Kürdistan’da yaşanan vahşet görüntüleri sosyal medyada dolaşırken Türk medyasının üç maymunu oynamasına artık şaşmıyoruz. İnsan haklarını da milli meseleye indirgedikleri için, ötekinin acılarına tıpkı “düşman komşunun” sorunu gibi bakıyorlar. Bir milli maç taraftarlığıyla seyredilen acılarımız, onurumuzun yerde sürüklenmesiyle alay edebilecek kadar vicdanları kurumuş, gözleri kararmış. Buna karşın Türk medyasında cılız da olsa bazı hümanist, sağduyulu seslerin çıkması, barışa, kardeşliğe ve bir arada yaşamaya olan umudumuzu korumamızı sağlıyor. 

Bu kısa metinde mesajım Türk arkadaşlarıma. Yirmi yıldır federal, demokratik İsviçre’de yaşıyorum ve bu ülkenin vatandaşıyım. Dört resmi dilin, 26 kantonun (federe devlet, eyalet) ve birçok dinin bir arada yaşadığı bu ülkede nüfusun yüzde 23’ünü dünyanın 180 ülkesinden gelen göçmenler oluşturuyor. Bu ülkede siyaset yapan yerel bir seçilmiş (Sosyalist parti yöneticisi) olarak bu sistemi halen eleştiriyorum; göçmen politikasının, çalışma yasalarının, kadınların ekonomik, sosyal ve siyasal alandaki haklarının daha da demokratik olması gerektiğini savunuyorum. Avrupalı dostlarım soruyor bazen, “Kendini ne hissediyorsun?” Yanıtım hep aynı: 10 yıl Kürdistan’da kaldım, Kürt’üm, 16 yıl Adana, Hatay’da yaşadım, Türküm ve 20 yıldır İsviçre’deyim, İsviçreliyim. Bu kimlik ve aidiyetlerin hiçbiri diğerine üstün değil ama bugün mağdur, yaralı olanla gönül bağım daha güçlü. Bu ülkede Kosovalı, Bosnalı, Filistinli, Cezayirli, Vietnamlı ve Çeçen arkadaşlarım da var. Onlarla ulusal meseler ve milliyeçilik üzerine derin sohbetlerimiz olur.

Filistinli ve Bosnalı iki arkadaşım panzer arkasında sürüklenen Hacı Birlik için aradılar ve olayın aşırı milliyetçi Sırp ve İsrail özel birliklerinin dahi yapmaya cesaret edemeyecekleri bir katliam olduğunu düşündüklerini söylediler.


Barbarlığın kirli mirası 

Bu görüntüler ilk değil bizim kuşağın belleğinde!

İnsanlık tarihi barbarlık tarihidir ve aynı tarih barbarlıkları hep mahkum etmiştir. Dünya nezdinde Türkiye halen Ermeni jenosidinin kamburu altında ezilirken, buna yenilerini eklemek isteyenler var bugün. Bu kamburu bugünün siyasetçileri, yöneticileri gelecek kuşaklara kirli bir miras, ağır bir yük olarak bırakıyorlar. Türkiye 1920’den beri Yunanistan’la soğuk savaş yaşıyor. Buna gelecek bir asır boyunca kendi vatandaşı Kürtleri de eklemek isteyenler var. Nasıl yaşayacağız peki bir arada?

Kim olursa olsun, suçu ne olursa olsun, bir insanı öldürene katil denir. Bu katilleri kahraman yapanlara da barbar. Bir insanı öldürdükten sonra, onun organlarını kesenleri, cinsel tacizde bulunanları, askeri araç arkasında sürükleyenleri “kahraman” ilan eden, alkışlayan insanlarla bir arada yaşamak istemiyoruz, kardeş de olamayız. Kürtlere yapılanları anlamak istiyorsak, Amerika’nın Vietnam’da yaptıklarını, İsrail’in Filistin’de, Sırbistan’nın Bosna ve Kosova’da, Rusya’nın Çeçenistan’da yaptıklarına bakmak yeter. 

Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihi İsrail, ABD, Rusya ve Sırbistan kadar kirli ve barbarlıklarla doludur. Birçok Türk arakadaşımız, sağcısı, inançlısı, dindarı Filistin’i, Bosna’yı, Çeçenistan’ı iyi bilir; Sırp, İsrail, Rus zülmünü lanetler. Solcu arkadaşlarımız Amerikan ve İsrail emperyalizminin Filistin ve Vietnam’daki katliamları üzerine en az birkaç kitap okumuşlardır. Peki ya TC zulmü? Üzerine yeminler edilen, toz kondurulmayan Türkiye Cumhuriyeti yaklaşık bir asırdır Kürtlere, kendi vatandaşlarına zulmediyor. Dedelerimize, babalarımıza, analarımıza ve bugün bize bu acıları çektirenlerin cebindeki kimliğin üzerindeki arma aynı devletin sembolleri. Türk halkının “şanlı ordusu” Kürtlerin evlerini yaktı, kadınlarına tecavüz etti, işkence yaptı, pislik yedirdi. Rütbesi ne olursa olsun, Mehmet, Mustafa, Ali, Kamil, siz onlara “Kahraman Mehmetçik” derken, kutsarken, bizim için onların çoğu katil. Her ne kadar da birçoğu köyünden “gönüllü vatan hizmeti” adına zorla alınıp Kürdistan’a götürüldüyse de, “şanlı ordunun” verdiği eğitimle birçoğu birer katile dönüştürüldü. Bir insanı öldürdükten sonra tecavüz eden, organlarını kesen, araç arkasına bağlayarak sürükleyenler Türk halkı için kahraman mı oluyor? Hayır bunlar ancak ve ancak korklardır! Korkaklığın, barbarlığın en peşmürde halidir. Kahraman asker, düşmanına da saygı gösteren askerdir!


