“Devrim’in ikinci aşamasını belki yakında göreceğiz“ diyordu karşımdaki Tunuslu gazeteci. Çok iddialı da konuşsa, onun ifadeleri Tunus’ta işlerin daha iyiye doğru evrileceğini tüm umutların tükenmediğini gösteriyordu. Bildiğimiz gibi Ocak 2011’de geniş halk kitlelere haftalarca süren protestolar zalim diktatör Ben Ali’yi devirdiler. Bu tarihe şimdiden geçe bir yeni dönemin işaretiydi.
Dünya Sosyal Forumu (DSF) için Tunus’un aynı isimli başkentindeyiz. 2013 yılın Mart ayının son günleridir. Avrupa’nın ortasında kış tam gaz hüküm sürerken, burada insanın içini ferrahlaştıran ilkbahar güneşi altında yaşamı yeniden yakalıyoruz. Aynı durum dünyanın farklı yerlerinden gelen binlerce aktivistler için de geçerliydi. DSF’ye göre 30 bin kişinin kayıt olduğunu açıkladı ki bu az değil. Bunların çoğu Tunuslu ve genç olduğunu hatırlatmadan geçmeyelim.
1200 civarında toplantı 3 gün içinde bu büyük uluslararası forumda uzun bir hazırlık sonrası gerçekleştirildi. İki yılda bir yapılan DSF bu defa Tunus’ta gerçekleştiririlmesi tesadüf değildi elbette. Tunus’ta dünyayı sarsan dalga başladı ve halen dinmedi. Ne Tunus ve Mısır’da devrimsel süreçler bitirilebildi gerici kesimler tarafından ne de devrimci güçler talep edilen ikinci aşamayı başlatabildiler. Keskin mücadele devam ettiğini bizzat birinci elden öğrenebildik 26 ile 30 Mart tarihleri arası.
DSF, 26 Mart’ta bir açılış yürüyüşüyle başladı. Bu yürüyüşün başında Aralık 2010 ve Ocak 2011 aylarında Tunuslu polis ve askeri güçleri tarafından katledilenlerin yakınları ve bu saldırılarda yaralananları bulunuyordu. Bu çok anlamlıydı. Sonra Tunus, Kuzey Afrika ve dünyadan gelen değişik grup ve hareketler kendilerini tüm renkleriyle gösterdiler. Sırasıyla gelenleri talepleriyle takip etmek hiç de kolay değildi. Talepler emekçi haklar, barış, yıkım getiren yatırım projeler ve kollektif haklarla ilgiliydi. Son grubun içinde Kürtler de vardı. Onlar üç renkleriyle ve özellikle de PYD bayraklarıyla ordaydılar. Rojava’daki hak mücadelesinde ön plana çıkan bu parti Tunus’ta da en görülen Kürt siyasi hareket hiç de tesadüf değildir.
DSF’de en çok tartışılan konulardan biri elbette Suriye ve geleceği idi. Suriye devleti sınırları içinde belki en özgürleştirici özelliğe sahip büyük partilerden biri olan PYD’nin temsilcileri de düzenlenen toplantılarda yer aldılar. Ve ilgi de çekiyorlardı. Demokratik bir Suriye’nin en önemli sigortası oldukları için... Suriye devleti gönderdiği birkaç eleman ve bazı milliyetçi sol Tunuslularla yaptıkları gösteriler bu durumu da değiştirmemektedir. Kürtlerin Ortadoğu’da en önemli demokratik dinamiklerdenm biri oldukları ortada.
‘Dört hafta boyunca gazeteciler olarak eve gitmedik ve ayakta olan insanların haberlerini yaptık. Bu heyecan inanılmaz idi, daha önce hayatlarımızda olmayan bir şeydi. Ancak iki yıl sonra ekonomik durumda iyileşme olmaması ve en çok oyu alan parti İslami partinin olması bizi üzmektedir. Umarız ki gelecek seçimde En-Nahda oy kaybeder ve biz özgürlüklerimi daha da geliştiririz. Gençler ve kadınlar bunu başaracağına inanıyor ve ülkemizi terk etmiyoruz” diye devam ediyordu karşımdaki gazeteci.
Doğa’nın yıkımı da elbette konudur DSF’de. Barajlar, madencilik, yollar, nükleer santraller, doğal gaz sömürüsü gibi projeler insanın da düşmanı da oldukları sıkça dile getirilmektedir. Bunlar tartışılırken Kürdistan ve Türkiye’de ele alınıyor elbette.
En çok göze çarpan Tunuslu gençlerin ilgisiydi. Onlar toplam 50 bin katılımcının ezici çoğunluğunu oluşturuyor, hem soru soruyorlardı hem de kendi açılarından katkı yapıyorlardı. Kürtlerin özgürlük mücadelesi hakkındaki bilgi seviyesi hiç de az olmadığını DSF’de bulunan Kürtler ve Türkiyeliler her saat tekrardan yaşamaktadılar.