Türk devleti, Kürt mezarlar ve ölüler!
Forum Haberleri —

❏
ALİ AKTAŞ
Türk devleti Kürt mezar ve ölülerine niye saldırıyor? Mesela bir deli kendini kolayca damdan aşağı atmaz, ama bir ruh hastası semptoma girerse atabilir, çünkü onun o an beyin ve beden bileşimi parçalıdır, korumasızdır.
Rus yazar Gogol, “Ölü Canlar”da 19. yüzyıl Rusya’sındaki kokuşmuş feodal düzeni yazar. Romandaki Çiçikov itibarlı olmak için kasabaları dolaşıp feodallerden ölü köleler satın alır. Çok köle, çok itibar demektir. Sağ köle masraflı olduğundan kurnazca kayıt üzeri ölü olanı tercih eder. Zira düzen ve sistem ölmüştür.
Bir de Don Kişot olayı var. Adam son şövalye olmak için evinde silah adına ne varsa kuşanıp yollara düşer. Gittiği yerlerde bir şövalye gibi karşılanmak ister. Kendisine engel sandığı herşeye ve bu arada en çok da yel değirmenlerine saldırır. Ama her kavgada dayak yer. Çok hayalcı olduğu için gerçeği görmesi uzun sürer. Sonuçta başladığı yere döner ve yalnızlık içinde ölür. Düelloda kazanan kapitalizm, yenilense feodalizm olmuştur.
Konuya dönersek, Türk devleti Kürt mezar ve ölülere niye saldırıyor? Don Kişot ve Çiçikov yöntemiyle AKP-Erdoğan rejimi bölgede egemenlik ve Osmanlı imparatorluğunu kurabilir mi? Küresel hegemonik güçlerin bölgeyi yakıp-yıkarak dizayn etmesi karşısında ne kadar başarılı olabilir? ABD’nin kullanıp attığı ve Kürtlerinse yendiği faşist çetelerle ne kadar yol alabilir? ABD ve Rusya’sız sınır taşını bile oynatamayacak kadar çömez olan bir devlet, neden bu kadar Kürt düşmanı kesiliyor?
Türk devletinin genelde sağ, özelde de direnişçi Kürtten korkması anlaşılabilir, yanı sömürgeci-faşist düşmandır, saldırıyor, imha etmek istiyor, ama ölmüş bir Kürt’ten ne istiyor, ona bir mezarı bile çok görmekle neyi amaçlıyor, neye ulaşmak istiyor? Bunun siyasal, askeri, sosyal ve psikolojik boyutu nedir?
TC anayasasının 21. Maddesi, “Kimsenin konutuna dokunulamaz“, 19. maddesi “Herkes kişi hürriyeti ve güvenliğine sahiptir“, 17. Maddesi, “Herkes yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir. Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz. Kimse insan hasiyetiyle bağdaşmayan bir ceza ve muameleye tabi tutulamaz“. Yine 10. Maddesi, “Herkes, din, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç… ayrımı gözetmeksizin kanun önünde eşittir“ diyor.
Peki bir devlet yaptığı kanunlara niye uymaz? Hukuku bırakmış veya böyle açıkça çiğneyen bir devlet, devlet midir? Diyelim bu devlet kara para aklayan, çek-senet mafyasına dönüşüp çeteleşmiştir, peki bunu kendi ulus-devleti sayan toplum, halk, siyasi parti ve kurumlar damı sessiz kalacak? Ermeni, Rum ve Asuri-Süryani soykırımıyla daha yüzleşmemiş olan Türkler, bir Kürt soykırımını da kaldırabilir mi?
Diyelim Türk toplumu da Almanlar gibi soykırıma sessiz kalıp ortak oldu, ya dünya devlet ve halkları da mı seyirci kalacak? Alman anayasasının 1. Maddesi, “İnsan onuru dokunulmazdır. Devletin asli görevi onu dikkate alıp korumaktır“, yine BM İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin 3. maddesi, “Yaşamak, özgürlük ve kişi güvenliği herkesin hakkıdır“, 5. Maddesi, “Hiç kimseye işkence yapılamaz, zalimce, insanlık dışı ve onur kırıcı davranışlarda bulunulamaz, ceza verilemez“ diyor. O halde bu güçler bu yazıp söylediklerine bağlı kalıp, Türk devletiyle ilişki ve ittifaklarını gözden geçirmek zorunda değil mi? “Sen hukuk dışına bu kadar çıkamazsın, istediğin her zulmü ve her ahlaksızlığı yapamazsın, insan haklarına bu kadar tecavüz edemezsin” demek zorunda değiller mi?
