Demokrasi ve özgürlükleri büyütmeyi değil, var olan kırıntıları dahi yok etmeyi, toplumsal muhalefetin bastırılmasını, imha edilmesini amaçlayan bir savaşa hazırlanıyor.
Geçmiş iktidarlar döneminde uygulanan kaba gücü eksen alan yöntem yerine, daha ince, daha "sinsi", daha tahripkar, daha "ahlak dışı" ve daha kirli olan bir savaş tarzıyla.
AKP, önce "statükocu güçlerle'' cebelleşti. Mesafe kat etti. Ardından "suçdaşı Cemaatin" üzerine yürümeye başladı. Mesafe kat ediyor. Bu sefer, derin güçlerle ortaklaşarak Kürtleri vurmak istiyor. İşte orada bir dur, bir daha düşün. Kürtler iri kılçıklı balıklar gibi boğazına oturup saltanatını yıkacak güce ulaşmıştır.
Mutlak İktidarcı Anlayışlar (MİA), devletin tek gücü haline gelince; karşıtlarını, muhalifleri bastırmak, etkisizleştirmek veya imha etmek için mutlaka böyle bir süreci önlerine koyarlar.
Çünkü talanlarının, yolsuzluklarının, keyfi uygulamalarının açığa çıkmasını, yargılanmasını asla istemezler.
Hiçbir "şirik"e de tahammül etmez. Halkın iktidarından yılandan korkar gibi korkarlar. Halkın iktidarında "sudan çıkmış balığa döneceklerini" bilirler.
30 Ekim 2014 tarihinde yapılan MGK toplantısında topyekün savaşın kararı alındı. Bu karar, bir devlet stratejisi olarak devletin esas anayasası olan "Kırmızı Kitab"ına da girdi. Devletin "has kurumları" harıl harıl çalışmaya başladı bile.
06-08 Ekim olayları gerekçe gösterilerek çıkarılan ve kamuoyunca "Yargı Paketi" olarak tanımlanan, bazı kanunlarda değişiklik yapan yasa, meclis tarafından onaylandı, yayınlandı, yürürlüğe girdi.
06-08 Ekim olayları yaşanmamış olsaydı dahi, başka gerekçeler yaratılarak bu yasa çıkarılacaktı.
Bu yasanın iki önemli olgusu vardır: "Makul şüphe" ve polise verilen 24 saatlik gözaltı yetkisi. Artık, iktidara biat etmeyen herkes "makul bir şüpheli"dir.
Yürütmenin emrindeki polis artık istediğini 24 saat gözaltına alabilir. Yasayla gri, diğer bir ifadeyle "alacakaranlık bir bölge" oluşturuldu. Yasaların, hak ve özgürlüklerin öteleneceği, "devletin âli menfaatlerinin" öne çıkacağı, çıkarılacağı karanlık bir bölge.
Yasalarla tanımlanmayan JİTEM de, 90'lı yıllarda, kendisine fiili olarak tanınan 96 saatlik "alacakaranlık bölge" gözaltı yetkisiyle binlerce Kürt muhalifini katletmişti.
Önümüzdeki aylarda, 12 Eylül faşizmi döneminden daha fazla haberler işiteceğiz, "devlet şak deyince tak yapan" medya organlarından.
Hep aynı olan teraneleri duyacağız. Demir parmaklıklı "pencereden atlayarak", odada olmayan "kalorifer peteğine kafasını vurarak", bomboş hücrede "yatak çarşaflarıyla kendini asarak" intihar etti denilecek.
Ya da, "yüzü gözü kapalıydı", elleri kelepçeli olmasına rağmen "kaçarken" vuruldu, diğer gerekçeleri olacak.
Milli Güvenlik Siyaset Belgesi'ni güncelleştirmeye başladılar. Ardından, Askeri Güvenlik Strateji Belgesi'nin ve planının taslağını oluşturdular. Yeni algı ve planlama; "Savunma ve strateji oluştururken, tehdit tabanlı planlama yerine yetenek ve etki tabanlı strateji ve planlamaya geçilmesi" olacaktır.
Devletin tüm kurumları buna göre hareket edecek. Hatta bütün sivil toplum örgütleri bunun parçası haline getirilecek.
Eğer "Ayaklanmaya karşı koyma stratejisi ve doktrini ile çok katmanlı asimetrik mücadele stratejisi oluşturulacaksa, teknik ve taktik kabiliyetler artırılacaksa, sivil ayaklanmalar ve itaatsizliklere karşı yeni metotlar geliştirilecekse, itaatsizlik eylemleri yapıldığında STÖ’ler bir karşı koyma gücü olarak devreye sokulacaksa, askeri kuvvet yapısı yanında melez harekat tarzları devreye sokulacaksa" bunun tek bir anlamı vardır.
AKP devleti, topyekün bir savaşa hazırlanıyor.