İnsan türünün diğer canlı türlerinden farklılaşarak kendisinde toplumsallığı yaratması, evrensel oluşumun en mucizevi gelişmelerinden biridir. İnsanın kendi türü ile ortak ve paylaşımcı yaşam tarzına geçmesi onu güçlü kılmıştır. Doğa karşısında yaşadığı yetersizliklerini birlik olma temelinde üstesinden geldiğinin farkına varması ile bu tarz yaşamı kendisi için temel bir ilke haline getirmiştir. Ve ilk toplumsal- insanlaşma olgusu bu şekilde form kazanmaya, gelişmeye başlamıştır. Gelişen farkındalık aynı zamanda toplumsallaşan insanın ilk bilinç- zekasının bir nüvesi olarak gerçekleşmiştir. Bu gelişme zamanın ilerleyen süreçlerinde, insanın doğa ile kurduğu ilişkiden çok şey öğrenerek, toplumsal aklın nitel gelişmesine yol açmıştır.

İlk toplumsal akıl, zaman içinde tüm topluluğun emeği ile kazanılan yaşam tecrübesinin birikimi ile oluşan bilincin, her topluluğun kendisinin de edindiği tecrübelerini katarak, gelecek nesillere aktırılan bilinci- zekası olarak tanımlanabilir. Toplumun milyonlarca zaman dilimi içerisinde yarattığı, düşünce, inanç, dil, bilim vb. yapılanmalar toplumsal aklın temelini oluşturmaktadır. Denilebilir ki toplumsallığa yol açan en temel etmen insan aklının gelişme karakterinde olmasıdır. Topluluk halinde gelişen ortak yaşam, toplumsal aklın gelişmesini tetiklemiştir.
İnsanı diğer canlı türlerinden farklı kılan şey de, topluluğun komünal yaşamının duygusal ve analitik zeka ile sürdürülmesidir. Diğer canlı türlerinde ise yaşamın sürdürülmesi içgüdüsel olmaktadır. Bu canlıların yaşamdaki refleksleri değişmezdir. Tehlike anında gelişen savunma refleksi aynıdır. Tehlike yerini terk etme şeklindedir. Ya da beslenme tarzı türünün yaşam şeklinin etçil ve otçul olmasına göre daimi ve değişmezdir. Burada canlı türünün yaşamını yönlendiren duygusal zekasıdır. Toplumsal yaşam tarzını geliştiren insan açısından durum farklıdır. Yaptığı araçları kullanarak doğadaki ihtiyaçlarını temin etmeye başlamıştır. Araç yapma, bunları bir amaç doğrultusunda kullanma savunma ve beslenme gibi durumlar insanda yetenek ve bilincin hızlı gelişmesine yol açmıştır.

