Türk basınında ‘terör’ün serüveni

6 Eylül 2021 Pazartesi - 05:13

  • Türk basınının kelime hazinesinde “terör” ve “terörist” gibi sözcükler, 1930’lu yılların başından beri vardı. Uzun yıllar bir köşede duran bu iki kelime, özellikle 90’lı yıllar ile beraber aynı soykütüğünden olan diğer bütün sözcükleri yuttu.

 

İBRAHİM BULAK

 

Kelimeler bazen içinde bulundukları zamana hapistir, ona çizilen sınırların dışına çıkamazlar. Bir zamanlar böylece köşesinde sessizce duran ve pek de zararlı olmayan bazı kelimeler, bir süre sonra canavara dönüşür. O artık salt sözlükte karşılığı olan bir kavram değildir, yeri geldiğinde sahibini yiyecek bir canavardır. Türk bağlamında “terör” böyle bir kavramdır; insanı uluorta canından edecek derecede tehlikeli, her an el değiştirmeye müsait ölümcül bir silahtır. 

En sonda söylenmesi gerekeni başta söyleyerek bir giriş yapalım: Türk basınının kelime hazinesinde “terör” ve “terörist” gibi kavramlar, 1930’lu yılların başından beri vardı; fakat bu kavramlar, günümüzdeki gibi Kürtlere karşı her türlü devlet bağlantılı şiddetin meşrulaştırılması ve toplumun bir kesiminin ötekileştirilmesinde çok da kullanışlı değildi. Egemenlerin sözlüğünde tercümeye ihtiyaç duymayan bu kavramların aslında Türk milliyetçiliğinin zihin ve duygu dünyasında bugün yarattığı etki çok da eskiye dayanmaz. 

Önce ETÖ sonra FETÖ; sırada ne var?

2007’ye kadar yönü Kürtler ve solculara dönük olan bu canavar, artık rota kırmaya başladı. Direksiyona tam hakim olma çatışmasında hedef, adına “ulusalcı” denen Kemalist kesimlerdi. Fethullah Gülen Cemaati’nin kudretli olduğu yıllarda “Ergenekon Terör Örgütü” (ETÖ) diye bir şey ortaya atılmış ve bu örgüt kapsamında binlerce kerli ferli Türk “terör”den yargılanmıştı. Çok değil, 7-8 yıl sonra, yargılayanların kendileri de aynı suçtan yargılanacaktı. ETÖ’den sonra bu kez AKP iktidarı ve destekçileri tarafından “Fethullahçı Terör Örgütü”, kısaltılmış adıyla “FETÖ” diye bir şey uydurulacaktı. İsminde “terör örgütü” ibaresi bulunmasına rağmen “FETÖ” demekle de hızını alamayan bazı iktidar beslemeleri, yanına bir “terör” daha yazarak, “FETÖ terör örgütü” diyecek kadar saçmalayacaktı. 

“Terör”ün havada uçuştuğu bu zamanlarda asıl savaş ise basın üzerinden yaşanacaktı. Artık o zamana kadar Türk basınının Kürtler ve devrimcileri demonize etmek için bol keseden kullandığı bu sözcük, daha doğrusu bu canavar, bu kez Kemalist ve muhafazakar Türkleri de yemeye başlayacaktı. Bir ara Tayyip Erdoğan, Gezi Hareketi için her ne kadar Osmanlı-Kemalizm mirası “çapulcu” sözcüğünü kullanmak istese de, hedefi nişan aldığı silah elinde patladı. 

Son olarak AKP-MHP ittifakında “terör” sözcüğü, hiç olmadığı kadar tavan yaptı; iktidar, artık kendisi kadar Türk milliyetçisi olan diğer siyasi partileri bu sözcük üzerinden hizaya getirmeyi biliyor ve onlara siyaset yapacağı alanın sınırlarını çiziyordu. Özellikle sosyal medyada, “Eskiden sadece Kürtler teröristti, şimdi herkes” biçiminde mizahı da yapılan bu durum, bir gerçekliğe işaret ediyor. Kemalizmin öncülüğünü yaptığı Türk uluslaşmasında “şekavet” -sonrasında ise “bölücülük” ve “irtica”- “iç düşman” ihtiyacını fazlasıyla karşılıyordu; fakat Erdoğan rejimiyle beraber “terör” demek, her şeyi açıklamaya yetiyordu, başka bir söyleme de ihtiyaç yoktu.    

