
Êzîdî toplumunda Şêxadî’den (12.yy.) önce de pir ve müridler vardır. Ancak Şêxadi döneminde Êzîdîliğin yeni form kazanmasından sonra, Şexlik Êzîdî toplumuna girerek toplumun dini liderlik görevini pirlerden devralmıştır. Êzîdîlikte Şexlik esas olmasına rağmen, birçok kural ile kendi geleneğini sürdürmeye çalışmıştır.
Êzîdîler Tawisi Meleğin dininin birer müridi konumundadırlar ancak, kendi toplumunu korumak için de kendi içinde dinsel ve toplumsal öncüler oluşturarak, “Yeknav” ve “Dunav” biçiminde toplumsal örgütlenmelere gitmişlerdir. Yeknav örgütlenmesi içinde müritler, feqirler ve qewallar yeralırken, Dunav örgütlenmesi içinde ise Şêxler ve pirler yeralmaktadır. Çıkış itibariyle Şêxlerin ve pirlerin asıl görevi Êzîdî toplumunu ve inancını korumak ve yaymak iken, günümüzde bu görev bilinci oldukça zayıflamış, daha çok maddiyat öne çıkmıştır.
Êzîdî toplumu Yeknav ve Dunav biçiminde iki büyük sınıflaşmaya gitmiştir. Bu iki büyük sınıf da kendi içinde alt sınıflara ayrışmıştır. Bunları hiyerarşik bir sıralamaya tutacak olursak şöyle bir sınıflandırma önümüze çıkacaktır:
Yeknav: Mürid, Feqîr ve Qewal’lerden oluşmaktadır.
Dunav: Kendi içinde şêxler ve pirler olmak üzere ikiye ayrılmaktadır.
I-Şêxler: Şêxler de kendi içinde 3 bölüme ayrılmaktadır
a-Adani Şêxleri: Bu şexler Şemsani ailesinden gelmektedirler.
b-Qatanî Şêxleri: Bu şexler ise Şêxûbekir ailesinden gelmektedirler.
c-Şêxisinî Şêxleri: Bunlar ise Şêxisin ailesinden gelmektedir.
II-Pirler: Pirler de Pîrên Hesin Mema ve Pîrên Çil pîran (kırk pirin piri) biçiminde kendi içlerinde bir ayrışmaya gitmişlerdir. Yine Şêxadî’nin kapısında bekçi olan feqirler misafirlere hizmet etmekte yükümlüdürler. Êzîdî toplumunda feqirler sakal ve bıyıklarını kesmezler.
Qewaller ise genellikle Şexan yakınlarında bulunan ve Musul’a yaklaşık 35 km mesafede olan Bazan ve Başık’ta oturmaktadırlar. Qewallar, gittikleri yere Şêxadî’nin düşüncesini yaymak, Êzîdîler arasında birliği sağlamak, imanı kuvvetlendirmek ve köy halkının verdiği zekatı toplamak amacıyla Êzîdî sancakları (Tavus heykeli) ile yılda bir defa köyleri dolaşırlar. Qewaller tüm dini ilahileri, qawlleri, Êzîdîlerin dini hikayelerini babalarından ya da büyüklerinden öğrenip, ezberleyerek halka aktarırlar. Qewallar, her yıl düzenli olarak tavus biçimindeki bir büstü cemaat içinde gezdirirler. Büst her gece bir başka köyde bırakılır; tüm Êzîdîler tarafından, bir nevi tavaf edilir ve büstün yanında bulunan kaseye yıllık zekat bırakılır. Diğer sosyal kastlarda olduğu gibi Qewaller de ancak kendi kastından olanlarla evlenebiliyorlardı.
Koçekler ve rüyalar
Güvenlik sorunlarından dolayı yaklaşık elli yıldır Qewaller Türkiye’yi ziyaret etmiyorlar. Önceleri saf altından yapılmış Tawus heykelleri gezdirilirken, şimdi güvenlik sebebiyle tunçtan ya da bakırdan yapılmış kopyaları gezdirilmektedir.
Koçekler (Guhçaklar) ise Kürtçede kulak anlamına gelen “guh” ile iyi anlamına gelen “çak sözcüklerinin birleşmesidir. Yani Kürtçede “çok iyi kulak” anlamına gelmektedir ki bu da koçeklerin normal insanların duyamadıkları sesleri, yani ilahilerin seslerini duyabildiğini ifade etmektedir. Koçeklerin özel doğaüstü sırlara ve yeteneklere sahip olduğu düşünülmektedir. Irak’ın Laleş bölgesinde oturan Koçeklerin sayıları azdır. Şêxadi’nin türbesinde hizmet ederler. Qewallere yardımcı olarak köylere yapılan gezilerde sancakları (Tavus heykeli) taşırlar.
