Açlık grevlerinin ölüm oruçlarına dönüşmesinde en önemli sorumluluğun devlette olduğunu belirten İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri, “Ölüm oruçları aynı zamanda toplumdaki sessizliğe karşı bir haykırıştır” dedi.

İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri, “Türkiye’de hukukun uygulaması ile çözülebilecek bir meselenin bu boyutlara varması gerçekten çok can yakıcı bir durumdur” dedi.

İHD olarak grevlerin başladığı andan itibaren devletin ve kamuoyunun işini yapması için çoğu kez çağrıda bulunduklarını söyleyen Yoleri, “Burada en büyük sorumluluğun hükümete, yasayı uygulayanlara ait olduğunun altını çizmek gerekir. Yasayı uygulama sorumluluğu devletindir, devlet organlarınındır. Bugüne kadar bunun gerçekleştirilmemiş olması bir suçtur. 170 günlere varan açlık grevi sürecinde bir adım atmayan hükümetin işin bu noktaya gelmesine müsaade etmemesi gerekir. Bugünden tezi yok bu meseleye bir çözüm üretilmesi gerekmektedir. Hukukun uygulanması noktasındaki taleplerin kabul edilmesi gerekir” şeklinde konuştu.

Derinden sarsan durum 

Türk cezaevlerinde geçmişte benzer şekilde ölüm oruçlarının olduğunu hatırlatan Yoleri, “Bir kez daha aynı acı tecrübelerin yaşanması bizleri çok derinden sarsan bir durumdur. Bunun ihtimali bile bizleri derinden sarsıyor. O yüzden şu anda devleti yönetenler bir an evvel hukuku uygulamalıdır” dedi. Başka yöntemler kalmadığı için tutsakların böyle bir karar aldığını belirten Yoleri, şöyle devam etti: “Toplumun grevdeki kişilere yeterince sahip çıkmamasının da bu kararın alınmasında etkili olduğunu biliyoruz. Bu yüzden toplumun da bu talebe karşı bir tutum geliştirmesi gerekir. Yani tutuklulara dışarıda da bu sorunun sahibi var, hukuk uygulanması için çaba gösterenler de var diyebilmeliyiz. Toplum da bu noktada bütün sorumluluklarını yerine getirmelidir.”

Gerekli adımlar atılmalı

   

Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı da toplumun açlık grevlerine karşı yeterince tepki veremediğine işaret etti. Grevi sürdüren kişilerin seslerini duyurmak için başka yöntemlere başvurmak zorunda kaldığını ifade eden Prof. Fincancı, şunları söyledi: “Bizler ölümler olmasın dedikçe toplumdaki sessizlik bu insanların ölüme gidiş sürecine neden olacak. O nedenle hızla bu konuda bir şeyler yapmak gerekiyor. Özellikle siyasi iradeye büyük bir sorumluluk düşüyor. Siyasi iradenin mutlaka bu insanların sesine kulak verip, talepleri konusunda gerekli adımları atması gerekiyor. Bu taleplerin ne kadar insani olduğunu aslında daha iki gün önce Çorum Cezaevi’ndeki durum bize gösterdi. Tek kişilik hücrede tutulan KHK ile ihraç edilen tutuklu Muzaffer Özcengiz’in kalp krizi geçirerek ölmesi tecridin ne kadar kötü olduğunu bir kez daha gösterdi. Tecridin aslında ne kadar riskli bir tablo yarattığını hep beraber görmüş olduk. O yüzden biz buradan siyasi iradeye tecridin sonlandırılması ve mahpusların taleplerinin kulak verilmesi konusunda çağırımızı yeniliyoruz.”