Evren-doğa zekası ile insan zekasının etkileşimi

Evrensel hakikatte var olan “Hiç bir şey durağan değil, her şey sürekli değişir” ilkesi doğa için de geçerlidir. Doğanın sürekli değişme ve gelişme karakterinde olması, onun bir zekası olduğunu göstermektedir. Bu zeka doğada belli koşulların, belli sonuçlara yol açması şeklinde gelişen durumları, kanunları olarak ifade edilebilir. Doğa kendi kanunları çerçevesinde sürekli yeni yaratılışlar ve yok oluşlara sahne olması ezeli ve şimdi de devam eden bir durum olmaktadır. Örnek verilecek olursa, Bir suyun önüne bir bent kurulursa, bir süre sonra su birikerek bentlerden taşacaktır. Bir ormanı keser, yok ederseniz, orada çölleşme gelişecek, ikilim değişecek, temiz hava yok olacaktır.
Mevcut bazı şartlar birleşimi farklılığa, değişime yol açmaktadır. Newton’un etki-tepki prensibinin geçerliliğini koruması gibi. Ancak burada doğanın aklı ile insanın aklını aynı olarak düşünmek bizi hatalara götürecektir. İnsan Evrenin aklından çok şey öğrenmiştir. Ancak kendine has bir özelliği de sürekli korumuştur. İnsanın metafizik olması, analitik zekasını çok geliştirmiş olması onu sürekli farklı kılmıştır. Tür olarak Homo Sapiens(aklını kullanabilme kabiliyetinde olan) insan türünün çıkışı bu durumu kaçınılmaz kılmıştır. Zaten toplumsallaşmayı yaratma kabiliyetini gösterende bu insan türü olmuştur.
İnsan türü de tüm canlılar gibi doğa içerisinde yaşamını sürdürmektedir. Tüm canlıların ortak özelliği olan analık güdüsü, çocuğunu yaşatma istemi, çabası gibi özellikler insan türü için de geçerlidir. Analık olgusu kadını yaşamda daha yaratıcı ve belirleyici kılmıştır. Kendisinden başka bir canlıyı, kendi yavrusunu yaşatma istenci, kadının doğayı takip etmesine, erkeği de bu konuda eğitmesine yol açmıştır. Burada yaşama yön veren kadındır. Çünkü çocuklarını büyütmek, koruma endişesi olan kadındır. Bu aynı zamanda kadının düşünce ve duygu yönünde de farklı hissedişleri erkenden geliştirmesine götürmüştür. Pozisyonlarının duruma uygunluğu nedeniyle, kadınlar temel besin ihtiyaçlarını çevrede buldukları bitkileri toplayarak, erkekler ise hayvanları avlayarak, gelişen iş bölümü şeklinde olmuştur. Klan- kabile dönemi olarak ifade edilen bu süreçte insan yaşam ihtiyaçlarını karşılama doğadaki hayvanları taklit etme şeklinde olmuştur. Savunma için, soğuktan, yağmurdan ve kendilerine zarar verebilecek diğer hayvanlardan korunmak için ya bir ağacın kovuğuna, ya da şikefte sığınmışlar. Bu tarzı ilişkilenme insanın doğadan akıl almasına, kendi aklını kullanma yeteneğini geliştirmesine yol açmıştır.  
Toplumsal aklın gelişmesinde etkileyici olan çok önemli olan bir husus, insanın öğrendiği şeyleri unutmamasıdır. Sürekli gezginci konumunda olan insan her mekanda bulunan farklı canlı türlerinden bir şeyler öğrenmesidir. Böylece her değişen mekanla yeni bilgiler kazanılmaktadır. Yani eski bilgilere yeni bilgiler eklenmektedir. Denilebilir ki; İnsanı toplumsallaştıran ilk bilinç kıvılcımı böyle başlamıştır. Yaşamda fark edilen her bir yenilik, bir bilince dönüşerek, insanın ufkunu biraz daha genişletmiştir. Tüm bu yaratım ve kazanımlar bir çırpıda olmamıştır. Binlerce yıl ana kadın öncülüğünde insanın harcadığı emeğinin ürünüdür. Biriken bilinç damlaları zamanla insanın hafızasında bir havuza dönüşmüştür. Bu aynı zamanda geçen zamanın akışında gittikçe büyüyerek göllere, deryalara, okyanuslara dönüşecek insanlık hafızasın ilk oluşum ve gelişim aşamasıdır. İnsanı evrenin sınırlarında gezme gücüne ulaştıracak olan da bu biriken bilinç- bilgi birikiminin bu tarz gelişimidir. İnsanlık tarihinde her gelişen bir bilinç, eskisini kat sayısı oranında geliştirmesidir. Kürt Halk Önderi Öcalan’nun insanlığın gelişiminde elde ettiği bilinç ve kültürü tepeden aşağıya inen kartopu- nar topu benzetmesi tarzında gelişim burada da söz konusudur. Çünkü öğrenilen her yeni bilinç, öğrenme kabiliyetinde bir yetkinliği geliştirmesi, insanda sınırsız gelişme olanağını yakalamasına neden olmaktadır.