Kürdistan’dan vazgeçmeyiz!

Bugün Türkiye ve bölge ciddi bir sınavdan geçiyor. Kardeşlik, barış, bir arada yaşamak güzeldir. Biz bunları savunuyoruz. Ama bunların gerçekleşmesi tamamen Türk halkına bağlı hale geldi. Biz eşitçe bir arada yaşamaktan, doğduğumuz ve asırlardır özgürlüğünü savunduğumuz Kürdistan’dan vazgeçmeyiz. Bunu yaparken toprakları bölmeyi, ayrı devlet kurmayı da savunmuyoruz, zira özgürlük demek bağımsız devlet olmak demek değil! TC 1923’te kuruldu ama halen bağımsız olmadığı gibi Türk halkı da özgür ve mutlu değil! Biz bu yüzden böyle bir sistemi savunmuyoruz. Dünyanın yüzde 41’i federatif sistemlerle yönetiliyor (Almanya, Avustralya, Kanada, ABD, İsviçre, Belçika, Brezilya vb.) Bu ülkelerin hepsinde, farklı etnik gruplardan hakların yaşadıkları alanlar ülkenin daha kolay ve demokratik olarak yönetilebilmesi için federe bölgelere ayrılmış. Bu ülkeler bir asırdır peşinde koştuğumuz “muasır medeniyeti” yakalamış, vatandaşlarının Türkiye’ye göre daha huzurlu ve refah içinde yaşadıkları ülkeler. Biz Kürtler, Türkiye Cumhuriyeti gibi tekçi, ırkçı, özcü, totaliter; gelen hükümetin gideni arattığı bir yönetim değil, biz Kürtlerin “öz yönetim” dediği, çağdaş, demokratik bir Türkiye modeli istiyoruz. Yaşadığımız ve bir asırdır bir türlü demokratikleşmeyen Türkiye’yi çağdaş, demokratik bir ülke yapmak istiyoruz. Bu ülkenin tüm vatandaşlarına özgür ve refah bir geleceği layık görüyoruz. Bu, biz Kürtlerin öncülük ettiği ve demokrasiden, özgürlükten, barıştan yana olan tüm Türkiyelilerin projesi. Bu projeyi bütün Türkiye halkları için savunuyoruz.            

 Bu konuda birlikte hareket etmenin vaktidir şimdi. Ancak bu ceberut devleti değiştirmeyi, demokratikleştirmeyi sağlayabilirsek beraberce, kardeşçe ve özgürce yaşarız. Bunu göremeyen, mevcut barbar, katil ve kirli sistemi desteklemeye devam eden Türk arkadaşlar; bu sizin terchiniz ama inanın ki hepimiz aynı gemideyiz ve gelecek tufanda Nuh kavmi kadar şanslı olmayabiliriz. 10 yıl sonra Türkiye için “Eski Türkiye” terimi kullanılır. Tıpki “Eski Yugoslaya” gibi. Bizim yaşam projemiz, katliamlara, barbarlığa, zülme ve her türlü sömürgeci, emperyalist politikalara rağmen barış, kardeşlik ve bir arada yaşamaktır. 


Bir arada yaşamanın umutları sönüyor

Son iki yılda bu umut yeşermişti. Fakat ceberut devlet bunu kırdı. Şu anda kırılma noktasındayız. Bizi bu durumdan ancak ve ancak Türk halkı çıkarabilir. Şunun da bilinmesi lazım ki, Kürtler asla ve asla Türk halkına kin gütmedi, düşmanlık yapmadı ve yapmazlar da. Evlerimiz yakılırken, babalarımıza, ağabeylerimize, bacılarımıza ay yıldız üniformalı katiller tarafından işkence yapılırken dahi “Yaşasın halkların kardeşliği” diye haykıran bir halkız. Bizim felsefemiz, inançlarımız ve kültürümüz köklerini Mezopotamya hümanizmasından alıyor. 

Sonuç olarak, sorumluluk Türk halkında. Bu zülme siz karşı çıkmalısınız. Dur demelisiniz! Aksi halde Türkiye tehlikede, bir arada yaşamanın umutları günbegün sönüyor. Zira öfkemiz büyük, sabrımızın sınırındayız ve emperyalizmin hibe ettiği hiçbir tank, panzer, F-16 bizim özgürlük tutkumuzu engelleyemez. Gelin barış, özgürlük ve adalet için beraber mücadele edelim.


* AFKICV, İsmet Şerif Vanly Kürt Mirasini Koruma Derneği Başkanı