Koçekler, Êzîdî cemaati içinde çok önemli bir yere sahiptir: Êzîdî cemaatince uygulanan bazı yasaklar Koçeklerin gördükleri rüyalar üzerine hayata geçirilmiştir. 18. yy’da yaşayan Koçek İbrahim, rüyasında Tawisi Melekin, Êzîdîlerin mavi renkte libas giymelerini yasakladığını gördüğünü söylediği için o günden sonra Êzîdîlerin büyük çoğunluğu mavi renk eşyaları kullanmamaktadır.
Micewir: Kürtçe bir kelime olan Micewir, bekçi ya da hizmetçi anlamına gelmektedir. Micewirler tapınakların ve kutsal mekanların korunması, bakımı ve mumlarının yakılmasıyla yükümlüdürler. Kebaniler ise Laleş’te yaşarlar ve hepsi kadınlardan oluşmaktadır. Ömürlerini inandıkları davaya adamışlardır ve evlenmezler. Bunlara Kürtçe “şikesti” de denilmektedir.
Tawis-i Melek
Êzîdîlikte Tawus’un önemli bir yeri vardır. Êzîdî mitolojisine göre ayışığına binip çölü aşan Şêxadi 15 yaşında iken Tawus kuyruklu çok yakışıklı bir gençle (Tawis-i Melek) tanışır. Bu genç Şêxadi’yi dünya aleme doğru dini yaymak için seçtiğini söyler. Ayrıca Tavus kuşu kuyruk teleklerini açtığı zaman güneş sembolünü andırdığı için Êzîdîlerce kutsal sayılır. Tawus kuşu mitolojisi daha sonraları Yunan mitolojisine de uyarlanmıştır.
Êzîdîlikte 7 tavus vardır ki bu tavusların her biri ayrı bir sembolü göstermektedir ve her biri birer meleği temsil etmektedir. “Üçler, yediler, kırklar” rakamı ve makamı Alevilerde olduğu gibi Êzîdîlerde de kutsaldır ve bu anlamda da 7 rakamının Êzîdîlik inancında yeri ayrıdır. 7 melek, dünyanın 7 günde yaratılması, 7 kutsal element (üçü gökte dördü yerde) gibi. Ayrıca bu tavuslara “Nişana heft siwari” (7 atlıların nişanı) da denmektedir. Yılda bir kez tavus korunduğu yerden çıkarılarak halk içinde gezdirilir ve halk ziyarete gider. Tavus halk içinde gezdirilirken halkın toplanması sağlanır ve bu toplantılarda Êzîdîlik, gelenek ve görenekleri, birlik, kardeşlik, barış gibi toplumsal ve dini konular tartışılarak güçlendirilmeye çalışılır. Diğer yandan toplum içindeki olası düşmanlıklar da bu şekilde önlenmektedir.
Bayramlar
Çarşema Serê Nisane: Tavusi Melek Bayramı olarak da bilinir. Bu günde Zerdüşt’ün doğduğuna, tanrı Ezda’nın Tavusi Melek’i yarattığına, adem ile Havva’nın yaratıldığına, Şahit bin Car’ın yaratıldığına inanılır. Her yıl Nisan ayının ilk çarşambasında (Şark takvimine göre) kutlanır. Êzîdîlerde bu bayram dünyanın yaradılışı dolayısıyla kutlanmaktadır. Tanrı Tawisi Melek’i kendisine başyardımcı olarak seçmiş ve bunun dışında 6 melek yaratarak Tawisi Melek’i baş melek yapmıştır. Êzîdîlikte de tek tanrı inanışı vardır ve 7 tane de Melek vardır. Bu melekler biraraya gelerek birinci günde yani Pazar günü toprağı varettiler, ikinci günde Pazartesi günü rüzgarı, üçüncü gün olan Salı gününde suyu, dördüncü gün olan Çarşembe gününde ateşi varettiler. Bu 4 element yani toprak, rüzgar, su ve ateş Zerdüştlükte olduğu gibi Êzîdîlikte de kutsaldır. 4. gün yani Çarşembe günü (Kürtçede çar=dört, şem=gün demektir) melekler bir top ateşi yeryüzüne göndererek, yeryüzündeki yaşamı varettiler, yeryüzüne ruh bu ateş topuyla gönderildi. Bu nedenle ateş ve güneş Zerdüştlükte olduğu gibi Êzîdîlikte de kutsal iki elementtir. Evrende 7 kutsal element vardır ki bunların üçü (güneş, ay ve yıldızlar) gökte, dördü ise (toprak, ateş, su ve hava) yerdedir. Yedi rakamının bu anlamda Êzîdîlikte gizemli bir anlamı vardır. Çarşema Sor bu anlamda Yaşam Bayramı anlamını da taşımaktadır
Êzîdîlikte Çarşema Sor Tawisî Meleğin yeryüzüne indiği günü simgeler, o gün evrenin ve dünyanın oluşumunun tamamlandığına inanılır ve o gün bayram olarak kutlanır.
