Türk devlet terörü ve Rojava’ya saldırı 

Forum Haberleri —

25 Kasım 2022 Cuma - 07:30

.

.

  • Türk terör devleti Rojava’da her yeri hedef almaktadır. Asker, sivil, ekonomik alt yapı, şehir alt yapıları, hastaneler, su istasyonları vs. hedef almadığı hiçbir alan kalmamıştır. Bu şekilde bölgede ciddi bir göçün yanı sıra derin bir ekonomik kriz de yaratılmak istenmektedir.
  • Önümüzdeki süreçte saldırınının kapsamının daha da genişleyebileceğini, giderek durumun karada bir cephe savaşına dönüşme ihtimalini de hesaplamak gerekir.
  • Tehlike ciddidir ve dolayısıyla mücadele de çok boyutlu, kapsamlı ve kesintisiz şekilde her yerde büyütülmek durumundadır. İşgal, sömürgecilik ve soykırım ancak bu şekilde boşa çıkarılabilecektir.

HALİT ERMİŞ

Türk devletinin Rojava’ya dönük saldırıları son günlerde yoğunluk kazandı. Belli ki kendi ittifak güçleriyle bir koordinasyon dahilinde gelişen saldırılara tanıklık ediyoruz. Bu koordinasyon anti Kürtlük ve anti demokratiklik üzerinden geliştirilen bir koordinasyon. Aksi olsaydı, küresel güçlerin havadan ve karadan kontrol ettikleri bölgeye Türk devletinin bu şekilde pervasızca saldırı gerçekleştirmesi mümkün olamazdı. Dolayısıyla Erdoğan’ın dediği gibi bu güçlere rağmen gelişen bir saldırı iddiasının hiçbir doğru tarafı olmadığı gibi realitede karşılığı da olamaz. 

Peki 19 kasım gece yarısı gelişen saldırıların şimdiye kadar ki saldırılardan farkı ne? Son derece önemli bir soru. Zira Türk devleti, devlet terörünün her türlüsünü son derece pervasızca bölgede uyguluyor ve dünya da izliyor. 

Birincisi; bu saldırılar bölgenin her tarafını hedef aldı. Öyle iddia ettikleri gibi bir somut bir gerekçesi de yoktur. İstanbul saldırısı gibi düzmece bir komplo sonrası Kürtlere dönük soykırım “Meşrulaştırılmaya” çalışılıyor. 

Oysa istanbul saldırısına ilişkin devlet nezdinden yapılan açıklamaların hiçbirinin somut ve elle tutulur yanı olmadığı gibi, son derece çelişkili ve yalanlardan ibaret açıklamalarla Kürtler açıktan hedef gösterildi. Kaldı ki gerek Özerk Yönetim gerekse QSD’den gelen açıklamalarda, bu saldırının bölgeyle hiçbir ilişkisinin olmadığı net bir şekilde vurgulandı. 

Saldırıda kurban olarak kullanılan kadının profili, geçmişi de bu saldırının Türk devleti tarafından kurgulandığını, gerçekleştirildiğini, sadece Rojava’ya dönük saldırının zemini haline getirilmeye çalışıldığını net şekilde ortaya koyuyor. 

Bir devlet ki, sırf savaş çıkarmak için kendi vatandaşlarını katletsin…

Türk terör devleti neden buna ihtiyaç duydu? 

Türk devletinin tarihsel Kürt düşmanlığı bu saldırının ana gerekçesidir. Türk devleti yeminli Kürt düşmanı, dahası halklar düşmanı bir devlettir. Kürt soykırımı için kurgulamayacağı oyun, komplo, dışa vermeyeceği taviz yoktur. Rusya ve Batı ile ilişkileri tamamen bu gerçeklik üzerine kurguludur. 

Bunun için tüm imkanlarını seferber ederek Kürtlere saldırının gerekçesini yaratmaya, dışarıdan da gerekli desteği almaya çalışıyor. Çünkü hiçbir şekilde Kürtler adına somut bir kazanımın olmasına tahammülü yoktur. Zira bunu kendi yokluğu, tasfiyesi olarak nitelendiriyor. Tekliğin, tekçiliğin ulus devlet karakteri olduğu gerçeğine ek olarak Türk terör devletinde bu çok daha böyledir. 
Katliamlarla övünen bir devletin yeni katliamlar için yapmayacağı şey olmadığını, olmayacağını bilmek gerekir. 