Kaldıki, bu devlet BM, AK, NATO ve AGİK üyesidir. Bunların raydan çıkmış, Kürt düşmanlığıyla sağı-solu tehdit eden, tüm toplumsal ve insanlık değerlerine saldıran bu devlete üyelik görevini hatırlatıp hizaya çekme zorunluluğu yok mu? Kürtler özgürlük isteyip direndiği için bu devlet son kırk yıldır habire onbinlercesini katletti, kaçırıp-kaybetti, hapsedip işkence etti, milyonlarcasını göçertti, binlerce köy ve şehir yakıp-yıktı, bırakın ulusal, bireyesel haklarını bile tanımıyor, değil yaşam, ölü hakkını bile tanımıyor, bırakın hane, mezar dokunulmazlığını bile tanımıyorsa bu güç ve devletlerin de suçu yok mu? Bunlar günah veya sorumluluklarını görüyor mu?
Kuşkusuz nasılki Don Kişot yel değirmenlerine saldırıp şövalye olamadı ve Çiçikov da ölü köleleri satın alarak itibar kazanmadıysa, Türk devleti-Erdoğan rejimi de Kürt mezar ve ölülerine saldırarak ayakta kalamaz. Kürtçedeki bir atasözü, “bêarî kuvarera veto“, yanı “edepsiz kovandan çıkarmış“ der. Kürt mezar ve ölülere saldırarak devlet ve rejimi ayakta tutup imparator olabileceklerine inananlar, bilsinlerki Çiçikov ve Don Kişot kadar bile sonuç alamazlar. Ancak cami köşesine pislerler veya damdan aşağı atlarlar.
Her dinde bile cenaze, mezar ve ölülere saygı vardır. İslam dininde de var. Bugünkü siyasi-iktidarcı ve saltanat düşkünü islamcılar ve yine AKP’nin sahte türbancı ve sakallıları, ki çoğu kasaplığa soyunmuş, unutmuş olabilirler, ama Hz. Muhammed’in bir Yahudi cenazesi önünde ayağa kalkıp saygı gösterdiği söylenir. Yine Uhud savaşında Hz. Hamza, ki peygamberin öz amcasıdır, olayı var. Düşman onu öldürüp beden ve organlarını keser. İntikamını alanlar karşıdakine ayni vahşeti yapmak isteyince peygamberin engelleyip, ölüye işkencenin günah olduğunu, ölünün sahiplerine verilmesini, almazlarsa kendilerinin defnedeceğini, söylediği söylenir. Yanı dinler de enaz yaşam hakkı kadar kutsal olan bu insanlık değerine sadık ve saygılı kalmışlardır.
Peki Kürtlerin dirisine, ölüsüne, ev ve mezar mekanına saldırmayı kendisine hak gören, hukuk-din-ahlak yargısına uymayan, siyasi-insani çağrılara kulak asmayan bu devleti kim nasıl frenleyip terbiye edecek? Kürtler boyun eğmeyip direnince ve kendini korumaya çalışınca ‘terörist’ oluyor? ABD, NATO, Almanya, Batı ve şimdi de Rusya’nın besleyip donattığı bu mafya-çete devlet daha ne kadar Ermeni, Rum ve Asuri-Süryani soykırımını inkara devam edecek, mezarları üzerine garnizon, cezaevi ve tuvaletler inşa edecek? Bakınız Kürtler dahil birçok direniş önderi ve direnişçinin mezarı hala yok, kaybetmiştir. Var olanları bile gün geçtikçe kaybettiriyor.
Türk devleti ne hakla ailelere haber vermeden Garzan Şehitliğin’i tarla sürer gibi makinelerle yıkıp, Kürt şehitlerini İstanbul’a götürüp kaldırımın altına gömüyor? Öldürdüğü Taybet Ana’yı bir hafta sokakta tutuyor? Kürt çocukları parçalıyor? Kürt savaşçıları ve özellikle de kadın savaşçıları teşhir edip ailelere vermiyor, kaybediyor veya kimsesizler mezarlığına gömüyor? Ölülerle bu kadar oynamanın, saldırıp işkence ve hakaret etmenin, aileleri böyle üzüp rencide etmenin hukuki ve ahlaki, siyasi ve kültürel, felsefik ve dini, maddi ve ruhi açıklaması, aklı ve mantığı var mı? Diyelimki, Kürtlerin gücü bu alçaklığı, vahşet ve insanlık dışılığı durduramıyor veya kamuoyuna yansıtamıyor, peki sözde uygar dünya güç ve devletleri, demokratik kamuoyu ne diye bu kadar kör, sağır ve dilsiz, seyirci ve duyarsızdır? En temel insan hakları, en demokratik değerler ve adalet bu şekilde sağlanır mı? İnsanlık bu şekilde düze çıkıp, sorunları çözer ve ilerler mi?
