AB’nin PKK’yi dahil ettiği ‘terör listesi’ ve Almanya’da 25 yıllık PKK yasağı, Berlin’de yapılan konferansta tartışıldı. Hukukçular, PKK’nin ‘terörist’ değil, savaşın tarafı olduğunu vurguladı. FEHMİ KATAR BERLİN Almanya’da Kürtleri kriminalize eden 25 yıllık PKK yasağı ve AB’nin terör listesi, başkent Berlin’de düzenlenen ve çok sayıda hukukçunun katıldığı konferansta tartışıldı. Konferansa katılan hukukçular, PKK’ye yönelik ‘terörist’ yaftasının Türk devletinin propaganda argümanı olduğunu, hukuki açıdan ise gerçekliği yansıtmadığını belirtti. ‘25 yıllık PKK yasağı – 25 yıllık baskı ve Alman dış siyasetinin hizmetinde demokrasinin yıkımı’ adıyla düzenlenen konferans, Almanya Sol Partisi’nin genel merkezi olan ‘Karl-Liebknecht-Haus’ binasının salonunda yapıldı. Konferansa; Avukat Tamara Burma, Lukas Theune ve Cumhuriyetçi Avukatlar Derneği Başkanı Dr.Peer, Avukat Jan Fermon, Sol Parti Milletvekili Tobias Pflügel, Azadî Derneği, İnsan Hakları ve Demokrasi için Uluslararası Dernek (MAF-DAD), Demokrasi ve İnsan Hakları için Hukukçular Derneği (EJDM/ELDH) ve Rote Hilfe temsilcileri katıldı. Belçika’da PKK davasının avukatı ve Paris’te bu yıl içinde yapılan, Türkiye’nin yargılandığı Trübinal’in savcısı Jan Fermon konferansın ilk bölümünde yaptığı konuşmada Belçika’daki mahkemenin „PKK terörist değil, savaşın bir tarafıdır“ ifadesinin gerekçelerini şöyle açıkladı: „Avrupa hukuğunda silahlı süreçte uygulanan, savaş dönemlerinde uygulanan çatışmalar terörle mücadele kanunun dışındadır, yani terörle mücadele kanunu savaş taraflarına uygulanmaz. Şiddetli çatışmaların, çatışma olarak adlandırılması için bazı net kriterler vardır. Bunlar savaşta kulanılan silahlar, askeri operasyonlar, çatışmanın yapıldığı coğrafik dağılımdır. İkincil olarak da devlet olmayan örgütün yapısıdır.“ „Bu örgüt bir ordu gibi mi davranıyor?, Sahada büyük operasyon yapacak gücü var mı?“ diye sorarak, „Bu iki kriter tamamlanıyorsa bu nitelik tamamlanmış olur. Türkiye ve HPG arasındaki çatışma karşılaştırılsa, bunun basit bir aksiyon olmadığı ve bir savaş olduğu görülür. Çünkü, çatışmanın süresi, coğrafik genişlik, neden olduğu zarar bakımından çok net bir savaş niteliği var. Yine HPG bir ordu gibi davranıyor, askeri hukuk sistemi, hiyerarşik yapısı, uluslararası hukuku dikkate alan yapısı var. Mesela HPG’li bir kişi uluslararası yasalara aykırı davrandığı zaman HPG askeri yargı tarafından yargılanabilir.“ Fermon, „Terörist olarak tanımlanırsa mücadele, tanımlanmazsa müzakere yapmak zorunda“ diyerek Brüksel’de mahkemeye önerdikleri argümanların, mahkeme tarafından kabul edildiğini ve Kızıl Haç’ın bu konudaki net gerekçesine işaret etti. Fermon, Kızıl Haç’ın çatışmalarda sivilleri korumak için ileri sürdüğü tez konusunda „Eğer bir çatışmada siz bir tarafı ‘terörist’ olarak tanımlarsanız o çatışmaya dahil olmuş olursunuz. O zaman da mesela bir örgüt çıkıp ‘madem yaptığımız her şeyi terörist olarak damgalanıyor. O zaman sivillere de saldırırız’ diyebilir“ ifadesini kullandı. ‘Terörizmi bir araç olarak kullanıyor’ Belçika’daki mahkemenin bundan dolayı PKK’yi savaşın bir tarafı olarak tanıdığını