. Bu sadece Osman Baydemir’in yaşadığı bir duygu değil, bütün bir halkın yaşamış olduğu bir durumdur. Bizim dönemimizde asimilasyon politikası tutamazdı. Çünkü devlet bu kadar asimilasyoncu aygıta sahip değildi. Şu anda Kürt toplumunun büyük çoğunluğu metropollerde yaşıyor ve Kürt dili büyük bir tehdit altında. Kürtçe eğitim dili olmadığı müddetçe coğrafyamızda Kürtçenin yaşama şansı yoktur.
Bu yıl Diyarbakır’da ilk defa yüzde yüz Kürtçe eğitim veren bir kreş açıyoruz. Ranya o kreşe gidecek. Dolayısıyla bu bir ilk adımdır. Aslında bir mesajdır. Bakalım devlet ne yapacak.

Ve size Türkçe cevap vermeyecek.

Evet, en azından dilini yani Kürtçeyi öğrenmiş olacak.

Çocuklarınızın devletle hafızaları barışacak mı?
Evet, devlet değişirse hafızaları barışabilir ama devlet değişmezse Ranyaların Zanyarların öfkesi, babaları olan Osman’ın veya anneleri olan Reyhan’ın öfkesinden çok daha büyük olacak. 1980 darbesinden önce Dokuzçeltik köyüne jandarmalar baskın düzenlemişti. Ve köyden silah toplamaya başlamışlardı. Köyün bütün erkeklerini meydana toplamışlardı. Ve erkekleri birbirinin sırtına bindiriyorlardı. Kadınları ve çocukları da hakim bir yerden onları izlemeye zorluyorlardı ve tezeklerin olduğu sergo dediğimiz bölgede hayvan dışkısını birbirlerinin yüzlerine sürdürmeye zorluyorlardı. Ben o hafızayla büyüdüm.

Çocukların öfkesi daha büyük olacak


Şimdiki çocukların hafızasına 28 Mart (2006) olayları, Roboskî kazılıyor. Yani daha vahim bir durum var. Dolayısıyla devlet halka zulmeden bir kurum olmayı sürdürürse, ne benim hafızam ne de gelecek kuşakların hafızası devletle barışacaktır. Devletin bilmesi gereken bir husus var ki, bizim öfkemiz gene kontrollü bir öfke. Benim endişem o ki, eğer barış olmazsa, özgürlük olmazsa Zanyarların, Ranyaların, Agitlerin, Mizginlerin öfkesi daha büyük olacaktır.

Önemli olan vicdanlarda kucaklaşmaktır


Büyük travmalar yaşanıyor, aileler yok oluyor. İşte Roboskî... Nasıl barışacak? O hafızanın kendisini tazeleyebilmesi için büyük barışın sağlanması lazım. Büyük barış olmadan bir af olmaz.
Benim öfkem babamın öfkesinden daha fazladır. Çünkü babam bütün isyanları gördü ve birebir yaşadı. Kimi yerde isyanın içerisinde yer aldı. Babam aslında bir nevi Cumhuriyet tarihi boyunca tüm yenilgileri yaşayan bir insandı. Şeyh Sait yenilgisi, Seyit Rıza yenilgisi. Bütün yenilgileri yaşamıştı. Biz, bugünkü kuşak, Şeyh Sait’ten 80’e kadar birikmiş bütün zulümlerin sıkışmasının yaratmış olduğu öfkeyiz. Dolayısıyla bu dönem içerisinde yaşatılan büyük zulümler de olsa olsa gelecekte daha büyük isyanların ve daha büyük patlamaların açığa çıkartılmasına hizmet edecektir. Yoksa zulüm ve baskı politikaları bir davanın yok olmasını, bir halkın yok olmasını asla beraberinde getiremez. Bugünkü kuşak olarak iki sorumluluğumuz var: Birincisi bedel ödeyenler ya da yaşamını yitirenler, cezaevine girenlerin anısına layık olmak. İkincisi, gelecek nesile, çocukların barış ve özgürlük ortamı içerisinde büyüyebilecekleri bir geleceği miras olarak bırakabilmek. Aslında bizi ayakta tutan, bütün bu zorluklara karşı göğüs germemizi sağlayan bu iki mesuliyetimizdir.

Yoksulluk benim uykularımı kaçırıyor


Açlığın ve yoksulluğun kol gezdiği, seçilmişlerin bile coplandığı bir kentin belediye başkanı olmayı nasıl tanımlarsınız?

8 yıllık belediye başkanlığı görevim süresince gücümün yetmediği, uykularımı kaçıran ve vicdanımı paramparça eden, bazen giydiğim elbiseden utandığım süreç, yoksulluk ile mücadele sürecidir. Bu açıdan da, bir yandan belediye hizmetleri yürütürken, bir yandan onurlu barış davasına katkı sunarken, öte yandan da ekonomik kalkınma politikaları izlemeye çalışıyorum. Çünkü Amed’de bir fabrika açılması demek 50 insanın, 100 insanın o fabrikada çalışması demektir. O ailenin onurlu bir şekilde ayakları üzerinde durması demektir. Sistem bilinçli olarak uyuşturucu bağımlılığını, fuhuşu alttan alta teşvik ediyor. Fuhuşla, uyuşturucuyla, ahlaki, sosyal çöküntüyle mücadelede en büyük araçlardan bir tanesi de insanların ekonomik olarak kendi ayakları üzerinde durabilecekleri bir sistemi inşa etmektir.

Sarmaşık Derneği’ne destek olun

Doğrusu yoksulluk benim uykularımı kaçırıyor. Ve geleceğe dair kaygılandırıyor. Onuru elinden alınmış bir halk, yitirilmiş bir halktır. Yoksa cezaevine konulan, coplanan, dövülen bir halk tam tersine daha da çelikleşir. Ama yoksullaştırarak onursuzlaştırma politikasına mutlaka ama mutlaka istihdam alanları yaratarak yanıt vermemiz gerekiyor. Bu manada Yoksullukla Mücadele ve Sürdürülebilir Kalkınma Derneği Sarmaşık’ın kuruluş çalışmaları içerisinde yer aldım. Bu dernek bu manada çok önemli bir ihtiyaca yanıt veriyor. Tamamen siyaset alanının dışında, siyasi kaygılardan uzak, vicdanımı rahatlatan en önemli çalışmalarımızdan bir tanesidir. Bu vesileyle bütün okurlarınıza çağrım gücünüz oranında mutlaka Sarmaşık Derneği’ne destek olun. Zira Sarmaşık Derneği’ne verilecek her kuruş yoksulun sofrasına gidecektir. Halkımızın onurunun korunması sürecine büyük bir destek, büyük bir katkı sunacaktır.
Bir iş imkanı bulduğunda Sarmaşık Derneği’ne gelip “Bana vermiş olduğunuz desteği kesin, başka bir aileye verin, zira ben iş buldum ve artık kendime yetiyorum” diyecek kadar da engin gönüllü, onurlu insanlardan oluşuyor.
YARIN:
* Kuzey Kürtlerine çağrım; AKP’den, CHP’den, MHP’den vazgeçin,
* Belediyede çalışmak neden bir eylemdir?


Hazırlayan: ELİF GÜRÇALI