Diğer yandan Türk devleti 8 aydır aralıksız şekilde Kürdistan dağlarında kimyasal ve yasaklı silahlar kullanıyor. Bütün dünya bu gerçeği artık biliyor. Ama buna rağmen de gerilla karşısında yenilgi yaşıyor. Bu suçunu gizlemek ve yenilgisini gözlerden uzak tutmak için Rojava’ya saldırıyı kendisi için kaçınılmaz görüyor. Zamanlama bu açıdan önemlidir. 

Fakat her fırsatta Türk devletinin Kürt düşmanlığını unutmadan güncelin konjonktörel nedenlerini değerlendirmek daha doğru olacaktır. 

Bir diğer neden Türk devletinin Suriye ve Mısır ile girdiği ilişki sürecidir. Türk devleti bu iki devlete de tavizler vererek yeni bir süreç başlatmak istiyor. Ama bunu da yine Kürtler üzerinden gerçekleştirmeye çalışıyor. Kürtler konusunda taviz aldıkça Şam ve Kahire’nin ayağına gidişin yolunu açacak. Yine bu devletler de bu gerçekliği bildiklerinden Erdoğan’ın burnunu bu şekilde sürtmüş oluyorlar ve bu yönlü de taviz vermekten geri durmuyorlar. Tabi asıl taviz verilen devletlerin Rusya ve ABD olduğunu kesinlikle not etmek gerekir. Zira en fazla da Rusya Türk devletine ihtiyaç duymaktadır ki, Suriye’de mevcut durumda etkili bir güçtür. 

Konjonktörel olarak bir diğer etmen İran’da yaşanan gelişmelerdir. Türk terör devleti, İran’da yaşanan gelişmelere Kürtlerin öncülük etmesini kendisi açısından bir tehlike olarak görüyor. Rojava’ya saldırısının dönemsel perde arkasında bunun da bir etmen olduğu hesaba katılmalı. Zira İran da aynı saikle hareket ettiğinden Türk devletiyle tüm çelişkilerine rağmen ortaklaşabilmektedir. 
Bu saldırıların bir diğer özelliği ise kapsamıdır. Bu da önceki saldırılardan daha farklı cereyan etmektedir. 

Türk terör devleti Rojava’da her yeri hedef almaktadır. Asker, sivil, ekonomik alt yapı, şehir alt yapıları, hastaneler, su istasyonları vs. hedef almadığı hiçbir alan kalmamıştır. Bu şekilde bölgede ciddi bir göçün yanı sıra derin bir ekonomik kriz de yaratılmak istenmektedir. Petrol kuyularının, hastanelerin, su istasyonlarının, okulların ve daha birçok yerin vurulmasının başka hiçbir açıklaması olamaz. 

En son Hol kampının hedeflenmesi ise, açıktan DAİŞ’e nefes olması ve DAİŞ’i yeniden faal hale getirmek istemesiyle alakalı bir durumdur. Zira Hasekê Sınaa Cezaevi saldırısında çetelerin Türk devleti tarafından Serêkaniyê’den gönderildikleri bizzat çetelerin kendi itiraflarına ortaya çıkmıştı. 

19 Kasım gecesi başlayan saldırıların perde arkası ve niteliği kısaca böyle gelişirken, önümüzdeki süreçte saldırınının kapsamının daha da genişleyebileceğini, giderek durumun karada bir cephe savaşına dönüşme ihtimalini de hesaplamak gerekir.

Ancak önemli olan halkların kaderinin ilgilendiren Rojava’ya bölge ve dünya halklarının sahip çıkma durumu olacaktır. Çünkü Rojava şahsında söz konusu olan sadece Rojava ve Rojava halkının geleceği değil, tüm bölge halklarının geleceğidir. Erdoğan-Bahçeli faşizminin Türkiye’de yarattığı sistem gerçeğinin bölgeye hakim olması demek, bugün Türkiye halklarınını mahkum edildiği faşist sistemin çok daha katmerli şekilde bölgede halkları nefessiz bırakması demek olacaktır. 

O açıdan tehlike ciddidir ve dolayısıyla mücadele de çok boyutlu, kapsamlı ve kesintisiz şekilde her yerde büyütülmek durumundadır. İşgal, sömürgecilik ve soykırım ancak bu şekilde boşa çıkarılabilecektir. 

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2022 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.