altını çizerek, kararının gerekçesinin de „Bir politik grubun ‘terörist’ olarak tanımlanması durumunda onunla mücadeleyi gerektirdiğini, silahlı güç olarak tanımlanması durumunda ise onunla müzakere yürütülmesi gerektirdiği“ şeklinde olduğunu belirtti. Türk devletinin ‘terörle mücadele’ söylemini, ulusal alanda sistematik propaganda aracı olarak kullandığını dile getiren Fermon „Türk devletinin bu propagandasına karşı bir bilgi birikimini oluşturarak, mahkeme yoluyla bunun bir ‘terörizm’ değil bir çatışma olduğunu söylemek gerekiyor. Gerçek de bu ama Türk devletinin de bunu karşı bir propaganda yapacağını bilmek gerekiyor. Sonuçta bugün her devlet, kendisinin karşı karşıya geldiği muhalifleri ‘terörist’ olarak niteliyor“ diyerek konuştu. Türkiye’deki ağır insan hakları istismarlarının farkında olduklarını belirten Fermon, buna rağmen bu kötü durumu devamlı olarak dinlendirmek yerine, buna karşı bir şey yapmanın daha mantıklı olacağını ifade etti. Savcı olarak katıldığı Paris Trübunal Halk Mahkemesi’ni hatırlatarak, „Sur’dan Cizre’ye kadar Türk devletinin orda savaş suçu işlediğini karar verdik. Çünkü uluslarası mahkemeye götürme şansımız yoktu ama bunun böyle yapmak önemli“ dedi. ‘Ayaklanmak meşrudur’ „Terörizm tanımı sadece değiştirmemeli, ortadan kaldırılmalı“ diyen avukat Fermon, Avusturyalı bir profesörün, terörizm ile ilgili 143 farklı tanımın kullanıldığını ortaya çıkardığını aktararak, „Tiran rejimlerine karşı, terörist rejimlere karşı insanların ayaklanmaları meşrudur. Sömürgecilere karşı da insanların ayağa kalkmaları, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra  meşru görülüyordu. Birleşmiş Milletler belgelerine ve uluslararası hukuk alanlarına baktığımızda, halkın tiran rejimlere karşı ayağa kalkması meşru olarak görülüyor“ dedi. ‘Hükümeti devirmek terörizm değildir’  Avukat Tamara Burma da, AB’nin 2004’te PKK’yi ‘terör listesine’ aldıkları karara dava açtıklarını ama her 6 ayda bir yenilenen listeye de itiraz ettiklerini belirtti. Savunmalarında, çatışmanın ‘terör’ olarak adlandırmasının uluslararası hukuka aykırı olduğunu savunduklarını belirterek, AB’nin terör kriterlerine itiraz ettiklerini söyledi. Burma „Herhangi bir ülkede bir örgüt, hükümetin bir şey yapmasını engelliyor ya da yapmaya zorluyorsa bu grup ‘terörist’ olarak ele alınıyor. Ama bu kriterler oldukça sorunlu. Her savaşta ve çatışmada amaç zaten savaştığın hükümeti bir şey yapmaya zorlamaktadır. Geriye sadece bu grubun halkı terörize edip etmediği kalıyor. Eğer savaş suçu varsa, yani bu grup halkı terörize ediyorsa o zaman bu uygulanabilir ama PKK’nin böyle bir amacı yok“ dedi. ‘PKK için kanıt yok!’ PKK’nin ‘terör listesine’ tekrardan alınmasına yol açan olayların listesinin kendilerine verildiğini söyleyen Burma,  „Kaynak olarak gösterilen ‘PKK saldırılarının’ çoğunun, askeri hedeflere yönelik olduğunu kaynaklar da belirtiliyor. Bir olayın da PKK ile ilişkin olmadığı çok açık ortaya çıktı. Bazı kaynak olayların Türk devleti tarafından hazırlandığı belliydi. PKK’nin halkı terörize ettiği ile ilgili hiç bir kanıt olmadığı yok“ dedi. Burma, PKK’nin ‘AB terör