Güney Afrika deneyimini inceleyen Rojda Yıldız, kadın örgütlenmesinin geri plana atılmasından kaynaklı dönüşümün yaşamsallaşmadığını belirterek toplumsal bir örgütlenmeye ihtiyaç olduğunu söyledi. 

Hafıza programı kapsamında Güney Afrika’ya giden Rojda Yıldız, burada bulunduğu süre zarfında ülkedeki barış süreci sonrasında yaşananlara ve kadınların mücadelesine ilişkin araştırmalar yaptı. Yıldız, ülke deneyimi ile ilgili gözlemlerini Mezopotamya Ajansı’yla (MA) paylaştı. Yıldız şunları belirtti:

Orada halkın çok ciddi mücadelesi sonucunda barış süreci elde edilebilmiş.  Aslında bir inşa süreci yapılmaya ve yaralar sarılmaya çalışılıyor.  Ancak  savaş görünürde bitmiş. Kan, silah, öldürme üzerinden bir savaş yok ama farklı bir savaş var. Siyahlar hala kendi ülkelerinde bir sömürge pozisyonunda yaşamaya devam ediyor. Kaldığım kentte bir tane bile beyaz çöpçü, otoparkçı, garson görmedim. Yani barış sonrasında durumun ticari değeri değişmiş. Eskiden bunu bedava yapıp üzerine işkence görüyorlarmış, şimdi ise para karşılığında yapıyorlar. Bu yeni bir kölelik biçimi.

Minimal düzeyi kabul etmişler 

Bu durumu oradaki siyah insanlarla konuşmak istediğimde durumlarından memnun olduklarını söylüyorlardı. Kendi topraklarını almak gibi bir talepleri var ama artık beyazlarla kaynaştıklarını, buna dair bir problem, düşmanlık, nefret beslemediklerini söylediler. Minimal olan ile yaşamaya mutlu olma, bunu kabul ettirme, bizim düsturla “şükretme” hali çok fazla vardı. Şehir merkezinde sadece beyazlar yaşıyor, etrafında kalan tek gözlü, tamamen derme çatma kulübelerde ise siyahlar. Kent merkezinde yaşayan çok az siyah var. Bunun travmatik bir durum olduğunu düşündüm aslında.

İnsanlarla görüşmelerimde sürekli geçmişle kıyaslama hali vardı. “Artık öldürülmüyoruz, sokakta dolaşabiliyoruz” deyip kötünün iyisini kabul etme hali var. Bunu reddeden gruplar da var. Kırmızı Bayrak isimli bir radikal örgüt militanıyla görüşmüştüm;  beyazları bu ülkede istemediklerini, beyazların artık kendi ülkelerine dönmeleri gerektiğini ve hala sömürge olduklarını, topraklarını istedikleri gibi işleyemediklerini söylemişti.

Kürtlerde alternatifi örme amacı var

Siyahlar,1984’te barış anlaşması imzaladıklarında ellerinde hiçbir şey yokmuş. Kürt halkının mücadelesinde alternatifi örme amacı var. Kürtler “Barış gelecek biz ondan sonra kendi haklarımızı örgütleyeceğiz” üzerinden değil barışa giden yolda yaşamı örgütlemek gibi bir amaçları var. O yüzden buradaki sürecin Güney Afrika’ya benzeyeceğini düşünmüyorum.

Zihniyet değişimi yaşatılmadı

Güney Afrika’da özellikle Rojava’da IŞİD’e karşı verdikleri mücadeleden kaynaklı çok ciddi bir özenme hali ve hareketli olmalarına duyulan sempati var. Anayasal olarak baktığınızda Güney Afrika’da her türlü cinsiyetçi, ırkçı, nefret içeren davranış ve söylemler çok ciddi cezaları öngörüyor ancak uygulamada bir karşılığı yok. Birine tecavüz eden kişiyi bulmak çok zor. Çünkü sistemleri yok. Bir zihniyet değişimi yaşatılmadığı için var olan suçların önüne geçilemiyor. O yüzden taciz ve tecavüz gibi suç oranları yüksek.

Tecavüz oranı yüksek

Güney Afrika’da kamu alanlarının tuvaletlerinde prezervatifler var. Nedenini sorduğumda siyahi kadınlara tecavüz oranının yüksek olduğunu ve sağlığa erişimlerinin zor olduğunu özellikle hamile kaldıklarında da çocukların kadınlara kaldığını belirttiler. Çoğu hamile olduğunu dahi bilmediği için kürtaja çok geç kalabiliyor. Ya da kürtaj yaptıracak paraya erişemiyor. Devlet de bunun önüne geçemediği için prezervatifi kullanmaya yönelik bir uygulama başlatmış. Bu çok kötü bir şey.

Toplumsal dönüşüm kadın meselesinde çok önemli. Yasalar ve kurumların önleyici bir etkisi olabilir ama toplumsal bir zihniyet yaşanmamışsa, tecavüz- taciz kültüründe, kadına bakış açısında bir değişim yaşanmamışsa yasalar koruyucu bir önlem olmuyor. Bunlara rağmen kadınları hayata katmaya çalışan bir feminist hareket var.

Barış süreci kadına adalet getirmedi

Oradaki kadınlar; “Barış süreci sırasında çok pasif kaldık. Barışla birlikte her şeyin düzeleceğini düşündük ama sonrasında fark ettik ki barış demek kadınlar için adalet demek değil.  Son 10 yıldır fark ediyoruz ki erkeklik problemi, kendi erkeklerimize, siyah erkeklere karşı savaşmamız gereken bir meseleydi. O yüzden Kürt kadınların ataerkiye karşı verdikleri mücadeleyi ve bunun üzerinden söz koymalarını çok değerli bir şey olarak görüyoruz” demişti.

 Orada adına hareket diyebileceğimiz bir feminist örgütlenme yok. Örgütlenmeleri önündeki en büyük engeli sorduğumda; “Avrupa fonlarıyla yeterince desteklememesi” yanıtını aldım. Bel bağladıkları nokta, fonun ne kadar geldiği. Elbette ki bu işin her adımında da gönüllülük esastır ama hayatının her alanına bunu yedirerek, kadınları temel alarak yürütülen bir mücadelenin yanında etkili olamıyor. Toplumsal bir hareket yaratamadıkları için çok kısıtlı bir alana takılıp kalmışlar. Toplumsal olarak bunun önüne geçemediğinizde yasalar anlam ifade etmiyor, toplumsal bir örgütlenmeye ihtiyaç var. Ne kadar toplumsallaşırsanız, erkeklere karşı mücadelede o kadar başarılı olursunuz. Türkiye’de feminist hareket büyük mücadele vermiş, büyük bedeller ödemiştir ama son 3 yıllık çatışmalı süreçte bir kırılmanın ve dağılma eşiğine geldiğini görüyoruz. Bazı feminist örgütlerin kapılarını kilitleyip gittiği bir süreç yaşanmıştır. Ama tüm baskı ve düşmanca politikaya rağmen her iki tarafta da kadın hareketleri muhalefet olarak sayılabilecek en güçlü kanat. Hem Türkiye kadın hareketi hem de Kürt kadın hareketi. Son 3 yılda AKP Hükümetinin kadın politikalarına karşı en iyi muhalefet eden kesim olarak görüyorum.

 

HABER MERKEZİ