İlk toplumsal akıl olarak animizm

Toplumsal aklın gelişimine yol açan en temel şey insan topluluğundaki Animizim düşüncesidir. Animizim; doğadaki her varlığın canlı, ruhunun olduğuna inanılması, düşünülmesidir. Doğadaki her varlığa bir anlam ve değer biçilmesidir. Bu tarz hissediş, düşünüş insanın yaşamını değiştirecek önemli gelişmelerin oluşmasına neden olmuştur. Çünkü bu düşünüş evrensel gelişimin diyalektiğine uygun bir mantık olmaktadır.  Evrenin sürekli gelişme karakterinde olması, onun canlı olduğunu, bir zekasının olduğu belirtilmişti. İnsan bu gerçeğin farkına nasıl varmıştır diye sorulabilir? Toplumsal yapılanmanın ilk dönemlerinde insanın yaşam tarzı hayvanlarınkinden çok farklı değildir.
Doğaya bakışı da sezgisel düzeydedir. Duygusal zeka dediğimiz hissedişlerle çevre yorumlanmaktadır. Doğadaki her şeyi kendisi gibi görülmektedir. Doğadaki bir kuşun varlığı ile kendi varlığı arasında çok belirgin bir fark görmemektedir. Hatta ortak bir paydada buluşmaktadırlar. Her ikisinin amacı hayatta kalabilmektir. Diğer yandan iki türde de yaşamını doğada buldukları ile sürdürme arayışında olmalarıdır. O nedenle insan kendini doğadaki diğer canlılardan günümüz anlamında bir farkını görmemektedir, zaten bir farkta henüz gelişmemişti. O kendini doğanın tüm canlıları ile eş düzeyde bir varlık olarak görmekte, doğadaki her şeyin, kendisi gibi canlı olduğunu ve bir ruhu olduğunun düşüncesine götürmüştür. İnsanlığın çocukluk aşaması dediğimiz bu dönemde insan her şeyi kendisi gibi görmektedir. Doğayı taklit ederek, kendisi gibi olduğunu hissederek doğaya yaklaşmakta, ilişkilenmektedir.
Sayısız çeşitteki varlığı, güzelliği, büyük etkileyici gücü ile doğa insan için sürekli gizemli bir hakikat olmuştur. İnsanlar yaşamlarını etkileyen, gücü olan şeyleri daha çok kendisi için ilgi odağı haline getirmiştir. Yaşamın bir merkezi olarak rol alan Güneşin olağan üstü gücü karşısında büyülenmişlerdir. Işınları ile kimi zaman ısıtan, kimi zaman da yakan, yokluğunda da buzdan donma aşamasına getiren Güneşin gücünden çekinme kadar, sunduğu yaşam olanağı ile de çok değer vermişlerdir. Güneş olmaması halinde yaşamında olmayacağının farkına varmışlardır. Su da aynı şekilde her hali ile bir sihir gibi görünmektedir. Kimi zaman öfkeli hırçınlığı ile önüne gelen her şeyi yutan gücü, kim zamanda berraklığı, dingin akışı ile büyüleyen güzelliği ile tüm canlıları kendi etrafında toplamıştır. Çünkü o tüm canlı yaşamının vazgeçilmez hayat kaynaklarındandı. Tıpkı Güneş gibi onsuz da yaşamın olmayacağı fark edilmişti. Ağaç ve bitkiler için de aynı etkilenme söz konusuydu. Gölgesinde dinlendiği, meyvesi ile hayatta kalma gücünü elde ettiği bir ağaç da yaşamın sürdürülmesinin temel öğeleri arasında yer almıştı. Bunun gibi sayısız varlık yaşamlarında önemli bir yeri oluşturmuştu.
İnsan için artık çevresinde fark ettiği, faydalandığı her şeye kutsallık atfetmesi durumuna yol açmıştı. Yararını görmediği hata kendine zararı dokunabilecek şeylerden de uzak duruma yaklaşımına girmişti. Bunun da ona çok şey kazandırdığını fark etmişti. Doğa da kendi varlığını devam ettirme gücünü, yaşamın sırı olan bilinç böyle kazanmıştı. O nedenle faydalandığı varlıkları kutsayarak, anlam yükleme yaklaşımı gelişmişti. Hayat veren, besleyen, koruyan, acıtan, öldüren her varlığın canı ve ruhu var olduğunu düşünmüştü. Klan kabile şeklinde yaşamını sürdüren toplum yapısı, klanın varlığını besleyen, koruyan varlıklarla kendilerini özdeş kılmışlardır. Kutsadıkları şeyleri klanın kimliği gibi bir anlam yüklemişlerdir.  