listesine’ alınması ile ilgili diğer gerekçelerde ise ABD, İngiltere ve Türk devletinin yasalarına dayandırıldığını ifade etti. Burma devamla „Son zamanlarda en önemli gelişme barış süreciydi. Barış sürecinde PKK listeden çıkarılmalıydı, bu sürece yardım etmiyordu. Bu listelerle çok büyük insan kitlesini etkiliyorsunuz. Bunu Almanya da görüyordu. Avrupa Konseyi bizim bu istemimizi reddetti ama ilginçtir ki, Türkiye’deki yaşananların çatışma olduğunu ifade eden söylemimize karşı bir şey demediler.“ ‘Avrupa Konseyi de davaya müdahil’ PKK’nin ‘terör listesine’ alınmasını sağlayan olaylar listesinin, daha çok Türk tarafından sunulan bilgiler olduğunu vurgulayan Burma, Türk devletinin verdiği kaynaklara itiraz ettiklerini söyledi. Burma „Net kaynaklar talep ettik. Avrupa Konseyi de davaya müdahil oldu. 2014’ten beri bir sürü şey oldu. Biz başvuruyu yaptıktan sonra, Tamil örgütleri ile ilgili bir dava vardi. Bizim argümanlar onların davalarında da yapılıyordu. Biz bunun üzerine ikinci bir argüman geliştirdik. Terör terimi nedir? Uluslararası alanda nasıl tanımlanıyor?“ Daha önce Adalet Divanı’nda olguların dile hiç getirilmediğini belirten Burma, ilk olarak kendilerinin mahkemede bu olgulardan bahsettiklerini, savaşın ne zaman, neden çıktığını, nasıl biteceği ile ilgili sorular sorduklarını anlattı. Burma, 2015 yılında Adalet Divanı’nın kaynakları ile gerekçelerini kabul ettiğini ve artık kaynak listesi kullanmadığını dikkat çekerek, „Mahkeme sırasında AB’nin her 6 ay yenilediği ‘terör listesini’ hiç bir zaman gözden geçirmeden otomatik yaptığını gördük. Aynı şekilde ABD gibi ülke kararları da mahkeme heyeti tarafından sorgulanmaya başlandı“ dedi. ‘PKK süren çatışmanın tarafı’ Burma sözlerine şöyle devam etti:“Savunmamızda HPG’nin Êzîdîleri kurtarma örneğini verdik. Mahkemenin ilk tepkisi, PKK’nin listeden çıkarılması isteğinin ‘kabul edilemez’ olduğu yönündeydi. Argümanlarımız bu şiddetin en azından çatışma olarak tanımlanması için karar istedik. Bu mücadele, ‘terörizm’ ya da yasadışı olarak tanımlanamaz. PKK orada süren bir iç savaşın bir tarafı. Eğer bizim istemlerimiz reddedilirse kararın ne kadar politik olduğu ortaya çıkaracak ve insanların mücadele hakkını, nasıl olursa olsun meşrulaştıracak. Eğer bunu kabul ederse bütün çatışmaların türüne bakmak zorunda olacaklar. Bundan sonraki davalarda örnek (emsal) olarak kullanılabilecek.“ Burma son olarak PKK’nin AB listesinden çıkartılması için açtıkları dava için 15 Kasım’a kadar bir kararın çıkmasını beklediklerini sözlerine ekledi. Sol Parti: PKK yasağına karşı mücadele Sol Parti (Die Linke) Milletvekili Tobias Pflügel de, konferanstan bir gün önce polislerin kendilerini aradığını ve konferansın resmi kayıtçısı olduğunu belirtti. Pflügel inanılmaz bir baskı karşısında parti olarak Kürtlerin yanında olduklarını söyledi. Konferanstaki ilk oturumda moderatörlük yapan Dr. Elmar Millich de, barış görüşmeleri sürerken umutlandıklarını, Almanya’da PKK yasağını kaldırılmasını talep ettiklerini hatırlattı. Özellikle Kobanê Direnişi ile Alman kamuoyunda PKK’ye olumlu bir gözle bakıldığını belirten Dr. Millich „İlk