Türk devletinin Kürt sendromu

Forum Haberleri —

31 Temmuz 2020 Cuma - 14:18

  • Türk devleti Ortadoğu’da iç içe yaşanan bölgesel ve küresel savaşı yanlış okuyor. Türk ulus devleti yüzyıldır hem yaşadığı Kürt fobisi hem de Osmanlı’nın yıkılmasıyla yaşadığı kâbustan kurtulmadığı için de ağır bir travmayı yaşıyor.

ALİ AKTAŞ

Şimdiye dek savaşlarda genellikle askerler sendroma yakalanıyordu. Özellikle uzun süren gerilla savaşlarında bu çokça oluyordu. İşte Vietnam sendromu en çok bilinendir. Amerikan askerleri eve döndükten yıllar sonra da bunu yaşadılar. Zira gerilla savaşları düzenli ordular için birer kâbustur. Ama bir devletin sendrom olması yenidir. Türk ordusunun Kürdistan’da sendrom olduğu epey zamandır biliniyordu, ama şimdi de Türk devletinin sendrom olduğu görülüyor.


Ayasofya kilisesinin cami yapılmasında bu açıkça görüldü. Bir devlet ülkesine ait olan bir yeri, bir kiliseyi cami yaparken neden fetihten söz eder veya fethettiğini söyler? Hani derler ya İslam fobi veya Kürt fobi, bence en doğrusu Kürt sendromudur. Bir Kilisenin cami yapılması tabi ki ahlaksızlık ve saygısızlıktır, hatta barbarlıktır ama bunun cinnet yaşamakla, yanı Kürt sendromuyla da ilgisi var.


Açıktır ki Türk devleti artık akıl tutulmasını, yanı Kürt sendromunu yaşıyor. Bir ülkenin veya devletin din makamının en başındaki kişi minbere kılıçla çıkıyorsa, içerde devler erkânı ve dışarıda da ahali bunun peşinde secde ediyorsa burada ağır bir travmanın yaşandığını gösteriyor. Demek Kürt sendromu devletle birlikte toplumu da sarmıştır.


Bu hastalık tedavi edilmezse intihara kadar götürür. Zaten bölgenin İslami ulus devletlerinin hepsi intihara yatkındır, zira hepsi hastalıklıdır. İngiltere tarafından kurulduklarından beri hem kendi aralarında hem de halklarına karşı savaşıyorlar. Türk ulus devleti yüzyıldır hem yaşadığı Kürt fobisi hem de Osmanlı’nın yıkılmasıyla yaşadığı kâbustan kurtulmadığı için bu travmayı daha ağır yaşıyor.


Travma veya sendrom yaşayan kişiler içte genellikle ruhsal yıkım-yenilgi yaşarken dışta da saldırgan olur ve güçlü görünmek ihtiyacı duyarlar, yanı Türk devleti gibi olurlar. Tedavisi ise kolay değil, zira hasta olduklarını kabul etmediklerinden tedaviye direnir ve nihayetinde intihar ederler.
Ülkesinin bir tarihi kilisesini cami yapmaya fetih ve minbere kılıçla çıkmaya da zafer demek Türk devletinin Kürt sendromunu-travmasını ağır yaşadığını gösteriyor. İnanın Hıristiyan dünyasının çocukları bile bu işe çok gülmüşlerdir. “Senin İslamiyet’in, senin din kültürün bu kadar hastalıklıdır” demişlerdir.


Tabi Hıristiyan dünyası da bu haylaz çocuk ve hastalıklı ruhun ne yapmak istediğini görüyor. Her hal İngiltere “seni ulus devlet yaptık ki, sana Anadolu ve İstanbul’u geri verdik ki, sen Hıristiyan dünyasına hep hizmet edesin. İşbirlikçilik ve ajanlık yapasın diye… Bu haddini bilmez kışkırtma ve gösterişlere devam edersen Saddam ve diğerleri gibi canına okumayı biliriz” diyecektir.


