Önce ekmekler bozuldu, sonra insan çürüdü ve darbeler bile eski tadını yitirdi artık. Hasan Mutlucan’ın tok sesiyle dillendirdiği Estergon Kal’ası türküsüyle açılırdı sahne. Sonra kukla gösterimiyle devam ederdi program: Sahneye dizilen omuzu kalabalık generaller “Türk ordusu yönetime el koymuştur!” içerikli bildiriyi rol gereği “yüzlerini asarak” okurlardı. Sokağa çıkma yasağını zaten bütün milletimiz bir resmi tatil günü gibi benimsemişti. Deliye her şey bayram. 

Asılanların arkasından hamasi şiirlerin okunması için ise en az üç darbe zamanı yani bir otuz yılın geçmesi gerekirdi. Sonra Menderes “aziz”, Deniz Gezmiş “kahraman”, Erdal Eren “mağdur” ve Necdet Adalı “annesini yürekten seven” bir genç olurdu kokuşmuş sistem ağızlarında bile. 

Tarih, darbe mağdurlarını zamana göre farklı değerlendirse de bütün darbecileri aynı tanımla anar: “Demokrasi ve özgürlük düşmanları!” 

***

Biliriz ki Celali İsyanları’ndan çok farklı şeylerdi hükümetlere yönelik askeri darbeler. Ve her darbe, en az, devirmeyi düşündüğü siyasal iktidar kadar zalim olmak zorunda idi başarı sonrasında. Ve bu nedenle üredi “devrimler kendi evlatlarını yer” sözü. Darbenin ortakları muhalefeti bitirdikten sonra birbirine yönelirdi iktidarı tek başına elinde tutmak için.

Cumhuriyet kültürünün temelini oluşturan İttihat Terakki’nin 1913’te gerçekleştirdiği Bab-ı Ali Darbesi, “siyasal darbeler” kodunu cumhuriyete aktararak, yaşanan gericiliğin temelini oluşturdu. Çünkü İttihat ve Terakki’cilik tekçi, ırkçı-milliyetçi devlet-toplum modelini savunan ilklerdendi ve Cumhuriyet bu ideolojiyi geliştirerek İtalya ve Almanya’ya faşizm adıyla ihraç etti. 

"İnsanlar kendi tarihlerini kendileri yaparlar, ama kendi keyiflerine göre, kendi seçtikleri koşullar içinde yapmazlar, doğrudan veri olan ve geçmişten kalan koşullar içinde yaparlar" diyordu Marx. Darbelerin liderlerinin isimleri ya da yöntemleri değişse de, içerik baki kaldı: “Demokrasi ve özgürlük düşmanlığı!” 

***

Kimi zaman (saltanatın kaldırılması ya da cumhuriyetin ilanı gibi) bir devlet modelinin oluşturulmasında kullanılan araç oldu darbe, kimi zaman kişinin giyimini, dilini, dinini biçimlemeyi hedefleyen bir girişim olarak ortaya çıktı. 

Anlayış aynı idi: “Hâkimiyet Ve saltanat hiç kimse tarafından hiç kimseye, ilim icabıdır diye; müzakere ile, münakaşa ile verilmez. Hâkimiyet, saltanat kuvvetle, kudretle ve zorla alınır.” (Mustafa Kemal, Nutuk). “Yönetim şeklini fiilen değiştirdim” diyebilen Tayyip’in 14 Haziran 2015 söylemi ve eylemi Mustafa Kemal’den aktarma idi sanki: “Bu bir emrivakidir. Mesele zaten emrivaki olmuş bir hakikati ifadeden ibarettir. Bu, behemehâl, olacaktır. Burada içtima edenler, Meclis ve herkes meseleyi tabiî görülse, fikrimce muvafık olur. Aksi takdirde, yine hakikat usulü dairesinde ifade olunacaktır. Fakat ihtimal bazı kafalar kesilecektir.” (M. Kemal Atatürk, Nutuk) Cumhuriyet’in kendisi ve Cumhuriyet tarihinin bütünü bir darbele tarihidir. 

Saltanat ortadan kaldırılırken uygulanan halk iradesini reddeden darbe anlayışı, bu kez aynı yöntemleri kullanarak Tayyip eliyle saltanatın inşası için uygulanmaktadır. Bir devlet modelinin kuruluşunda uygulanan anlayış, kuruluşun karakterini belirleyen bir genetik kod gibi kendini üreterek varlığını devam ettirmiştir. Bu ülkede doksan yıldır demokrasinin bir türlü geliştirilememesinin temelinde bu kod yatmaktadır. 

Darbeler de toplumsal yapının değişimine paralel değişimler içerdi elbette. Tayyip öncesi darbeler, “Cumhuriyetin asker-sivil bürokratlar üzerinden elitist bir temelde yürüttüğü mücadele” ile tanımlanabilirken, Tayyip darbeleri “esas olarak toplumun milliyetçi İslamcı orta sınıflarına dayanarak sürdürülmektedir. Ama her iki iktidar yürüyüşünün de ortaklaştığı nokta tekçilik üzerinde yükselen, çoğulculuğu reddeden ve kapitalizme hizmet eden bir ülke-halk modelidir. Ki bunun adı çoğu zaman faşizmdir.”

***

15 Temmuz Darbe Girişimi karşılığını 16 Temmuz Darbesi biçiminde yarattı. Belli ki bu iki darbede birbirinin nedeni ve sonucudur. Ve 16 Temmuz Darbesi, Bab-ı Ali Darbesi ile başlayan darbeler döngüsünün ilk devrini tamamlaması adımıdır. Saltanatı kaldıran darbeler süreci saltanat kuran darbeler sürecine dönüştürülmektedir. 

“Louis Bonaparte'in 18 Brumaire'i” adlı eserinde, Napolyon Bonapart ve daha sonra da yeğeni III. Napolyon’un yaptıkları iki darbeyi kıyaslayarak değerlendiren Marx, Hegel’den aldığı bir cümleye ekleme yapar: "Hegel, bir yerde, şöyle bir gözlemde bulunur: bütün tarihsel büyük olaylar ve kişiler, hemen hemen iki kez yinelenir. Hegel eklemeyi unutmuş: ilkinde trajedi, ikincisinde komedi olarak."

Belli ki üçüncü kez tekrarda varılacak sonuç ise “trajikomik” olmaktır.