Çarşema Serê Nîsanê
Cejna Êzi: Her yıl aralık ayının ikinci cuması bayram yapılır. Cumadan önceki üç gün, yani Salı, Çarşamba ve Perşembe oruç tutulur ve Cuma günü ise bayram yapılır. Üç gün oruç tutulur çünkü Êzîdî yaradılış mitosuna göre; Êzî Aralık ayının ikinci Salı günü Şam’da zuhur etmiştir ama ilk üç gün, yani Salı, Çarşamba ve Perşembe günleri hiç süt içmemiştir ancak Cuma günü süt içmeye başlamıştır. Bu nedenle Êzîdîler de Salı, Çarşamba ve Perşembe günleri oruç tutarlar ve Êzî’nin süt içtiği gün olan Cuma günü ise bayram yaparlar.
Günümüzde Êzîdîler arasında da bazı ihtilaflar yaşanmaktadır. Örneğin Cejna Ezi bazı Êzîdîler tarafından Aralık ayının ikinci Salı günü oruç tutulup Cuma günü bayram yapılırken, bir kısım Êzîdîler ise Aralık ayının üçüncü Salı günü oruç tutmaya başlarlar ve üçgün sonra yani Cuma günü bayram yaparlar. Bir kısım Êzîdîler Bawe Şex’in belirlediği aralık ayının üçüncü Cuma gününde bayram yaparken, bir kısım Êzîdîler ise bunun yanlış olduğunu ve Aralık ayının ikinci Cuma günü bayram olduğunu söylerler. Şengal’deki Feqirler ile bazı Êzîdî aşiretleri, Şexan ve Dihok yöresindeki Êzîdîler Bawe Şex’le birlikte bayramı kutlarken, Şengal’deki Êzîdîlerin bir kısmı ise bir hafta öncesinden Ezi bayramını kutlamaktadırlar.
Batızmi Bayramı
Pir Ali için kutlanır. Bu bayram Şêxadi’den önce de kutlanagelen bir bayramdır. Turabdin (Torê), Laliş ve Şengal yöresindeki Êzîdîler büyük bir saygıyla bu bayramı kutlarlar. Bu bayram yılın son ayında yani Aralık ayının son haftasında kutlanır ve 7 gün sürer. Pazar günü başlar ve sonraki Pazar günü sona erer. Bu bayramda kurban kesilir.
Yine ateşin yakıldığı gece yani Mêlmêleh gecesi aynı zamanda Êzîdîlerin yılbaşı gecesi olmaktadır ki, bu gece yani 25 Aralığı 26 Aralığa bağlayan gecede, İsa’nın doğum günü olan Noel gecesine tekabül etmektedir ama bu bayram Êzîdîler tarafından çok daha önceleri de kutlanmaktadır.
Xıdır Elyas- Xıdır Nebi Bayramı: Her yıl şubat ayının ikinci perşembesinde kutlanır. Bu bayramı kuzey Kürdistan’daki bazı Alevi Kürtler de kutlarlar. Her yıl 11-14 Şubat tarihleri arasında oruç tutulur ve Perşembe gecesi (Murat gecesi) su içilmeden yatılır, Perşembe günü Xıdır İlyas (Alevilerde Xızır) bayramı kutlanır. Alevilerde de bu oruç vardır ve bu oruca Hızır orucu denmektedir ki, inanış hemen hemen aynıdır. Êzîdî mitolojisinde Xızır İlyas bir yardım tanrısı olarak görülür ve Alevilerde de bu adlandırma aynıdır, “Boz Atlı Xızır” ya da Xızırê Deryayê olarak da bilinir.
