Libya’ya atfettiği önem dolayısıyla Irak ve Suriye’de olduğu gibi yayılmacı amaçlarını, beslediği çeteleri üzerinden pratiğe geçirmeye çalışan Türk devleti bu ülkede iç savaşı derinleştiriyor.  Ancak,  Türk devletinin hesapları Libya’da bataklığa gömülecek gibi.

TARIQ HEMO - HABER/ANALİZ

2011 yılında Arap dünyasında başlayan kargaşa ve istikrarsızlık tüm bögenin dengelerini altüst etti. Bölgesel ve uluslararası  bir çok güç var olan kaos ortamından yararlanarak pozisyonlarını güçlendirme ve yaşanan krizi fırsata çevirmeye çalıştı.

“Arap Baharı” olarak adlandırılan süreç barışçıl protestoları aşıp iktidar savaşlarına evrilince başka güçlerin, gösterilerin yapıldığı ülkelere müdahalesi daha da yoğunlaştı.

Başta İran ve Türkiye bu ayaklanmaları kendi çıkarları için kullanmaya çalıştı. İran, Suriye, Yemen ve Lübnan’a müdahale etti ve savaşın bir tarafı oldu. Tahran’a bağlı güçler, batı normlarına karşı anti demokratik ve muhafazakar statüleri destekliyor. Bunu da söz konusu ülkelerde Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Suudi Arabistan’a karşıt politikalar üreterek kendi etkisini hakim kılmak istiyor.

Türkiye Arap ülkelerinde söz sahibi olmak istiyor

Öte yandan Türk devleti de Arap ülkelerinin geleceğinde söz sahibi olmak istiyor. Radikal dinci çete gruplarını destekleyen Türk devleti, bölgede demokratikleşmenin önünü kapatmaya çalışıyor. Türk devletinin bu girişleri ve politikaları Mısır’da Müslüman Kardeşler hükümeti ve Sudan’da Ömer El Beşir diktatörlüğünün yıkılmasıyla ağır darbeler aldı.

Türkiye’nin dostu olarak adlandırılan bu iki ülke,  rejimlerin değişmesiyle Türkiye’yi bölgenin başına bela olmuş bir güç ve tehdit olarak görüyor. Tüm Arap dünyasında mevcut durumda Türkiye’ye ‘dost’ olarak iki ülke kalmış. Katar ve Libya’nın Trablus bölgesinin kontrolünü elinde Fayez Sarraj yönetimindeki  hükümet.

Ortakları kimse sevmiyor

Arap ülkelerindeki istikrarsızlıkta büyük bir pay sahibi olan ve radikal dinci çetelerine destek veren Katar, Arap ülkeleri tarafından uygulanan yaptırımlarla tam bir izolasyon yaşıyor. Libya ise büyük bir iç savaşın içinde. Trablus’taki Fayez Sarraj başbakanlığındaki Ulusal Birlik Hükümeti’ne karşı savaşan Libya Ulusal Ordusu Komutanı General Halife Hafter, Arap ülkelerinin desteğini alıyor.  Hafter, Türkiye ve Katar’ın desteklediği Trablus’taki Müslüman Kardeşler kökenli hükümeti ortadan kaldırmaya çalışıyor.

Mevcut durumuyla başkent Trablus, adeta General Halife Hafter komutasındaki güçlerin ablukasında. Fayez El Sarraj hükümetine “teslim ol” çağrısı yapılıyor.  İki taraf arasındaki çatışma son bir kaç aydır şiddetlenmiş durumda. Türk devleti de bu iç savaşın bir tarafı konumunda.

Sarraj’a dört elle sarılmış

Türkiye’nin amacı, gerek Kuzey Afrika’ya yerleşme, gerekse de Doğu Akdeniz’de yasadışı bir şekilde yürüttüğü ve bundan dolayı da ABD ile Avrupa Birliği’nin son derece ciddi uyarılarda bulunduğu petrol ve doğal gaz arama faaliyetleri için bir sıçrama tahtası olarak gördüğü Sarraj hükümetinin düşmemesini sağlamak. Bundan dolayı da Türkiye buradaki çete hükümetine çok ciddi askeri, siyasi ve ekonomik destek veriyor. Mısır’ın ardından bir Libya’da Müslüman Kökenli bir hükümetin daha devrilmesi Erdoğan yönetimindeki Türk devletinin isteyeceği en son şey. Gemiler dolusu gönderilen silahlar ve insansız hava araçlarıyla (İHA) Libya semalarındaki keşif faaliyetleri hep bu yüzden.  Bu anlamda Türkiye Libya’daki iç savaşın uzamasında da büyük rol sahibi. Trablus’ta konumlanan Sarraj yönetimine verilen askeri, siyasi ve ekonomik destek olası bir çözüm süreci ve diyalogu da engelliyor.