Bu bir çığlıktır

   

TİHV Genel Sekreteri Metin Bakkalcı ise şöyle konuştu: “Demek ki onlar nezdinde kendilerini ifade edebilecek bütün kanallar tıkanmış ve deyim yerindeyse son çare olarak kendi bedenlerine zarar verecek olduklarını çok açık bilmelerine rağmen ama ölmek için değil, tam tersine yaşamak için uzun süreli bir açlık grevine girmiş oluyorlar. İnsanlar bunu tercih ediyorlar. ‘Yaşamımız son bulsa bile biz bu taleplerimiz gerçekleşinceye kadar açlık grevlerini sürdüreceğiz’ çığlığıdır, bu çığlık. ‘Biz bu konuda son derece kararlıyız’ demektir bu çığlık ve uzun bir süredir başladı. Bu sorunu aşmaya yetemediğimiz aşikar. Bugüne kadar bu konuda kamu otoriteleri ile etkin bir müzakere ortamı yaratılamamış durumda. Bir takım çabalar içinde olduk, kamuoyuyla da paylaştık. Meclis’te grubu olan birçok parti ilgileri ile görüştük. Aslında sorunun insani boyutunun yanı sıra hukuki boyutu karşısında görüldüğü kadarıyla bir tartışma yok. İnsani açıdan bu tecrit uygulamaları zaten kabul edilemez, hukuki açıdan bu durum kabul edilemez. Çözümü de son derece mümkündür. Yeter ki bir ortam yaratılabilsin. Burada sorumluluk esas olarak siyasi iktidara düşmektedir. Türkiye’deki  tüm toplumsal kesimler açısından da siyasi iktidarın bu doğrultuda adım atması için daha çok çaba göstermemiz gerektiği aşikardır.”

 

İSTANBUL

 
 

HDP: Bizleri yalnız bırakmayın

   

HDP Grup Başkanvekili Saruhan Oluç, Türkiye’deki bütün vicdan sahibi insanlara, STK’lara, demokrat insanlara seslendi: “Bizleri yalnız bırakmayın. Şimdi eleştiri ve karşılıklı hesap sorma zamanı değil, yaşatma zamanıdır.”

Ayhan Bilgen’in 31 Mart Yerel Seçimlerinde Kars Belediye Eşbaşkanı seçilmesinin ardından Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) yeni Meclis Grup Başkanvekili seçilen Saruh Oluç, son kez Parti Sözcüsü sıfatı ile açlık grevleri ve başlayan ölüm oruçlarına ilişkin basın açıklaması yaptı. Oluç, Türkiye kamuoyunu açlık grevleri konusunda çaba sarf etmeye çağırarak, “Açlık grevlerinde vahim bir durum yaşanıyor. Gelin hep birlikte çözüm bulalım” dedi.

HDP Genel Merkez’inde konuşan Oluç, şöyle dedi: “Son derece vahim bir durumdayız. Bugün 15 siyasi tutuklu, Bakırköy, Van, Gebze ve Diyarbakır’daki açlık grevi eylemcileri, eylemlerini ölüm orucuna çevirdiklerini duyurdu. Çok uzun süredir açlık grevini sürdürmekte olan tutukluların ölüm orucuna başlaması vahim bir durumdur. Bu konuyu MYK toplantımızda enine boyuna değerlendirdik, bir kez daha özellikle kamuoyunun ve bu ülkeyi yönetenlerin dikkatini bu konuya çekmek istiyoruz.

Talep, yasaların uygulanmasıdır 

Bu konudaki talepler çok açık ve nettir. Talep, Türkiye’de var olan infaz yasasının, TCK’nin, Anayasa’nın ve yönetmeliklerin uygulanması talebidir. İnfaz yasasına, TCK ve Anayasa’ya aykırı uygulamaların sona ermesi talebidir. Yeni bir yasa önerilmemektedir. Sadece var olanların uygulanması önerilmektedir. Türkiye’nin altında imzası olan uluslararası sözleşmelere uyumlu davranmasıdır istenen. Haberleşme özgürlüğü, her hükümlü için temel haktır. Kişiye özel hak ihlaline son verilmesi talebidir açlık grevindekilerin talebi. Bir kez daha bunu hatırlatmak istiyoruz ve bu talebin yerine getirilmesi önünde hiçbir hukuku ve siyasi engelin bulunmadığına işaret etmek istiyoruz.