defa 2015 yılında Alman Parlamentosu’nda PKK yasağının kaldırılması tartışıldı. Ama 2017 yılında daha önce medyada yüceltilen YPG-YPJ, PKK yasağının genişletilmesi ile PKK’nin alt örgütü olarak ele alındı. Efrîn için yapılan eylem yasaklandı. NAV-DEM’e polis baskını yapıldı. Aktivistler gözaltına alındı“ dedi. Kürtleri kriminalize ediliyor! Düsseldorf Davası olarak bilinen Almanya’daki ilk PKK yargılamalarında Kürt politikacıları savunan avukat Edith Lunnebach, ilk büyük yargılamalarından bu yana Alman mahkemelerinin bocaladığını ifade etti. Lunnebach „PKK’nin yasaklanması Almanya, Türkiye ve NATO arasındaki görüşmeler sonucunda alındı. 1988’den sonra Alman savcıları bir çok Kürt aktiviste karşı dava açtı. PKK’li tutsakların davasına medya büyük ilgi gösterdi. Kürtlerin yaşadığı ayrımcılık dile getirildi. Mahkeme salonları dop doluydu, dışarıda da insanlar bir araya gelip halay çekti. Attıkları sloganlar da kamuoyuna ulaştı. Eylemlerimizle o kafesler kaldırıldı.“ Yasağın ilk yılları Kürt siyasetçi Mehmet Demir de, Kürtlere dönük yasakların sadece 1993’te başlamadığını dile getirdi. Kürtlerin ilk örgütlemeleri ile beraber 1982 yıllında Almanya’da baskıya uğramaya başladığını ve Kürtlerin kurumlarının nasıl dağıtılacağına kafa yorduğunu ifade etti. Demir, PKK kuruluşunun yıldönümünden bir gün önce yasaklandığını hatırlatarak şunları söyledi: „Neden 1993. Çünkü 1993 yılından dünyanın her yerinde olduğu gibi Almanya’da da Kürt Özgürlük Hareketi’ne çok büyük sempati vardı, PKK’nin kuruluş yıldönümünde bir gün önce yani 26 Kasım 1993’te PKK, mahkeme kararı olmadan yasaklandı. Bu yasakla cezalar verildi, Kürtlerin dergileri, gazeteleri, dernekleri kapatıldı. Yasaklara karşı büyük eylemler yapıldı. Ronahi ve Berivan adlı iki genç kadın, kendi bedenlerini yaktı. Halil Dener adlı bir Kürt genci ERNK afişini asarken Alman polisi tarafından vuruldu.“ PKK yasağın tarihçesi AZADİ üyesi Holger Deilke, Almanya’da PKK yasağı ile gelen kriminalizasyon politikasının tarihçesini anlattı. 1980’li yıllarda sol içinde Kürtler, TAZ gibi gazeteler tarafından PKK karşıtı kampanyalar başlatıldığını hatırlattı. Aynı dönemde Kürtlere karşı onlarca polis operasyonunun yapıldığını 1996’da Newroz’un yasaklanmasıyla beraber bedenin ateşe veren 2 kadının cenazesinin defin edilmesinin yasaklandığını bildirdi. Rote Hilfe ile ilişkilerin olduğunu belirten Holger, başka örgütlerden destek alarak Kürtlere yapılan baskılara karşı avukatlar ağı oluşturduklarını ifade etti. Avukat Antonia von der Behrens’in moderatörlüğünü yaptığı konferansın 3.bölümünde ‘Kürt hareketine Almanya’da yapılan baskılar’ konusu ele alındı. Tutuklu Kürt politikacıların avukatlığını yapan Lukas Theune ve Cumhuriyetçi Avukatlar Derneği Başkanı Dr. Pear Stolle, ‘antiterör yasası’ olarak bilinen 129 b üzerine birer sunum yaptı. Theune, PKK’nin yasaklanmasının en büyük nedeninin Türkiye ve Almanya arasındaki ilişki olduğunu belirtti. Theune, „PKK’nin ideolojisi, demokratik konfederalizm perspektifi Almanya’nın devletçi kapitalist mantığı ile çelişiyor. Yani Almanya’nın Kürt Hareketi’ne yönelmesinin ideolojik nedenleri de