Geçtiğimiz Cuma günü bin kişilik Türk askeri birliği Duhok üzerinden Güney Kürdistan'a geçti. Türk askerinin bu geçişine ilişkin çeşitli spekülatif bilgiler bir biri ardına haber sitelerine düşerken, Güney Kürdistan hükümeti sözcüsü Sefin Dizayi, askerlerin peşmergeye eğitim amaçlı geçtiğini açıkladı. Ancak Irak hükümeti ve KDP dışındaki Kürtler bu geçişi açık bir işgal olarak değerlendirdi. Irak parlamentosu savunma komisyonu başkanı yaptığı açıklamada, Başbakan Abadi’den gerekli direktif geldiği anda Irak hava kuvvetlerinin Türk güçlerini vurmaya hazır olduğunu söyledi.

Açıktır ki, Türk ordusunun peşmergenin eğitimini gerekçe göstererek Güney Kürdistan'a geçmiş olması sadece bir bahanedir. Ortada açık bir işgalin olduğu, bu durumun bir oldu bittiye getirilmesinin öyle kolay olmayacağı kesindir. Anlaşılan Türk devleti son günlerde özellikle Rusya'dan sağlı sollu yediği kroşelerden sonra ne yaptığını bilemez halde, ipliği pazara çıkmış politikalarıyla bir kez daha bu oyunda ben de varım, demeye getiriyor. 

Ancak dikkat çekici olan oyuna giriş şeklidir. Rojava’da Kürtlerin kazanımlarına kesin karşı dururken, Güney’de KDP eliyle yine Kürtler üzerinden asıl olarak da Kürtlere karşı hamle geliştiriyor. Zira Türk devletinin Rus uçağını düşürdükten sonra yaşadıkları aşikardır. Dolayısıyla bölgeyi minimum düzeyde izleyen hiç kimse Türk devletinin bu güçlere karşı bir hamleyi kendi başına geliştirebileceğine en ufak ihtimal dahi vermemektedir. 

O zaman ortada bir ihtimal kalıyor. Türk askerinin Musul’un Başiqa ilçesine gelmiş olması tamamen Türk-KDP işbirliğiyle PKK’nin bölgedeki varlığına karşı yapılmış bir hamledir. Eğer plan tutarsa Türk askerinin yakın zamanda KDP eliyle, sözümona DAİŞ’e karşı Êzîdî ve Türkmenleri savunmak üzere Şengal hattına geçmesi şaşırtıcı olmayacaktır. 

Bu işbirliği, Kuzey Kürdistan'daki öz yönetimlere, Rojava’da gelişen özerkliğe karşı Türk devletinin, Rojava Devrimi'ni kendi denetimine geçirmeye çalışan ve Şengal’i DAİŞ’e teslim ettikten sonra Kürtler nezdinde güvenilirliğini kaybeden KDP’nin, Kürt Özgürlük Hareket'ne karşı geliştirdikleri ortak bir hamledir. Ancak kesin olan bir başka şey ise bu hamlenin bir anda karara bağlanmadığıdır. 

1 Kasım seçimlerinden hemen sonra, dönemin Dışişleri Bakanı Feridun Sinirlioğlu apar topar Güney Kürdistan'a gelmiş ve KDP’nin neredeyse tüm yetkili ağızlarıyla görüşmeler gerçekleştirmişti. Sinirlioğlu katıldığı Ortadoğu Araştırma Enstitüsü Konferansı'nda, PKK’nin 'terörist bir örgüt' olduğunu ve Güney Kürdistan’ın PKK karşısında kendilerine her türlü desteği vermesini istemişti. Zaten Musul’a asker gönderme kararının bu görüşmelerde alındığı kulislerdeki bir başka bilgi. 

Karar, Sinirlioğlu’nun bu ziyaretinde alınmış olabilir. Ancak zamanlamasını başka görüşmeler tayin etmiştir. Bunun için de Erdoğan'ın Katar, Mesud Barzani’nin ise Suudi Arabistan ziyaretlerinin eş zamanlı gerçekleşmiş olması gösteriliyor. Kulislerde, Barzani ve Erdoğan’ın bu ziyaretler sırasında gizli görüşme gerçekleştirdiği bilgisi dolaşıyor. Velev ki bu görüşme yapılmamış olsun -ki ben yapılmış olduğunu düşünüyorum-  yine de Türk devletinin yaptığı hamle ve zamanlaması iki taraf arasında gerçekleşen anlaşma üzerinden gerçekleştirilmiştir. 

O halde sorulması gereken, bu hamlenin kazananıyla ve kaybedenlerinin kimler olacağı sorusudur. 

Birincisi; Türk devleti ile KDP’nin ortaklaşa karşıt hamle yapmak istedikleri tek güç PKK’dir. PKK bölgede geliştirdiği politikalarla, DAİŞ çetelerine karşı halklara dönük geliştirdiği savunma ile büyük kabul gördü. KDP ve Türk devleti ise aksine, DAİŞ’e alan açmakla, destek vermekle, ticari ilişkiler kurmakla hafızalarda yer edindiler. Dolayısıyla DAİŞ’e Kürdistan’ın her yerinde büyük darbe indiren PKK karşısında halk desteğini almaları mümkün değildir. Halk desteğini almayanın da başarı şansı yoktur. Söz konusu Türk devleti olunca Kürtlerin KDP karşısında yer alacağı ise kesindir. 

İkincisi; Türk devleti bölgede geliştirdiği Sünni mezhepçi politikalar ve bu saikle DAİŞ’e verdiği destekle bölge devletlerini karşısına aldı. O halde KDP ile Irak sahasında yapacağı böylesi hamlelerle bu devletleri de karşısında bulacaktır. Irak Parlamentosu Savunma Komisyonu Başkanı'nın, "Hava kuvvetlerimiz Türk askerlerini vurmaya hazırdır" açıklaması bunun kanıtıdır. 

Üçüncüsü; Rusya ile aynı safta yer alan İran’ın, Rusya ile bugünlerde adeta düşman durumuna gelen Türk devletine alan açması pek de mümkün görünmemektedir. Kaldı ki, İran destekli Heşd El Şebi Şii örgütüne karşı, Türklerin desteklediği Heşd El Vatani Sünni örgütünün kurulması İran’ın Türk devletine sessiz kalmayacağının bir başka gerekçesidir. 

Sonuç olarak, ilk bakışta Türk devleti ve KDP açısından etkili bir hamle olarak gösterilen şey, özü itibariyle içinden çıkmalarının oldukça zor olacağı bir bataklığa saplanmadır. Ve Türk devleti bir şekilde bu bataklıktan çıksa da, KDP Kürt halkı nezdinde, kesinlikle tüm itibarını kaybedecektir.