Kürtler kullanmamayı tercih etti  

Söz konusu Kürtler oldu mu, “terör” söyleminin bağnazlığını Türk devletinden sonra en çok yapanlar, Türk devleti gibi tarihi soykırımlarla dolu Batılı devletlerdi. Batılı devletlerin bu söylem üzerinden kendilerini kriminalize etmesine rağmen Kürtler; Rojava’da karşısında savaştıkları cihadist grupları, uluslararası kamuoyu desteği de sağlayabilecek olmasına rağmen, “terör” sözcüğünün konforundan faydalanarak tanımlamayı tercih etmedi; bunun yerine “çete” tabirini kullandı.

Türk basınının 1930’lu yıllarda ‘terörist’ sözcüğünü hangi bağlamda kullandığını anlamak açısından bir haber
26 Temmuz 1934-Akşam gazetesi

30’lu yıllarda ‘terör’ neydi, ‘terörist’ kimdi?

1930’lu yılların Türk gazeteleri, sadece gazete değillerdi; Kemalist rejimi tahkim etmek ve öz Türkçe hedefine giden yolda birer mevziydiler. Dolayısıyla dönemin basınını Kemalist dünya tahayyülünden ayrı düşünmek mümkün değildir. Bu dönemde iki büyük Kürt direnişi ile karşılaşan Kemalist rejim,  basında direnişlerin görselden söyleme kadar nasıl ve ne biçimde servis edileceğiyle yakından ilgilenmiştir. Bu yıllarda Kürt savaşçılar için en çok kullanılan kavram “şaki”dir, mesele ise “şekavet meselesi”dir. “Çapulcu” ve “âsi” de en çok kullanılan sözcüklerdendir. 

Peki bu yıllarda Türk basınının lügatında “terör” veya “terörist” yok muydu? Öncelikle bu iki sözcük de hiçbir biçimde Kürt isyanları ile ilintili bir şeyi tanımlamak için kullanılmaz. Kemalist rejimin meselenin ulusal boyutunu görünmez kılıp “uygarlaşamama”, “garplılaşamama” üzerinden dünyaya pazarlaması için “şaki”, Osmanlı’dan devralınan bir devletin yönetimi için daha kullanışlıydı.

 İkinci Dünya Savaşı’nın arifesine denk gelen bu yıllarda birçok ülkede karışıklıklar yaşanır ve Türk basını da gelişmeleri yakından takip eder. Bu yıllarda daha çok yabancı basından alınan haberlerde “terörist” sözcüğü, tercümeye ihtiyaç duyulmadan olduğu gibi bırakılır. Ki kaynak alınan yabancı basın ise daha çok Müttefik Devletler adını alan cepheyi destekleyen Avrupalı ajans ve gazetelerdi. Bu kaynaklarda “terörist” daha çok Nazileri destekleyen paramiliter güçler veya gizli ırkçı örgütlenmeleri tanımlamak için kullanılır. 

Aynı şekilde Filistin’deki Arap ve Yahudiler arasındaki çatışmalarda da o zamanın Kemalist basını, Filistinlilerden “Arap teröristler” diye söz eder. “Terör örgütü” de o zaman Türkçenin lügatında vardı fakat daha eski hâliyle: “tedhiş cemiyeti”. Hatta gazeteler, dünyadaki meşhur “tedhiş cemiyetleri” hakkında dizi yazıları hazırlar, okuyucusunu bilgilendirirdi. Mesela 1930’lu yıllarda Türk gazetelerinin sayfalarında yer verdiği bazı “tedhiş cemiyetleri” şunlardı:
- Hırvat ırkçılarının kurduğu gizli örgüt: Ustaşa 
- ABD’de beyazların gizli ırkçı örgütü: Ku Klux Klan 
- İtalyan mafya örgütü: Camorra

 Bu cemiyetler adına faaliyette olanlar ise “tedhişçi”ydi. 80’lerin sonuna kadar da “tedhiş” (veya tethiş) sözcüğü, “terör”ün Türkçe karşılığı olarak ara ara kullanılırdı. Hatta 1930’lardaki Öztürkçe furyasında da “tedhiş”e de uygun bir karşılık bulunmuştu: Yıldırgı. “Yıldırgı” pek kabul görmedi ve unutulup gitti fakat o yıllarda cemiyetin karşılığı olarak bulunan “örgüt” sözcüğünün mayası tuttu.