Totemle ilk inanç sistemin gelişmesi

Kutsallaştırılan varlıklar zamanla totem- tabu halini almıştır.  Totem, kutsal görülen varlığın putlaştırılması, tapılmasıdır. Yani kendilerine yaşam enerjisi veren varlığa şükran duygularını sunma anlamını taşımaktadır. Bu aynı zamanda insanlığın ilk inanç düşüncesinin gelişmesinin temelini oluşturmuştur. İleriki süreçlerde toplum yaşamının en önemli manevi bir yönünü oluşturacak olan; Tanrıçalık, tanrı krallar ve tek tanrılı dinlerin ilk prototip halidir. Zihniyet ve toplumsal yapının değişmesi bu tür gelişmelere de yol açacaktır. Tabu ise, kutsal gördükleri şeylere zarar vermeyi yasaklamalarıdır. Çünkü yaşamın sürdürülmesi için besinin özünü aldığı bir bitkiye zarar verme, kendine zarar vermeme anlamına geliyordu. Meyvesinden yararlandığı ağacın yok edilmesi demek aç kalmak, belki de yok olmak anlamına geliyordu. Bu bilinci zamanla öğrenmişti.
Totemle varlık gerçekleştiği için klan- kabilenin kimliği halin gelmiştir. Bu tarzda maddi varlıkların simgeleştirilmesi de çok önemli bir gelişme olmaktadır. Aslında yaşamda mananın yani anlamın gelişmesine yol açmıştır. Bir klanın varlığını bir ağaçta görmesi gibi. Ağacın bir klanın yaşamını kurtaran bir varlık anlamına gelmesi gibi. Her coğrafyanın bitki ve hayvan yapısı farklı olduğu için her bölgede klan ve kabilelerinde faydalandıkları şeylere göre totemler de farklı olmuştur.  Günümüze kadar yansıyan bu inanışı örnek, Hindistan’da ineğin kutsanması, Kürtlerde buğdayın, ekmeğin kutsanması, deniz bölgesinde balık türünün kutsanması, Zerdüştilerde ateşin kutsanması, vb. sayısız kutsal simgeler günümüze kadar kültürel bir kalıntı olarak taşınmışlardır. Varlıklara anlam yükleme, kendi toplumuna anlam yükleme, simgesel aklında gelişmesine yol açmıştır.

Animizm düşünce yapısının anacıl-kadın karakteri  

İlk toplumsallaşmanın klan – kabile yapısının Ana kadın öncülüğünde gelişmesi animist düşünce yapısının kadın karakterli olmasına neden olmuştur. Kadının doğa ile aynı özellikleri taşıması en belirleyici etmendir. Kadının doğa gibi kendini sürekli yenilemesi, kendini fazlalaştırması gibi özellikler kadını doğayla bütünleştirmiştir. Kendinden yeni bir canlıyı yaratma ve onu yaşatma çabası, kadın açısından, doğanın dilini anlama, doğadaki varlıkların acı ve sevinçlerini hissetmesine neden olmuştur. Kadının annesiz kalmış bir hayvan türünün yavrusunu emzirmesi, ya da ona kendi yaşamını sürdürecek duruma gelene kadar onu beslemesi, koruması doğa ile ne kadar bütünleştiğini göstermektedir.
Doğadaki varlıklarla konuşma, onlardan isteklerde bulunma gibi durumlar örnek verilebilir. Topluluğun kendilerini toprak ananın bir evladı olarak görme yaklaşımını kadın herkese öğretmiştir. Kendisi de anne olduğu için diğer tüm canlı türlerindeki anneleri ve yavrularını anlamakta, hissedebilmektedir. Kadın doğanın ne kadar cömert olduğunu görmüştür. O nedenle çocuklarına, klan, kabilesine nimetleri ile hayat ve can veren doğayı, bu armağanlarını hiçbir zaman unutmamaktadır. Adaletli olma anlayışının doğal toplumun temel bir karakteri olması, ana kadının doğadan öğrendiği ve toplumuna kazandırdığı bir özelliktir. Doğal toplumda ilk şaman ve büyücülerin kadın olması da kadının doğanın dilini anlaması, hissetmesi ve ona göre hareket ederek, yaşamda bu güçleri kullanmasından kaynaklanmaktadır. Klan- kabile yaşamını tehlikeye atacak ruhların öfkesinden kendi topluluğunu koruma amaçlı doğa ile girdiği iletişimde sonuç alması, yaşamda bir kültür olarak gelişen kadının kutsal olarak görülmesi bunun gibi birçok özelliğin sonucu gelişmektedir. Bunun gibi doğal toplumun karakterinde olan birçok özelliği bu tarzda ana kadın doğadan öğrenerek, kendi toplumuna kazandırmıştır. Böylece doğadan kadına, kadından tüm topluluk yaşamına geçen bir bilinç akışının oluşmasına yol açmıştır.
Doğanın bin bir çeşitteki bitki ve hayvanları ve suyu ile yaşamı devam ettirme imkanını sunması doğayı kadın nezdinde farklı kılmıştır. Kadın doğayı canlı ve bir ruhunun var olduğuna inanmıştır. Kadın doğanın birçok özelliğini kendi toplumsallığına uyarlamıştır. Paylaşımcı olama özelliğini doğadan aldığı gibi toplumu korumaktadır. Özgür olma, doğanın en temel karakteridir. Özgürlük olduğu için çoğalma, çeşitlenme gelişme yaşanabilmektedir. Kadının kurduğu toplumun en belirgin özellik bu nedenle özgürlüktür. Denilebilir ki, ilk oluşan toplum zihniyetinin kadın karakterindedir, kadında bu karakterini doğadan almıştır. Günümüzde de doğal toplum kültürünü taşıyan kadınların olaylar karşısında vicdanlı, adaletli olma, hislerinin güçlü olması gibi durumlar bu tarihsel toplum gerçekliğinden ileri gelmektedir.  
Diğer taraftan kadın doğadaki canlılarla ilişkilerinin maddi ve manevi boyutları olmuştur. Doğada değer verdiği şeylerden takılar yapması, kişiyi ya da toplumu kötü şeylerden koruyacağına olan inançtan kaynaklanmaktadır. Klanın taptığı şeye göre değişmektedir. Doğadaki hayvanların seslerini taklit etmesi dilin ve simgesel dilin gelişmesine yol açmıştır. Bu ise toplumsal aklın gelişmesinde patlama yapmasına neden olmuştur. Çünkü simgesel dilin gelişimi, insanın nesneleri görmeden, birbirine hissettirme, anlamasına yol açmıştır. Diğer yandan insan öğrendiği bilgi, yaşam tecrübesini sözcüklerle kavratması, hayalinde canlandırma gücünü yakalaması ile dil insanı toplumsal tarihle buluşturmuştur. Geçmişi günümüzde yaşatan sihirli bir güç gibi insan ufkunu sınırsız kılmıştır.  

