
Rojava'da Kürtlere karşı savaşmak için Afganistan, Mısır, Çeçenistan, Katar, Türkiye gibi ülkelerden gönderilenler, Esad diktatörlüğünü bırakıp Temmuz ayından bu yana Kürtlere karşı 'cihat' ilan etmiş durumda. ANF'ye konuşan ve bu çetelerle 3 ay kalan "Bilal" adlı kişi, önce ÖSO, ardından Cebhet El Nusra isimli çeteye nasıl katıldığını, Halep, Girê Sipî ve Til Xelef'te yaşadıklarını anlattı.
Bingöllü olan ve Suriye'de yaşanan iç savaştan sonra Türkiye'de toplanan yardımları İslami bir uluslararası yardım kuruluşu aracılığı ile Suriye'de Halep ve Til Ebyad bölgelerine götüren ekip içinde yer aldığını belirten kişi, “ÖSO'ya götürüyorduk. Götürdüğümüz yardımlar genellikle Türkiye ile bağlantılı örgüt ve gruplara dağıtılıyordu” dedi.
İki kez yardım götürenlerle birlikte Suriye'ye geçtiğini ve yardımların dağıtılması süresince bazen günlerce orada kaldığını anlatan Bilal, üçüncü kez yardım götürüldüğünde Haziran ayının sonlarına doğru Cebhet El Nusra çetesine katıldığını söyledi.
Til Ebyad'da eğitim aldığını ve iki hafta sonra 23 kişilik bir grupla Serêkaniyê'ye gittiklerini anlatan Bilal, şöyle devam etti: "Ben ilçeye girmedim, beni Til Xelef'e gönderdiler. Aramızda Türkiye'den gelenler olduğu gibi Suriyeli olmayan Arap ve Çeçenler de vardı.”
Silah ve bomba eğitimi
Til Xelef ve Esfer Necar'da kendilerine silah ve bomba eğitimi verildiğini kaydeden Bilal, şöyle devam etti: "Aramızda Kürtçe, Türkçe, Arapça konuşuyorduk. 'Emir' dedikleri kişiler vardı. Bunlar yabancıydı. Emekli asker olduklarını söyleyen 3 Türk vardı. Birine 'Emir' diyorlardı. Biri de orduda Albay olduğunu, Hakkari'de PKK'lilerle savaştığını anlatıyordu bize. Burada bize daha çok bu askerler bomba ve havan topu üzerine eğitim verdi. İki ayrı dönemde 3 günlük eğitim verildi gruplara. Biz orada iken Ceylanpınar üzerinden gelen gruplar oluyordu. Bu gruplar daha çok bizim bulunduğumuz Til Xelef ile Til Ebyad arasındaki sınır bölgesindeki köylere yerleştiriliyordu. Serêkaniyê zaten pek üzerinde durulmuyordu. Çünkü El Nusra o zaman ilçede vardı. Serêkaniyê'den sonra Dirbêsiyê ve Qamışlo'ya nasıl girilir toplantıları yapılıyordu hep. Dirbêsiyê ve Qamışlo'daki sınır kapılarının ele geçirilmesi halinde, onbinlerce kişinin bizlere katılacaklarını, 'cihat' için müslümanların Şam'ın mahallelerine kadar dayandıklarını, Kürt bölgesindeki 'kafirlerin' onlara yardım ettiklerini, bunları bertaraf ettikten sonra Şam'ı almak için önlerinde bir engel kalmayacaklarını anlatıyorlardı. Emir dediğimiz kişiler ve bu 3 asker hep yanımızda değillerdi. Sık sık Türkiye'ye ya da Til Ebyad'a gidip geliyorlardı. Cephane ve yiyecek sorununu bunlar hallediyordu."
Lojistik Urfa üzerinden
Til Xelef'te kaldığı 2 aylık süre içinde önce sınır kapısından, sınır kapısının YPG tarafından ele geçirilmesi ardından Ceylanpınar üzerinden araçlarla kendilerine yiyecek ve mühimmat gönderildiğini kaydeden Bilal, "Bol şekilde un, bisküvi, yağ, makarna, tatlı gibi yiyecekler geliyordu. Aynı şekilde bolca tüp ve pil gönderiliyordu. Gelen yiyeceklerin bir kısmı konserve idi. Barbunya, sarma, ton balığı vardı. Dondurulmuş tavuk gönderiliyordu. Halen de belki orada tonlarca tavuk eti vardır. Hepsi buzdolaplarında saklanıyordu. Bunların Urfa üzerinden müslümanlar aracılığı ile cihat adına bize gönderdiklerini, hayır sahibi çok insanın bulunduğunu söylüyorlardı" diye konuştu.
