Uzun bir aradan sonra bu köşede tekrar yazmaya karar verirken, tarım politikalarını yerel, feminist ve ekolojik bakış açısıyla ele alan bir yazıyı paylaşıyoruz. Bu makalenin yazarı Özlem Yeniay'ın agroekoloji ve tarım politikaları üzerine çalışmalarını ve ilerde daha derinlemesine ele alacağımız bu konuyu buradan ve alternatif yayın organlarından takip edebilirsiniz:

Agroekoloji tarımsal üretime dayalı topluluk ekonomileri ve gıda bağımsızlığı üzerine odaklanmış, alternatif ve toplumsal bütünlüğe vurgu yapan bir sistem anlayışıdır. Sürdürülebilir, yerel bilgiye ve üretime dayalı, doğal tarım teknikleri ve deneyimleri üzerine yoğunlaşır. Ancak teknik bilgi ya da uygulamaya dayalı diğer tarım modelleri/çalışmalarından farkı, kapitalizme ve neoliberalizmin yapısal ekonomik modellerine karşı antikapitalist, insanın ve doğanın sermayeden bağımsızlaşmasını, küçük aile çiftçiliğine dayalı modeli ve kadın katılımını esas alan bir model önermesidir. Bu bağlamda “çevre koruma” ya da yalnızca “doğal/organik tarım” gibi teknik iyileşme ya da iyileştirme perspektifinin çok ötesine geçmektedir. Sosyal adalet, yerel kültürlere saygı, ekonomik bağımsızlık ve toplumun ya da toplulukların kendi üretim biçimleri ve yaşamları üzerindeki otonomilerini de kapsar.

Aile ölçeğinde üretim toprak ve üretimle kurulan ilişkinin boyutları yani yakınlığı dolayısıyla biyo-çeşitliliğin, toprağın korunması ve kendisi için üretim yapan aile fertlerinin ya da bireylerin sağlıklı beslenmesi ve yerel ekonomilerin canlanması anlamına gelir. 

Mono kültür yani tek tip ve endüstriyel tarım modeline alternatif bir modeldir. Gıda bağımsızlığı yani marketten ve sermayeden bağımsız gıda üretimi ve hakkı en öncelikli ilkedir. 

Agroekolojik üretim modelinde üretim bir döngü gibi kabul edilir. Ürünler ve üretim araçları da dahil olmak üzere tüm sistem birbirini tüketen değil besleyenler zinciri üzerinden inşa edilir. Yani ineklerden, sebzelerden, ağaçlardan, rüzgara tüm sistem dışardan müdahalelere gerek duymadan birbirini besleyebilmekte ve agroekolojik model deneyimleriyle milyonlarca insanı besleyecek düzeyde ürün ve hatta sürdürülebilir üretim koşullarını sağlamaktadır. 

Son yıllarda kongrelerinde alınan kararlarla agroekoloji, La Via Campesina ve Topraksızlar gibi büyük tarım örgütleri ve alternatif yaşam inşa eden hareketlerin ideolojik ve politik hattı olarak ortaya çıkmaya ve bir mücadele alanı olarak kurulmaya başladı. 

Önce üretim için somut koşulları hazırlayan ve bunun için hiçbir kredi, uzman, destek vs. gibi kapitalist müdahaleye ihtiyaç duymayan küçük ölçekli çiftçi toplulukları ya da aileler daha sonra üretim güçlerini, araçlarını da birleştirerek, kooperatifleşmeye gitmesi bu modelin inşası ve değişime doğru atılan diğer bir adım. 

Ve toprağa dönüşle ile yeniden başlayan ilişkilenme, toprak üzerinden diğer canlı türleri ve yaşamsal kaynaklar, ürünün kendisiyle kurulan ilişki, kooperatifler aracılığıyla yeniden inşa edilen üretim ilişkileri ve toplumsallaşma biçimi yeni bir iletişim biçimi, sosyal ağlar anlamına gelmektedir. Bu bağlamda Marx’ın kapitalist üretim süreçlerinin bir sonucu olarak ortaya koyduğu “yabancılaşma” sorununa bir çözüm olarak agroekoloji; ekonomik ve toplumsal anlamda bir tedavi, iyileşme sürecidir. 

Kolektivite ve politik teknik formasyon omuz omuza birlikte ilerlemek zorundadır. Bunun nedeni topluluktan yani yerelden alınan bilginin yeniden oraya, geriye dönebilmesinin gerekliliğidir. Agroekoloji topluluğa dahil olma, kolektivite ve politik formasyon perspektifi, biyo-çeşitliliği, kültürel çeşitliliği yani toplumsalın çokluğunu ve yerelliğini koruma ve tersine döndürme politikasıyla organik tarım ya da permakültür gibi tarım metotlarından ayrılır. Global pazar halihazırda organik tarım ürünleri, sağlıklı yaşam ve bunların piyasaya dönüştürülmüş halini ele geçirmiş durumdadır. Dolayısıyla ele aldığımız yeni alternatif yaşam modellerinin toplumsal ilişkiler ve üretim süreçlerine dair ilişkilerin kökten değişimine dair bir projeksiyonu söz konusu değilse, kapitalizme alternatif bir inşa da mümkün değildir.