
Devlet, PKK ile mücadele adı altında yıllardır katliamlar gerçekleştiriyor. Bu durum, 35 yıldır devam ettiriyor. Kürt halkının üzerinde yürüttüğü imha operasyonlarıyla Kürt dili, kültürü, kimliği ve fiziki olarak Kürt halkını toptan bitirmeyi hedefledi. Yıllardır süren Kürt katliamı toplu mezarlar gerçeği olarak karşımıza çıktı. Son Kürt isyanıyla karşılaşan devlet, Kürtleri toplu olarak katledip isyanı bastırma çabasına girdi. Ama çok büyük yanılgı içindeydi. Bu isyan, ne eski isyanlardandı, ne de karşısında korkan Kürt halkı vardı.
'En iyi Kürt'!...
Yaptığı toplu katliamlarla ve kirli savaş uygulamalarıyla ortaya toplu mezarları çıkardı. PKK ile yaşanan çatışmalı süreç içinde hiçbir hak, hukuk tanımadan toplu kıyımlar yaptı. Kırsalda PKK gerillaları kimyasal silahlar ve bombalarla toplu olarak vahşice katledilip gömülürken, şehir ve köylerde de 1990’lı yıllardan sonra 'Faili meçhul' (faili belli olan) katliamlar başlatıldı. Böylece hem sivil, hem de gerillalardan oluşan toplu mezarlar oluşturuldu.
Tüm bu katliamlarla halkı sindirmek, korkutmak isteyip kendi istemi doğrultusunda bir Kürt yaratmak istedi. Onlara göre "En iyi Kürt ölü Kürt’tür." Bu nedenle savaşta hiçbir ahlaki, vicdani, insani ölçü tanımadılar. Bu barış sürecinde devlet, geçmişiyle yüzleşmeye çalıştığını, faili meçhuller döneminin artık olmadığını sık sık dile getiriyor. Soykırımın, toplu katliamların olmadığını, Kürtleri artık asimile etmediklerini söylüyor. Ama halen soykırım, asimilasyon politikaları ve 'Faili meçhul' cinayetler biçim değiştirerek dağlarda şehirlerde, köylerde devam ettiriliyor. O dönemde toplu olanlar bu dönemde tek tek ve her gün oluyor. Çok ince ayarlı yöntemlerle katliamlar sürdürülüyor.
Minnesota Protokolü
Uluslararası hukukun ihlal edilmesi olarak tanımlanan toplu mezarlar, uluslararası alanda ön plana çıkınca savaşlarda öldürülen kişilerin nizami bir şekilde defnedilmesi, kimlik tanımlamalarının yapılması ve kaydının tutulmasına ilişkin hükümleri içeren Minnesota Protokolü yüzleşmemek ve Kürtlerin ölülerini dahi kabul etmemek için bu protokole çekince koymuştur. Böylece insani hiçbir hak, hukuk tanımamış ve protokolü aslında uygulamayarak kabul etmemiş oluyor.
Anaların yaşadığı evlat acısının üstüne çocuğunun bir mezar taşının olmaması, yaşadığı acının ağırlığını fazlalaştırıyor. Evladını ararken toprağa attığı her adımı korkarak ve yüreğinde büyük bir sızıyla atıyor. Evladının, canından olan parçasının hangi toprak altında olduğunu bilmiyor. Toplu mezarlardan yükselen insanlık çığlığını duymayan devlet, üç maymunları oynamaya devam ediyor. Biz ailelerce canlarımızdan kalan kemikleri vermeyerek acılarımızı çoğaltıyor. Oluşturulan şehitliklerimizi tahrip edip, ölülerimize saldırılıyor.
Barış için yüzleşme şart
Bu sürecin olumlu yönde evrilip barışla taçlandırılması isteniyorsa, toplu mezarlar gerçeği ile yüzleşilmelidir. Toplu mezarlara, şehitliklere olan yaklaşım devletin sürece olan ciddiyetini ortaya koyar. Toplu mezarlar yüreğimiz ve gözlerimizdeki çığlıklardır. Varoluşumuz, değerlerimiz, hakikat algımızdır. Toplu mezarlara, şehitliklere sahip çıkma insan olmanın gereğidir. Sema Yüce’nin "Yükselen insan çığlıklarını duymuyorsanız, durun ve insanlığınızı bir an için sorgulayın" sözü tam da bunu ifade ediyor. Başta 18 yıldır toplu mezarda olan ablam Rojîn ve hem babası, hem de yoldaşı olan Necip Odabaşı (Apê Kamil) ve tüm devrim şehitlerinin önünde saygıyla eğiliyorum!
DURİYE ODABAŞI DEMİROÐLU / Diyarbakır E Tipi Cezaevi