Xıdır Nebi bayramı ise Perşembe’den sonraki gün yani Cuma günü kutlanır. Cuma günü herkes evinde hazır olur ve bayram kutlanır. Evinde hazır olmayanlar için şu dörtlük söylenir;
Xidir îlyas û Xidir Nebî
Kesê ne li mala xwe bî
Para wî tê tune bî
(Xıdır İlyas ve Xıdır Nebi
Eğer o kimse evde yoksa
Onun payı olmaya)
Êzîdîlikte zorunlu gelenekler!
Dünyanın neresine giderse gitsin, bir Êzîdî dönüp dolaşıp kendi aşiretinin bulunduğu yere gelerek kendi kastındaki bir Êzîdîyle evlenmek zorundadır. Her Êzîdî kadını ya da erkeğinin mutlaka evlenmesi gerekir, eğer toplumda kadın ya da erkekten biri hiç evlenmemişse, bu hem ayıp hem de günah olarak karşılanır. Evlilik her kastın kendi içinde gerçekleşir. Evlilikte nikah, aşiretin bağlı bulunduğu Şex ya da Pirler tarafından kıyılır. Başlık parası diğer Kürt aşiretlerinde olduğu gibi Êzîdîler’de de vardır. Başlık parasının miktarı önceleri belli değil iken, günümüzde Êzîdîlerin siyasi otoritesi sayılan ve Beadre’de bulunan Mirlik kurumu tarafından belirlenmiş ve bu miktar üzerinde hiçbir Êzîdî ailesi başlık parası isteyemez. Belirlenen bu miktar ise 75 gr. Altın ya da 75 gr. Altına denk gelen nakit para olmaktadır ki bu da günümüz itibarıyla (2010) yaklaşık 3 milyon dinar etmektedir.
Êzîdîlerde söz kesildikten sonra nişan töreni yapılır ve daha sonra belirlenen tarihte düğün yapılır. Bazen hem nişan hem de düğün töreni aynı zamanda yapılır. Bu törenler esnasında geline “Berbur”, damada ise “Birazava” ya da “Şoşman” eşlik eder. Gelinin başına “Lopi”, yüzüne de kırmızı bir bez atılarak, damadın akrabalarının gelmesi beklenir. Damadın ailesi gelinin kapısına geldiğinde; Berbur ve Birazava arasında yapılan pazarlık sonucu, uygun hediyelerle kapı açtırılarak gelin, davul-zurna eşliğinde damadın evine götürülür. Gelin içeri girdikten sonra damadın ailesi tarafından üç kez ocağın önünde dolaştırılır.
Evlilikte hiyerarşik düzen mutlaka gözetilmesi gereken kesin ve katı bir kuraldır. Yani bir mürit ancak kendi tabakasında olan bir müritle evlenebilir. Asla bir şex ya da bir pir ile evlenemez. Aynı durum şex ve pirler için de geçerlidir. Kastlar arasındaki evliliğin yasak olması durumunun Şêxadi reformlarından önce de var olup olmadığı kesin olarak bilinmiyor. Benzer durum yani pir ile mürit arasında evliliğin olmaması yasası Alevilerde de vardır. Êzîdî toplumundaki her birey, kendi sosyal statüsünün bilincindedir ve buna aykırı bir davranışın toplumun dışına atılması hatta ölümle cezalandırılmasına yol açacağının bilincindedir. Evlilik; kendi içindeki bir hiyerarşiye göre gerçekleştirilmesinin yanı sıra Êzîdî dininde olmayan biriyle evlilik de asla mümkün olmamaktadır.
Êzîdîler, asla Êzîdî olmayanlara kız vermez veya kız almazlar. Eğer başka dine mensup biri Êzîdîlerden kız kaçırmışsa ya da bir Êzîdî genci başka dine mensup bir kızı kaçırmışsa, bunlar toplumdan dışlanır ya da ölümle cezalandırılır.
Doğum
Doğum yapan kadının yanında Dapir (nine) denilen yaşlı tecrübeli kadınlar bulunur. Doğum zor olursa; doğum yapan kadının kulakları çekilir ya da silah patlatılır. Bazı yerlerde doğum yapacak olan kadının yatağının altına tarak, hançer, bıçak gibi aletler konularak evde ışık ve ateş hiç söndürülmez. Eğer bunlar yapılmazsa “Olk” ya da “Elk” ya da “Elkê Şewê” isminde bir yaratığın gelerek doğum yapan kadının ciğerlerini sökeceğine inanılır.
