Erkek dengbêjlerin çoğu, kayıt oldukları derneklere her gün uğrama ve kısa da olsa burada zaman geçirme imkânına sahipken, aynı durum kadınlar için geçerli değildir. Bunun yanında geleneksel sınırların içinde kalıp bir nevi gizlenen, bu şekilde “aile huzurunu koruma”yı seçmek zorunda bırakılan kadın dengbêjlerle yüzyüze görüşmek, derneklerde bulunan kadınlara kıyasla daha fazla çaba ve zaman gerektirmektedir.

 

Ruşen ALKAR

 

“Cemaatekî jin tê da tune be, wek dara bê pel”

Sahip oldukları kültürel birikimi yazı ile aktarmayı tercih etmeyen insan toplulukları, bu amaca hizmet etmesi için insan belleğini araçsallaştırmışlardır. Walter J. Ong, kim olduklarının en önemli işareti olan kültürel miraslarını söz ve müzik yoluyla bir sonraki nesle aktarmayı seçen toplulukları, “sözlü kültür” toplulukları olarak tanımlamıştır. Sözlü topluluklar, onları “diğer”lerinden ayıran kültürel motiflerini, dans, şiir, müzik, masal gibi hafızada iz bırakan, “dışadönük” pratiklerle somutlaştırarak, kimliklerini bu zenginlik üzerine inşa ederler. İnsan belleğinde korunarak, toplulukça yeteneği ve becerisi onaylanmış ozanlar/ustalar aracılığıyla bir sonraki nesle aktarılan bu kültürel birikim biçemi, Jan ve Aleida Assmann tarafından “kültürel bellek” olarak adlandırılmaktadır. Bu yolla, birlikte yaşamayı seçen insan gruplarının dini inançları, tarihi kırılma noktası olarak “moment”leri, yaradılış efsaneleri ya da en sade haliyle gündelik insan ilişkileri vs. yazı gibi somut bir mekân yerine, ozanın ya da ustanın yaratıcılığını kullanarak, -topluluğun hassasiyetlerini gözetme şartıyla- çeşitleme yapabileceği soyut bir “kab”ta muhafaza edilir.

Bu tanımlar ışığında sözlü kültür topluluğu olarak değerlendirilmesi gereken Kürtler, kimlik bileşenlerinin en önemli parçalarını taşıyan kültürel belleklerini, müzik ve söz aracılığıyla günümüze aktarmışlardır. Ritüelistik pratiklere gömülü olan bu kültürel kodları aktarma görevi, birçok sözlü kültürde olduğu gibi, ozanlara, kendi kültürünün terminolojisinde dengbêjlere düşmektedir. Dengbêjler, tarihi olay ve destanları, yer yer şiirlerle süsleyerek, tartımsal kalıplardan ve makamsal süslemelerden faydalanarak seslendirirler. “Çoğunlukla okuma yazma bilmeyen fakat müthiş bir hafızaya sahip olan dengbêjler, güzel bir sese sahip, bazen de çalgısının ustası olan bir köylüdür; Kürt kültürünü bir uçtan bir uca tanıtmakla birlikte kendisi de bir yaratıcı, şair ve bestecidir” (Nezan, 1996: 12-23). Söylem itibariyle, adı yöresel kullanımda farklılık gösterse de, dengbêjlerin konuşma tonuna yakın bir üslupla söyledikleri, melodik çizgisi ayırt edilebilir ezgilere kilam denmektedir. Kilamlar, ses ve söz sanatının ustalıkla sergilendiği, metinsel olarak oldukça sık dokunmuş müzik biçemleridir. Kürt müziğinin bilinen en eski formlarından biri olarak kilamlar, sunum şekilleri itibariyle bulunduğu zamanın sosyal ve politik görüngüsünden etkilenerek değişime uğrayabilmektedir.

Türkiye’deki bazı kilam icracıları, adları illere göre değişen Mem û Zîn (Cizre), Serhad (Van), NÇM (İzmir, İstanbul) gibi benzer toplumsal işleve sahip derneklerin çatısı altında belli bir popülarite kazanmışlardır. Diyarbakır’da, CISGS (Türkiye’de Kültürel Halkların Desteklenmesi Kültürel Girişimler Destek Hibe Programı) çerçevesinde yürütülen Dengbêjler ve Dengbêjlik Geleneği isimli proje dâhilinde, Büyükşehir Belediyesi tarafından 2007 yılında kurulan Diyarbakır Dengbêj Evi, yerli ve yabancı turistlerin uğrağı olduğu kadar bölge halkının da ilgisini çekmektedir.

Dengbêj Evi’nde kayıtlı olan 28 dengbêjin 27’si erkektir.