var. Alman devletinin Kürt hareketine yönelmesinin üçüncü nedeni ise Kürt hareketinin sol yapısı ve geniş halk tabanıdır. Kürt Hareketi, aslında Almanya’daki en büyük sol örgüttür. Radikal sol ile olan ilişkisi de eklenenince Alman devleti için şaşmaz hedef haline geliyor“ dedi. İddianamede Google çevirisi tanıklığı Theune, Anti-terör yasası olarak bilinen 129 b’den yargılanan 6 Kürt siyasetçinin mahkemesine ilişkin Alman yargıçların Türk devletinden bilgi aldıklarını reddetseler de iddianamelerde oldukça fazla Google çevirilerine tanıklık ettiklerini belirti. Cumhuriyetçi Avukat: Öcalan bir filozof Aynı oturumunda konuşan Cumhuriyetçi Avukatlar Derneği Başkanı Dr. Pear Stolle, Almanya’da Kürdistan Özgürlük Hareketi’ne getirilen yasağın genişletildiğine dikkat çekti. Stolle, Kürdistan Öğrenciler Birliği’nin (YXK) dair, YPG, YPJ, PYD gibi kriminalizasyon politikalarından nasibini aldığını söyledi. Stolle şunları söyledi: „Abdullah Öcalan sadece PKK lideri değil aynı zamanda bir filozof, toplumsal sorunları çözüm üreten, kafa yoran bir düşünür. Alman mahkemeleri Öcalan için yapılan eylemleri ya da onun için atılan sloganları, Öcalan yüceltilmesi olarak görüyor. O’nun 20 yıldır içinde bulunduğu ağır tecrit koşularını gözardı ederek her şeyi yasaklayabiliyor.“ ‘MİT’in hedefi haline geldi’ MİT’in Almanya’daki faaliyetleri ile ilgili yapılan 4. oturumda konuşan WDR Radyosu eski editörü gazeteci Jürgen Hoppe, daha 1980’lerin sonunda radyoda Kürtçe program yaptığı için MİT’in hedefi haline geldiğini söyledi. Hoppe, WDR’de çalışmak isteyen Kürtleri de eğitmeye başlayınca Türk yetkilileri ve Türk dernekleri kendisine karşı nefret kampanyası başlattı. Hoppe „Bu nefret kampanyası, beni ve ailemi tehdit etmeye kadar vardı. O dönemde ilk kez MİT ile tanıştım çünkü beni tehdit ettiler. Biz Avrupa’da ilk Kürt radyosunu kurduk. Öcalan ile Barzani ile röportaj yaptım. Suriye’deki Kürtleri çok yakından tanıdım“ dedi. „Türkiye, Erdoğan ile hukuk devleti niteliğini kaybetti“ düşüncesine katılmadığı söyleyen Hoppe „MİT’in nerdeyse bütün kurumlara sızdığını, 19 MİT ajanının soruşturmaya tabii tutulduğunu“ vurguladı.   Hamburg Eyalet Parlamentosu Sol Parti Milletvekili Cansu Özdemir de Türk istihbaratının Almanya’daki faaliyetleri hakkında konuştu. MİT’in sivil toplum örgütlerinden, partilere kadar bir çok oluşum içinde ağ kurduğunu Özdemir şöyle anlattı: „Bunlar dini ve politik yapılar, DİTİB, MG, Selefi grupları, ideolojik, politik örgüt UETD, Motosiklet grubu OC, Turkos, MC, Team Yörükoğlu gibi oluşumlardır.“ Hamburg’ta iki MİT ajanının deşifre edildiğini belirten Özdemir, Alman yargısı ve polisinin ise yeterli duyarlılığı göstermediğini söyledi. Almanya’da ‘güvenlik’ yasalarının ağırlaştırması ile ilgili oturumda konuşan Demokrasi ve Temel Haklar Derneği Yönetim Kurulu üyesi Heiner Busch polise verilen geniş yetkilerin doğrudan fikir özgürlüğüne saldırıyı da birlikte getirdiğini söyledi. Busch „Somut bir tehlike’ gördüğü anda müdahale edebilir. Ama eğer bu ‘somut tehlike’ onun pratikleşmeden sadece fikir özgürlüğü olarak kalıyorsa o zaman yapılan ne olacak“ diye sordu.