ABD Başkanı Donald Trump’ın Suriye’den “tek yanlı” çekilme kararı, bölgede yeni bir “süreç” başlatmış oldu. Temel tartışma, ABD’nin çekilmesi ile doğacak “boşluğun” hangi ülkelerce “doldurulacağı”. Oysa özellikle SDG’nin yönetimi altındaki Suriye’nin kuzeydoğusunda, bir “boşluktan” söz etmek, en azından güvenilir bir “müttefik” olarak görülen SDG ve dolayısı ile Kürtlere büyük haksızlık olur. Çekilen “gücün” yerine yeni bir “güç” ikamesi, Suriye meselesinde, başa dönmekten başka bir anlam taşımaz. Burada söz konusu olan “müttefiklik” ilişkisi üzerinden, IŞİD’e karşı kahramanca savaşan ve IŞİD’i bitirme noktasına getiren bölgedeki en önemli gücü olan SDG’nin, Suriye’de kaosu daha da derinleştirecek olan “aktörlerin” devreye girmesini sağlamaktan geçmez. Trump kararının en çok tartışılan yanı, bölgedeki müttefiklerini “yüzüstü” bırakması, bu erken “çekilme” kararının yaratacağı karmaşada, Suriye’de çözüm umudunu hepten yok etme riski taşımasıdır. Bu karar kendi içinde başka risklerde barındırıyor.
Özellikle, IŞİD ile mücadele henüz “bitmemişken”, IŞİD’in kesin yenilgisi söz konusu değilken Trump’ın çekilme kararı, hiç kuşkusuz en çok IŞİD’e yarayacaktır. Asıl “boşluk” IŞİD’in yeniden canlanmasını sağlayacak olan “çekilme” kararının muhtemel sonuçlarından biri olacaktır. IŞİD ile mücadelenin başka güçlere “havale” edilmesi, en çok IŞİD’e yarayacaktır. Hele hele, tek ve öncelikli hedefi Kürtlerin Suriye sınırları içinde herhangi bir “statü” elde etmelerini “engellemek” üzerine kuran Türkiye’nin, geri kalan IŞİD unsurları ile “mücadele” etmesi beklenemez. Bu bahane ile sınır boyunca oluşturmayı arzuladığı “tampon bölge” ise milyonlarca Kürdün topraklarından sürülmesi anlamına gelir.
Trump’a verilen IŞİD ile “savaşırım” sözü son derece “şüpheli” bir sözdür. Asıl amaç Kürtlerin kazanımlarını ortadan kaldırmaktır.
Nitekim Foreign Policy’de yapılan bir analizde, “Türkiye’nin IŞİD’le mücadelesinde hiçbir zaman samimi olmadığı… Türkiye’den 8 ila 10 bin kişinin Suriye ve Irak’a giderek IŞİD’e katıldığını, Türkiye halkının yüzde 9’unun IŞİD’i terör örgütü olarak görmediği ve yüzde 5’inin örgütün eylemlerini desteklediği” görüşlerine yer verildi.
Aynı analizde, “Şimdi Türkiye’nin IŞİD’le etkili bir mücadeleyi nasıl vereceğini görmek zor. IŞİD’in elinde kalan son yerler Türkiye sınırından 300-350 Km uzakta. Dolayısıyla Türkiye ordusu ve yerel müttefiklerinin bu bölgelere ulaşarak IŞİD’e karşı etkili bir şekilde savaşması ve ellerindeki topraklar üzerinde tam kontrol sağlaması neredeyse imkansız” görüşü yer alıyor.
Bütün bu tartışmalar sürerken, Trump’ın Suriye’den “çekilme” planını “yavaşlatması”, kararı aldığı haberleri gelmeye başladı. New York Times’ta yer alan bir habere göre Trump, ABD’nin Suriye’de bulunan birliklerin çekilmesi için 4 ay süre verdiğini yazdı. Çekilmeye ilişkin yeni gelişmeler, bu “çekilme” kararının sahada hiç de kolay olmayacağını gösteriyor. Geçen hafta, Trump’ın “çekilme” kararından sonra, Moskova’ya Türkiye’den yüksek düzeyli bir heyetin gidişi, “boşluk” doldurma talebini Rus muhataplarına ilettiler. Ancak basına yansıyan haberlere bakılırsa, bu seferde arzulanan sonuç alınmadı. Zira, özellikle Minbic konusundaki gelişmeler sahadaki “gerçekliğin” yakıcılığını göstermiş oldu.
8 Ocak’ta Ankara’ya gelecek olan Trump’ın Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton başkanlığındaki ABD heyeti, “çekilmeyi” Ankara ile konuşacak. Bolton’un yine İsrail’e giderek ABD’nin Suriye’deki “yeni” pozisyonunu ve Trump’ın aldığı “çekilme” kararının görüşeceği biliniyor.
Suriye’de zorlu bir 2019 yılı bizleri bekliyor. ABD’nin aldığı karar, bölgedeki tüm dengeleri değiştirdi. Bölgede çıkarı olan “devletler” ve tüm aktörler bu yeni duruma göre hızla pozisyonlarını güncellemeye başladılar.
Öte yandan Cenevre sürecinin “çözüme” evrilmesi, bu yeni gelişmelerin yaratacağı “yeni konumlamalara” bağlı olacaktır.