“Erkek egemen” düşüncenin baskın olduğu her toplulukta olduğu gibi Kürt toplumunda da kadının yaşam alanları, cinsiyeti etrafında kurgulanmış roller yoluyla kısıtlanmıştır. Erkek zihniyetince tanımı yapılmış, “anne”, “gelin”, “eş”, “ev kadını” gibi kimliklerin izin verdiği oranda sosyalleşebilen kadının bu çizgilerin dışına çıkması, hayatını tehlikeye sokacak durumlar doğurabilmektedir. Alan araştırması yöntemiyle sürdürdüğüm çalışmamın hazırlık evresinde, dernekler çerçevesinde bazı kadın ve erkek dengbêjlerle görüşmeler yaptım. Şimdiye kadar yaptığım gözlem ve görüşmelerde, toplumsal cinsiyet sınırlarını zorlayan kadın dengbêjlerin, bulundukları konumdan gurur duydukları izlenimini edindim. Günümüzde geldikleri noktayı, bir “mücadele” ve “bedel ödeme” süreci sonunda, “geciktirilmiş” bir hak olarak savunan kadın dengbêjler, kendilerine Ayşe Şan ve Meryem Xan gibi, şarkı söyledikleri için aile ve toplum tarafından dışlanan dengbêj ve stranbêjleri örnek göstermektedirler.

Görüştüğüm kadın kilam ustaları, Kürt hareketinin başladığı dönemi, erkeklerin “esaret”inden kurtuldukları bir milat olarak değerlendirmişlerdir. Erkeklerin savaş sürecinde ölmeleri ya da hapse girmeleri sonucunda kadınlar, ailenin geçimi için para kazanma rolünü de üstlenmiştir. Cezaevi ve mezarlık ziyaretlerinde bulunmak, süre giden mahkemelere katılmak gibi kamusal hayata dâhil olmayı gerektiren yeni sorumluluklar, kadının yaşam alanlarını genişletmiş, onu daha bağımsız bir statüye taşımıştır. Toplumsal kimlikte yaşanan bu zorunlu değişim sonucunda erkekler -görüştüğüm dengbêjin deyimiyle - “kadınların yolunu açmışlardır”. Görüşme kişisi, erkeklerin bulunduğu bir ortamda rahatlıkla kilam söylemesinin bir diğer önemli sebebinin, Kürt politik hareketinin “eşitlikçi” söylemleri olduğunu ifade etmiştir.

Erkek dengbêjlerin çoğu, kayıt oldukları derneklere her gün uğrama ve kısa da olsa burada zaman geçirme imkânına sahipken, aynı durum kadınlar için geçerli değildir. Bunun yanında, geleneksel sınırların içinde kalıp bir nevi gizlenen, bu şekilde “aile huzurunu koruma”yı seçmek zorunda bırakılan kadın dengbêjlerle yüz yüze görüşmek, derneklerde bulunan kadınlara kıyasla daha fazla çaba ve zaman gerektirmektedir. Birçok toplumda olduğu gibi Kürtlerde de, eril düşünceyi sorgulamadan kabullenen ya da özgürlük alanını genişletmek için erkekçe düşünüş ve davranış kalıpları geliştiren kadın profiline rastlamak mümkündür. Dernek çatıları altında edilgen bir konumda olan kadınlar, kocalarının onayı olmadan orada bulunamayacakları bilincini taşırlar. Erkeklerle karşılıklı söyledikleri divanlarda, giyim, kuşam ve tavırlarına dikkat etme zorunluluğu hissederler.

Kürt toplumunun kültürel belleğini aktarmada önemli bir işleve sahip olan dengbêjlik geleneğinin “görünen” temsilcileri erkeklerdir. Kadınlar ise toplumsal baskı sebebiyle bu yeteneklerinden vazgeçmek ya da bunu gizli saklı sürdürmek durumunda kalmaktadırlar. Görüştüğüm kadın ve erkek dengbêjler, kilam söyleme geleneğinin kadınların yaşam deneyimlerinden doğmuş bir pratik olduğu düşüncesinde çoğunlukla hemfikirdiler. Fakat içinde yaşadığımız toplumun “erkekçe” söylemleri, sesini yükselten kadına canıyla bedel ödetmeyi meşru görmektedir.

Kadın duyarlılığıyla algılanmış bir dünyanın anlatımını içeren kilamlara ulaşmak ve erkek zihniyetince şekillendirilmiş ezberleri bozmak için, kadın dengbêjlerin içini dökmesini dinlemek gerekmektedir. Bu da ancak daha fazla kadın araştırmacının alana inmesiyle mümkün olacaktır. Bu deneyimler, kadının tarihini ve kimliğini yeniden oluşturması sürecinde büyük bir öneme sahiptir.

KAYNAKÇA

- ASSMANN, Jan; Kültürel Bellek, Eski Yüksek Kültürlerde Yazı, Hatırlatma ve Politik Kimlik; (Çev: Ayşe TEKİN), 2007 (1. basım), Ayrıntı, İstanbul.

- NEZAN, Kendal; Kürt Müziği; 1996, Avesta, İstanbul.

- ONG, Walter J.; Sözlü ve Yazılı Kültür (Sözün Teknolojileşmesi); (Çev: Sema P. Banon); 2007 (4. basım), Metis, İstanbul.

- ÖZALP, Davut (ed.); Antolojiya Dengbêjan; Türkiye’de Kültürel Halkların Desteklenmesi Kültürel Girişimler Destek Hibe Programı (CISSG) Dengbêj ve Dengbêjlik Geleneği Projesi; 2007; Akademi, İstanbul.

* 12 Mart 2010 tarihinde dergimizin 60. sayısında yayınlandı.