Doğacak olan çocuğun ismini, genellikle ailenin bağlı bulunduğu Pir koyar ve çocuğun cesur, yiğit olması için ateşte kutsanan kutsal su içirilir. Kırk günlük olunca Laliş’te bulunan kutsal su (Kaniya Spi) ile Şex ve Pir tarafından vaftiz edilir. Eğer Laliş’e gidecek olanakları yoksa Laliş’ten getirilen kutsal su ve toprak karılarak vaftiz edilir.
Sünnet edilirken; kirveler genellikle başka dini inanıştan olanlardan seçilir. Böylelikle yöredeki Êzîdî olmayan halklarla hem bir dostluk pekiştirilmekte, hem de bu halklarla evlilik engellenmektedir.
Cenaze törenleri
Tüm canlılarda olduğu gibi ölüm insanlarda da yaşamın sonudur doğal olarak ama, Êzîdîlikte ölüm yaşamın ve ruhun sonu olarak görülmemektedir. Ruh göçü Êzîdîliğin, Êzîdîlik felsefesinin temelini oluşturmaktadır. Êzîdîler buna “Qıras guheri” yani gömlek değiştirme derler ki, Alevilerde buna “Don değiştirme” denilmektedir. Bu anlamda son bulan yaşam, kendisini başka bir biçimde yeniden tekrarlamaktadır. Êzîdî inancına göre ölümden sonra başka “donlar” altında yeniden dünyaya gelme olduğundan dolayı ölüm sadece o doğuşun bir sonudur; ruh ölümden sonra başka biçimde, başka bir insan ya da hayvan “donunda” yeniden yeryüzüne gelir (reenkarnasyon) ve böylece sürekli bir varoluş birbirini izler. Eğer ölen insan çok sevilen, mert, yiğit, cömert biriyse öldükten sonra yine ruhu ulu bir bedende yeniden dünyaya gelir. Ama yok eğer ölen kişi sevilmeyen, toplumun dışladığı kişilik özelliklerine sahipse o kişi daha alt tabakadan veya pis bir hayvanın bedeninde yeniden ruh bularak dünyaya gelir.
Ölen kişinin cenazesi bağlı bulunduğu şexi, eğer şex hazır değilse bağlı bulunduğu piri tarafından yıkanır ve defnedilir. Ölüm döşeğinde bulunan bir Êzîdî ölmeden önce ailesi, ahiret kardeşi ve şexin yanında bulunması gerekir. Öldükten sonra Şex kutsal sudan birkaç damla ölünün ağzına boşaltır ve yüzüne serperek kutsar. Ölüye beyaz elbiseler giydirilir ve beyaz kefene sarılır. Cenaze töreninde feqirler ilahiler (qawl) okur. Daha sonra cenaze kaval, def ve şebbep denilen çalgılarla çalınan müzikler eşliğinde dikdörtgen şeklindeki Çardar denilen tahta üzerine konulur ve cemaat cenazeyi mezarlığa götürülüp defn edilir. Ölen kişinin ailevi durumuna göre 3, 5 ya da 7 gün boyunca ölünün evinde taziye çadırı açılır ve yemekler verilir. Bir yıl boyunca her Çarşamba ölenin hayrına yemek verilir.
Êzîdî inanışında ölen kişinin ahiret kardeşi Pira Selatê’de (Sırat Köprüsü) üç soru sorar. Eğer sorulan üç sorunun cevapları olumluysa o zaman yönünü Şêxadî’ye dönerek şu qewli okurlar:
Şêxadî tu şehda bî
Şêxadî tu Padîşah î
Padişahê qedîmiyê yî, ser erdê yî
Ew silamet e, bê leke ye
Bila here cinetê
Ahiret Kardeşliği
Birayê Ahîretê (Ahiret Kardeşliği), farklı kastlara mensup aile bireylerinin kabul ettiği kardeşliktir. Her müridin, Şexin ya da Feqir’in bir ahiret kardeşi vardır. Bununla Êzîdî toplumundaki farklı kastlar arasındadostluğun pekiştirilmesi amaçlanmaktadır. Bu gelenekte iki erkek ahiret kardeşliğinin olabileceği gibi iki kadın ahiret kardeşliği ya da kadın ile erkek arasında bir ahiret kardeşliği olabilmektedir. Ahiret kardeşleri arasında asla evlilik olamaz. DEVAM EDECEK
MEHMET ÖZCAN