Eskide ağırbaşlı davranan, sözünde duran, söylemleri ile eylemleri birbirini tamamlayan kişiler için "devlet gibi adam" denilirdi. Devletin ciddiyetini ve ağırlığını ifade eden "devlet gibi adam" ifadesi bilimsel ve devletin gerçek özünü anlatmasa da, sonuçta devletin halk arasındaki duruşunu anlatan bir deyimdi.
Devlet, taşıdığı görev ve sorumluluk gereği aynı zamanda muhatap olduğu kamuoyuna belli bir güveni de vermek zorundadır. Bunları yapmasa kısa sürede yıpranır, ciddiyetini, idare etme vasfını kaybeder, deyim yerindeyse bünyesinde taşıdığı tüm kirli ilişkileri açığa çıkar. Bu da otorite ve karizmasının sonu anlamına gelir. Bir devletin gerçek özünün açığa çıkması onun bitişi demektir.
Devletin gerçek olmayan ama halk arasında da bir anlamı olan bu yanılsamalı yapısı, Türk devletine uyarlandığında ilk aklımıza ne gelir? Elbete ki "bu devlet bitmiştir, bu devletin karizması tepeden aşağıya kadar çizilmiş, dolayısıyla ciddiyeti ve güvenilir yanı kalmamıştır" sorusu aklımıza gelecektir.
Gerçekten de Türk devleti sözünde duran, söyledikleri ile yaptıkları birbirini tutan bir devlet değil, tamamen ciddiyetsiz, yalancı, kurnaz ve kandırmayı esas alan bir devlet konumunu yaşamaktadır.
İtibarı, saygınlığı, ciddiyeti kalmayan bir devlet konumuna gelmiş Türk devleti gerçekten de bitmiştir. Türk devleti denilince ilk akla ciddiyet değil, yalan-dolan, kurnazlık, kandırma ve muhatap olduğu ulus ve bu ulusun halklarına yalan söyleme eylemi geliyor. "Bu kadar da olmaz" dedirtecek kadar sorunlu olan bu devlet süreci götüremez, samimi ve dürüst davranamaz!
Devletin itibarını bu noktaya getiren elbette ki mevcut iktidardır, onun adına konuşan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Başbakan Ahmet Davutoğlu ile onlara "akıl" veren diğer yalancı ve "kurnaz"lardır.
Her gün farklı konuşan, bazen ısıran bazen sırıtan, bazen öfkelenen bazen sahte tebessümlerde bulunan, bazen küfür eden bazen sahte gülücükler dağıtan, sürecin ilerlemesi için hiç bir şey yapmayan, ama neredeyse her gün süreçten bahsetmekten de geri durmayan bu yalancı ve "kurnaz" takımı, Türkiye’nin itibarını sıfırlamakla yetinmemiş, ama aynı zamanda yeni bir kanlı savaşın çıkması için de ne gerekiyorsa onu yapma çabasındadırlar.
Erdoğan ve Davutoğlu’nun esas derdi ve dolayısıyla hedefi Rojava Devrimidir. Rojava ve Kobané’yi bitirerek Özgürlük Hareketi’ni düşürmek istiyor. Hastalıklarının, şizofrenik davranışlarının, ruh hastalarını aratmayacak kadar derin olan saldırganlıklarının, çelişkilerinin, çatışmalarının, yalan ve "kurnaz"lıklarının esas nedenleri bundandır. Bunun için ipe un seriyor, bunun için Barzani’yla, Obama’yla, Hollande’yla, sınırda IŞİD canileriyle görüşmelerde bulunuyorlar. Bunun için bir taraftan PYD’yi teröristlikle suçlarken, öbür taraftan PKK ile IŞİD’i aynı kefeye koyuyorlar...
Kısacası Türk devleti, Türk cumhurbaşkanı ve başbakanı, Türk politikacıları, Türk bakan ve milletvekilleri tamamen bitmişlerdir. Hepsi de savaşla, kan ve irinle beslenen, ölüm ve tabutlar üzerinden rant elde etmekten başka hiçbir şey düşünmeyen bu devlet ve bürokratlar Kobané’de dökülen kanda mutlaka boğulacaklardır.