Türkiye’yi düşman ilan etti

Bir kaç ay önce Yunanistan, Trablus’a gitmekte olan Türk devletine ait cephane yüklü gemiye el koymuştu. Gemi 500 ton silah ve cephane taşıyordu. Geçtiğimiz yıllarda da bazı silah yüklü gemiler yakalanmıştı. Yine, geçtiğimiz aylarda bir limanda boşaltılan zırhlı araçların oluşturduğu görüntüler, fotoğraf ve görüntü karelerine yansımıştı.

Türk devletini yolladığı silah ve cephanelerle Trablus’taki hükümet, General Hafter güçlerinin ilerlemesini önemli oranda durdurdu. Hafter’e bağlı Libya Ulusal Ordusu, Trablus’un 75 kilometre gerisinde bulunuyor. Son üç ayda yaşanan çatışmalarda iki taraftan 700 kişinin öldüğü söyleniyor.

En son General Hafter’a bağlı güçler Türk devletine ait bir İHA’yı düşürdü. Yine, Türkiye’den gönderilen silahların bazıları da ele geçiriliyor.

Türk devletinin Esenboğa-Maytik havaalanları arasında oluşturduğu hava koridoru ile tonlarca silah ve cephaneyi de El Sarraj ve onu destekleyen güçlere gönderdiği ortaya çıktı.

Son sevkiyatta insansız hava araçlarının bulduğu dört uçak yükü silahın ulaştırıldığı öğrenildi.

Türkiye’nin Trablus’taki hükümete açık desteğine, General Hafter’den de açık bir tehdit geldi.

General Heftar liderliğinde ülkenin kuzeydoğusundaki Tobruk’taki yönetim, Türkiye Libya halkına karşı askeri bir savaş yürütüyor” açıklamasında bulundu. Açıklamada Türk devleti tarafından bölgeye sevkedilen uçaklar ve Trablust’taki gruplara silah taşıyan tüm Türk gemilerinin, kendi güçleri için meşru hedefler olduğu vurgulandı. Yine AKP-MHP hükümeti tarafından El Sarraj hükümeti ve çetelere destek vermek için gönderilen ajan ve çetelerin de hedef alınacağı ve tasfiye edilecekleri bildirildi. Libya’da 6 Türk vatandaşı gözaltına alındı, sonra tekrar bırakıldı. Türk devleti bu gözaltıları, Türkiye’yi savaş atmosferine sokmak ve Türk halkının savaşa desteğini almak için kullanmaya çalıştı.

Türkiye karşı tavır Araplar tarafından destekliyor

General Hafter’in Türkiye’ye yönelik bu açıklama ve girişimleri Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan tarafından memnuniyetle karşılandı. Bu ülkeler açıklama sonrası destek mesajlarını iletti.

Türk devleti de tehditlere başvurdu.  Fayez El Sarraj hükümetinin üyelerini de Türkiye’ye davet etti. Onların huzurunda Libya halkını tehdit etti. Erdoğan Trablus’a yaptıkları silah desteğini sürdüreceklerini söyledi ve General Hafter’i ‘korsan’ ilan etti. Hafter’ın güçlerinin başarısız olacağı da Erdoğan’ın ileri sürdüğü iddialar arasında yerini aldı. Bu açıklamalar aynı zamanda Türk devletinin dinci çetelere verdiği destek ve Libya’da iç savaşta oynadığı uğursuz rolün itirafıdır. Türkiye’nin amacının Müslüman Kardeşler kökenli bir devletin kurulması tümüyle açığa çıkmış durumda.