Verimli Hilal’de Aryen kültürü

Toplumsallaşan insanın büyük gelişmeler kayıt etmesinin nedeni insanın doğa ile uyumlu bir yaşamını olmasıydı. Doğayı canlı görme anlayışı onunla dostluk, karşılıklı birbirini haklarını gözetme temelinde gelişen bir özgürlük ilişkinin oluşmasına yol açmıştır. Doğal toplumda ana kadının geliştirdiği toplumsal yaşamda doğa da bir ana olarak görülürdü. Bu düşünce Animist anlayışı insanla doğa arasında uyumlu, sorunsuz bir ilişkinin milyonlarca yıl devam etmesine neden olmuştur. Aynı şekilde toplumun da kendi içerisinde özgürlükçü, eşit, komünal demokratik bir yapıda yaşamını sürdürmesine ve toplumsal düzeyde devrimsel gelişmelerin yaşanmasına neden olmuştur. Verimli Hilal’de Ana kadın öncülüğünde gelişen Tarım ve Köy devrimi sonucunda oluşan Aryen kültür ve dili buna örnektir.  İnsanlığın bugün ulaştığı tüm bilim ve teknik gelişmelerin temelini atmış bulunmaktadır. Doğa da kendi içerisinde diyalektik gelişimini sürdürmüştür. Günümüzün yaşadığı düzeyde doğasal sorunlardan söz edilemez.
Ana kadının demokratik toplum kültürüne karış gelişen devletçi uygarlık ve egemenlikçi paradigması ile hem toplum açısından hem de doğa açısından köklü değişimler yaşanmıştır.  Zihniyetin egemenlikçi karakteri ilk başta kadını köleleştirmiş, toplumda parçalanma ve dumura uğratılması yaşanmıştır. Toplumun özgürlükçü karakteri yerine sınıflaşma, efendi-köle, ezen-ezilen toplum yapısı geliştirilmiş. Bu toplumsal sorunların baş göstermesine ve sistemin karakteri ile paralel sorunların ağırlaşmasına neden olmuştur. DEVAM EDECEK



ZELAL EDESSA