 5 Nisan 2015’ten bugüne kadar, yani 4 yıl 25 gündür ki bu bin 485 gün eder, bu süre boyunca ağırlaştırılmış bir tecrit uygulanmaktadır İmralı’da. Bu süre boyunca ağırlaştırılmış bir tecrit vardır. 35 bin saatten fazla süredir devam etmektedir bu tecrit ve 35 bin saat boyunca iki kez aile ile görüşme yapılabilmiştir. Bu büyük bir hukuksuzluk değil midir? Var olan durum yasaların, uluslararası demokratik sözleşmelerin çiğnenmesi değil midir? 810 defadır avukatların görüşme başvurusu reddediliyor. Buna itiraz vardır. Bunların uygulanması için bu talep ortaya konmuştur. Biz de buna bir kez daha işaret ediyoruz.

Diyalog önerisi 

Demokratik siyasetin devam etmesi için çaba içindeyiz. Bir kez daha vurguluyoruz ve diyalog öneriyoruz. Bu konuda adım atılması için, özellikle ölüm orucuna başlanması nedeniyle durumun son derece vahim bir noktaya evirildiğine işaret ediyoruz. Bu diyalog önerimizi, bu çağrımızı elinizin tersiyle itmemenizi bir kez daha talep ediyoruz.

Yapılması gereken nettir 

Bütün dünya bu açlık grevlerini duymuş vaziyette. Bakın, geçtiğimiz günlerde Nobel ödülü almış 51 aydın, yazar ve bilim insanının içinde bulunduğu bir topluluk çağrı yaptı. Talepleri çok nettir. Biz Türk hükümetini ve uluslararası kamuoyunu Sayın Öcalan’a yönelik tecride karşı harekete geçmeye çağırıyoruz, dediler. Bu çağrı dünyanın her yerinde yükselmeye başladı. Türkiye’de yapılması gereken bizim açımızdan çok nettir. Yasaların, yönetmeliklerin, Anayasa ve uluslararası sözleşmelerin uygulanmasıdır.

Kulaklarınızı tıkamayın 

Aileler büyük bir rahatsızlık yaşamaktadır. Uluslararası alanda tanınırlığı olan birçok STK, inanç kurumları, aydınlar, demokratlar, yazarlar bir araya gelerek çağrıda bulunmuşlardır. Bu çağrılara kulaklarınızı tıkamamanızı bir kez daha öneriyoruz. Tekrar çağrı yapıyoruz. Türkiye’deki bütün vicdan sahibi insanlara, STK’lara, demokrat insanlara sesleniyoruz; bu konuda HDP’nin çağrılarına, HDP’nin yaptıklarına kulaklarınızı tıkamayın ve bizleri yalnız bırakmayın. Şimdi eleştiri ve karşılıklı hesap sorma zamanı değildir. Açlık grevleri ve yarından itibaren başlayacak ölüm oruçları kimseye zarar gelmeden sonlandırma zamanıdır.

HDP için aslolan yaşamdır. Bu insanlar için yaşamı savunmak ve ölümleri sonlandırmak bugün için en önemli görevlerimizdendir. Bizler bir çözüm bulmak istiyoruz. Demokratik siyaset içinde bir çözüm yaratmak istiyoruz. İnsani ve hukuki taleplerin yerine getirilmesi için çaba gösteriyor. Bu hukuk, vicdan ve hak arayışıdır. Yasa değişikliği önermiyoruz. Bir kez daha vurgulayalım, var olan yasaların uygulanmasını istiyoruz. Çağrımız bu açıdan baktığımızda herkesedir. Sadece ülkeyi yönetenlere değil, bütün yurttaşlaradır.

Hem ülkeyi yönetenlere, hem Meclis Başkanı’na, bütün siyasi partilere ve STK’lara bir kez daha çağrımızı yineliyoruz. HDP MYK olarak adım atılması için bizler elimizden geleni yapacağız. Sizlerin de elinden geleni yapmanızı bekliyoruz. Bu mübarek Ramazan’da insanların yüreğini yakmayın. Çağrımız bir kez daha bütün İslam alemine ve inananlaradır. Bu mübarek günlerde ailelerin yüreğinin daha fazla yanmasına yol açmayın, gelin bu yangını söndürebilmek için elimizden geleni yapalım.”

 

ANKARA