Kuşkusuz genel olarak tüm hegemonik güçler kanlı ve kirlidir, hepsi de aşağı-yukarı bu suçları işliyor. I. ve II. Dünya Savaşına katılan ve bugün de III. Dünya Savaşıda olan bu güçler hep potansiyel suçludur ve çıkarları söz konusuysa her zaman insanlık ve savaş suçları işlerler. İşte Almanya’nın yaptığı soykırım, Japonya’nın Kore ve Çin’de işlediği kadın tecavüzleri, ABD’nin Körfez savaşında Irak esirlerine köpeklerle yaptığı çıplak cinsiyetçi işkenceler ve yine islamcı faşist cete DAİŞ’in kafa kesmelerinin hepisi insanlık ve toplumlar adına utanç vericidir, yüz karalıktır. Ama bunların hiçbiri Türk devletinin bugün Kürtlere yaptığını haklı kılmaz. Bu şekilde dünyada asla adalet kurulmaz, sorunlar çözülmez ve güven sağlanmaz. İnsan da insan, devlet de devlet olmaz.
Ne olur, diyelim ki normal düşünemeyen bir Kürt de gidip M. Kemal’ın mozolesini, R.T. Erdoğan’ın anne ve babasının safsatalı türbesini veya “şanlı“ ecdatları Osmanlı padişahların veya şeyh ül islamcıların türbe ve mezarlarını yaksa, yıksa veya kaçırsa? Tabi ki iyi olmaz ve hiçbir Kürt Erdoğan alçaklığının seviyesine düşmüyor. Fakat her alçaklığın da bir sınırı olmaz mı?
Kürtler boyun eğmiyor, direniyor ve özgür iradeleriyle yaşamak istiyor diye cezalandırılamaz. Demokrasi ve barış, eşitlik ve özgürlük, insan hakları ve değerleri adına kimseye zarar vermeden, hatta ağır bedeller ödeyip yol alıyor ve Rojava’da görüldüğü gibi tüm etnik, sosyal, dinsel kimlik, halk ve toplulukların bir arada yaşaması için çaba, model, proje ve güç sunuyorlarsa destek olup korumak gerekmez mi?
Kaldı ki bu yapılanlar soykırımdır. Soykırım nedir? Bir halkı, bir topluluğu veya bir gurubu etnik, din, renk, mezhep ve cinsiyet kimliği nedeniyle veya kendi hegemonik çıkarları için zor veya asimilasyon yoluyla fiziki veya ruhi olarak ortadan kaldırmak değil mi? Kürt mezarlara ve ölülere saldırıp tahrip etmek, kaybettirmek mekana, ruhi yaşama saldırı, işkence ve fiziki bitirme değil mi? Peki bu soykırıma neden “dur“ denilmiyor, sessiz kalınıyor? Bu sırf Kürtlerin mi sorunu? Kürtler ezilen, güçsüz ve devletsiz bir halk olabilir, ama bu alçaklığı hiç hak etmiyor.
Ama herşeye rağmen dost ve düşman güçler bilsinki Kürt halkı ve özgürlük güçleri şehitlerine ölümüne bağlıdır. Kürtleri halk ve uluslaşma sürecine sokup güç ve irade sahibi yapan, bilinç, örgütlenme ve mücadele gücüne kavuşturan şehitlerdir. Onlar özgürlük ve eşitlik, demokrasi ve barış, insanca yaşam ve değerler için hiçbir şahsi maddi çıkar gözetmeden kahramanca toprağa düştüler. Herbiri gece karanlığında parlayan yıldız ve şafakta doğan güneş gibi sonu gelmez bir roman, türkü ve şiirdir. Her beden ve beyin Kürt’ün tarihsel hafızası ve özgür yaşamını simgeliyor. Her tarafta bir direniş abidesi ve özgür yaşamın baharı olarak Kürtleri kucaklıyorlar. Mezarları olmayabilir, naaşları kaybedilebilir ve ölü bedenlerine tecavüz de edilebilir, ama düşman güçler bilsinki yaptıkları tüm alçaklığın, puştluğun, acizliğin ve çirkinliğin hesabı misliyle soruluyor ve sorulacaktır. Şehitler Kürtlerin en değerli varlıkları, ruhları ve iradeleri ve yaşayan abideleri olarak her zaman zılgıtla anılacak, zılgıtla uğurlanacak ve zılgıtla şad edilecektir.
Kürdistan devrim ve özgürlük şehitlerine ve ailelerine karşı Türk devletinin işlediği tüm suç ve vahşetin hesabı soruluyor ve sorulacaktır, bundan kurtulamaz. Nefret ekenler, milliyetçilikle şato kuranlar, işkence ve zulümle iktidar olanlar, Kürt düşmanlığı ve Kürt kanı üzerinden yaşam sürenler sırf tarih ve insanlık karşısında değil, Kürtler karşısında da yenilecektir. Ne yaparlarsa yapsınlar Kürtlerin devrimci zaferini engelleyemez ve devrimci iradesi, bilinci ve şiddeti karşısında çökmekten kurtulamazlar.