'Qamişlo'ya yürüyecektik'
Serêkaniyê içinden ve dışından birçok araç ve eşyanın Til Xelef'e getirildiğine dikkat çeken Bilal, şunları söyledi: "Onlarca bilgisayar, televizyon, su motorları, traktör, battaniye, halı, pahalı koltuk takımları, dükkanlardan alınan yiyecekler kamyonetlerle alınıp getiriliyordu. Hangar gibi 3 ayrı yerde bunlar depolandı. Bize 'bunlar kafirlerden ele geçirdiğimiz ganimetlerdir' diyorlardı. Serêkaniyê'nin bir kısmı ve gümrük kapısı ellerindeyken çok rahattık, ancak YPG'nin müdahalesi başladı. İlk gün ilçe merkezinde çatışmalar olunca kimse umursamadı. 3 mahalle YPG'nin elindeydi. Burayı temizledikten sonra, bizlere 'Burası bitmek üzere, Qamışlo'ya yürüyeceğiz, oradaki sınır kapısını da alacağız' dediler. Ancak YPG saldırınca çok kayıp verildi. Sonraki gün ise sınır kapısına sabah erken saatlerde saldırdılar. Birkaç saatlik çatışmadan sonra kapı da onların eline geçti. Biz Esfer Necar bölgesinden Til Xelef ve Keşto bölgesine gönderildik. Ancak gruplar tutunamayınca biz de burada sadece savunma pozisyonunda kaldık. Kapı YPG tarafından ele geçirilince, bu kez sınır kapısına uzaktan havan ve uçaksavarlarla ateş açmaya başladık. Tahminimce orada 100-120 arasında kayıp verildi. Cenazelerden ancak 22'sini getirebildiler. Kapının ele geçirilmesi sonrasında bizler de sık sık biksi (BKC), havan ve uçaksavarlarla ateş açıyorduk o tarafa. Atılan kurşunların bazıları Ceylanpınar'a düşüyordu. Bunu bilerek yapanlar vardı. Emir dediğimiz kişiler özellikle kanas (suikast silahı) ve biksilerle hem sınır kapısına, hem de sınır kapısına bakan Ceylanpınar'daki binalara sık sık ateş ediyorlardı."
Türk Albay: Bunlar Ermeni
Kendilerine eğitim veren 3 emekli asker ve 'Emir' denilen kişilerin, kendilerine karşı koyanların Kürt değil, Ermeni ve PKK'li olduklarını söylediklerini anlatan Bilal, "Cihat adına savaşmak için gelmiştim ben de. Ben Esad rejimi askerlerine karşı savaşacağımı zannediyordum. Kürtlere karşı çatışmalar başlayınca, bu kez karşımızdakilerin Kürt değil, Ermeni ve PKK'li olduğunu söylüyorlardı. Özellikle Albay diye bildiğim kişi, bunlarla Hakkari'de savaştığını, çok sinsi olduklarını, savaşmayı iyi bildiklerini, ısrarla yakın mesafeden bunlarla çatışmaya girmememiz gerektiğini söylüyordu" dedi.
Ağustos ayının ortalarında kaza sonucu arazide yaşanan ve can kaybının olmadığı bir patlama sırasında, taş parçalarının ayağına ve karnına isabet etmesi sonucu yaralandığını ve bu olayın oradan ayrılmak için kendisine bir fırsat yarattığını kaydeden Bilal, şöyle konuştu: "Yaptıklarının cihat ile Esad rejimine karşı savaşmakla alakalı olmadığını gördüm. Benim bulunduğumu Til Xelef'te bunlar böyleydi. Bazen Serêkaniyê dışından insanlar gözaltına alınıyordu. Yaşlı kadın-erkekler getiriliyordu. Bize 'bunlar hepsi Ermenidir, kafirdir' diyorlardı ama gördüğümüz insanlar bizim gibi inanan insanlardı. Kaza sonucu patlamada yaralandım. Yaralarım ağır değildi. Yaralanmasaydım belki bir süre daha aralarında kalabilirdim. Ancak bu benim için bahane oldu. Bir gün Til Xelef'te kaldım. Ancak sonraki gün ayağım şişince ve yürüyemez hale gelince hastaneye götürmek için beni gönderdiler. Benim de beklediğim bir fırsattı bu. Akçakale Devlet Hastanesi'nde tedavi edildim. Hiçbir kayıt tutmadılar. Doktorlar iğne vurup pansuman yaptılar. İki gün hastanede kaldıktan sonra kendi isteğimle ayrılarak sınır kapısından Akçakale'ye bir yakınımın yanına gittim ve onlardan ayrıldım."
MUSTAFA DOÐAN/ANF/URFA