Trablus’taki Fayez El Sarraj hükümeti tamamen radikal dinci çetelerin güdümünde hareket ediyor. Bu gruplardan bir kısmı kendilerini DAİŞ’e bağlı gruplar olarak adlandırıyor. Birleşmiş Milletler, bu yapıdaki oluşumlara silah yardımı yapılmasını yasaklıyor. Zaten General Hafter de hedeflerinin söz konusu gruplar olduğu, hükümetin Müslüman Kardeşler, diğer çete gruplarıyle ve dış güçlerle ilişkilerini koparması durumunda diyaloga hazır olduklarını deklare etti.

Putin’in hatırlatması

Bu arada yeri gelmişken bir hatırlatmada da bulunmakta fayda var. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, geçen hafta sonu yaptığı açıklamada Suriye’nin İdlib kentindeki çetelerin Libya’ya transfer edildiğini durup durduğu yerde açıkladı. Putin, bu transferde kimin rol oynadığına dair isim vermedi. Ancak, Türkiye’yi kastettiği her haliyle belliydi. Putin Türkiye’ye bir nevi “Gözümüz üzerinizde” mesajını da vermiş oldu. Zaten, ertesi gün Türk Cumhurbaşkanı R.Tayyip Erdoğan’ın Putin’i araması ve konunun da Libya olması, verilen mesajın muhatabını bulduğunu gösteriyor.

Son olarak şunları belirtebiliriz: AKP/MHP ittifakı Trablus’u kendi çıkarları için kullanacakları güvenli bir karargah gibi görüyor. Trablus üzerinden tüm bölgeyi kontrol altına almayı düşünüyor. Burada çeteleri topluyor. Nitekim El Nusra üyelerinini İdlib’ten buraya getirildikleri ortaya çıkmış durumda. Onları eğitiyor, donatıyor ve onlar üzerinden Arap ülkelerini tehdit ediyor. Zaten Ankara hükümeti, Türkiye’yi Mısır, Birleşip Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan ve Sudan gibi ülkelerde mevcut yönetimleri çökertmek isteyen çetelerin barındığı bir yer haline getirmiş. Bunlar için onlarca televizyon açmış durumda ve onlara rahat propaganda olanakları tanınıyor.

Bu ülkede kendisine bağlı bir yönetim oluşturulduğunda  ülkenin zengin petrol ve doğal gazında söz sahibi olacağını düşünüyor. Libya’nın yeniden inşası sürecinde de pastadan büyük payı kaparak milyarlarca dolarlık kazanım elde etmeyi hesaplıyor.

Erdoğan, Libya’da kontrolü ele geçirdiğinde Mısır’a da etki edebileceğini ve Akdeniz’deki doğalgaz rezervleri konusunda onları uzlaşmaya mecbur edebileceğini hesaplıyor.  Hatırlanacağı gibi Mısır, Türkiye’nin onayını almadan Kıbrıs ve Yunanistan ile doğalgazın çıkarılması konusunda bir anlaşmaya gitmişti.

Ankara hükümeti Libya’nın en zayıf nokta olduğunu fazla tahribat yaşamadan ve büyük masraf yapmadan orada egemenliğini kuracağını düşünüyor. Arap ülkeleri bu hamleye karşı çıkıyor. Birleşik Arap Emirlikleri, Türkiye’nin Arap ülkelerinin içişlerine karşımasını kınamış ve Türk devletini “Tüm Arap dünyası için bir tehdit” olarak tanımlamıştı.  General Hafter’e bağlı güçler Trablus’un özgürleştirilmesi ve dinci çete gruplarının tasfiyesi konusunda ısrarcılar. Bu girişimlerinde Arap Dünyası ve ABD’nin de desteğini alıyor.

Ancak, Türkiye Libya’da çetelerden başka tutacağı tek bir dalın olmadığını görüyor. Sudan özgürleşti, Erdoğan’ın kankası diktatör Ömer El Beşir şu anda cezaevinde. Sıkı yaptırımlarla mücadele etmek zorunda kalan Katar, tekrar Arap dünyasına dönme amacında. Ağır amborgo altında olan İran da askeri müdahale tehditleriyle karşı karşıya.

Erdoğan’ın bölgeyi istikrarsızlaştırmak ve demokrasinin önünü kapatmak için elinde bulundurduğu kartlar tek tek yırtılıyor.