Türk devleti Ortadoğu’da iç içe yaşanan bölgesel ve küresel savaşı yanlış okuyor. Kürtlerle barışıp demokratikleşmedikçe bu savaştan asla güçlenerek çıkamaz, aksine bölünür, hatta dağılır. Küresel güçlerin icazetiyle Suriye, Irak ve Libya’ya girmek, Kafkas ve Balkanlarda yaraları kaşımakla asla ayakta kalamaz. Kesinlikle Türkiye’nin mavi ülke-kıta veya emperyal ülke olmasına izin vermezler. Türk devleti kılıç artığıdır ve Lozan anlaşmasıyla kendisine verilen görevlerden saparsa canına okurlar.


Bunun için asla niçin ve nasıl kurulduğunu unutmaması gerekir. Osmanlıda ve Misakı Millîde ısrar ederse yemin billah canına okurlar. Bu iş öğle kiliseyi cami yapmaya benzemez. Unutmuyorlar ama orman varken henüz ağaçla uğraşmıyorlar, o kadar! Bir başlarlarsa bu sefer Anadolu ve İstanbul’u tam alırlar, Türkler bilsin! DAİŞ lideri Bağdadi de minbere kılıçla çıktı ama sonu hüsrandır. El-Kaide lideri de öğle. İkisinin cenazesi bile yok edildi. Saddam kuyuda ve Kaddafi kendi aşiretinde kurtuluş aradı ama sonları hüsrandır.


Türk devleti ve Erdoğan kendi şansını çok zorluyor. Heftanîn’de bile duvara toslamışken kılıçla minbere çıkmak ve Hıristiyan dünyası için kutsal olan bir tarihi kiliseyi cami yapıp namaz kılmakla bazı siyasi İslamcı ve ulusalcı Türk aptallar dışında kimseyi güçlü oluğuna inandıramaz. Bu kaşarlanmış bir zayıflıktır. Kuveyt sahilinde kılıç kuşanıp akşam namazı kılan Saddam kırk gün içinde teslim bayrağını çekti. Zamanı geldiğinde Erdoğan’ın o kadar bile dayanmayacağı kesindir.


Lütfen akıllı olun! O güzel Anadolu ve Mezopotamya’yı harap etmeyin! Asya’dan barbar geldiniz, bari bu insan-toplum-tarih ve kültür harikası kutsal coğrafyada biraz olsun medenileşsin! Sana değil ama Türkmen’e hayıflanıyorum, yazık olur! Bu anlamsız ve maceracı Vahdettin ve Enver politikanız nedeniyle yaş-kuru bir arada yanacak! Büyük devletlerarası çatlak ve çelişkilerden Sözde yararlanan ustalarmış! Bu ustalıkla onlar Osmanlıyı bitirdiler sizler de her hal Türklüğü bitireceksiniz!


Lozan’da verileni az buluyorlarmış! İşte “Diyadin’e pirince giderken evdeki bulgurdan olmak” buna derler. Lozan Türklerin değil ki, İngilizlerin eseridir. Atatürk’ün meclis konuşmaları var; “kabul etmezsek Anadolu’yu bile kaybederiz” diyor. Şimdi kalkıp kendince bölgedeki savaş çatlakları da fırsat bulup “Lozan’ı kabul etmiyoruz” diyor. Sanki kendisine soran var! Zaten ömrü dolan bir belgedir. Sen kabul etsen etmesen ne olacak! Kürtler zaten başından beri kabul etmediler. Rumlar, Ermeniler ve Asuri-Süryaniler de kabul etmediler. Sonuçta zararlı çıkan sen olursun!


Bu şantajla sözde Kemalistleri, İslamcıları, ulusalcıları ve küresel güçleri yanında tutup daha uzun süre iktidarda kalacak. Sözde herkesi birbiriyle çatıştırarak, düşmanlaştırarak ayakta kalacak! Ama sabahın olacağı akşamdan bellidir. Bu iktidar artık Türklerin de iktidarı değil! Miadını doldurmuş ve yıkılacaktır. Zira restore edilemeyecek kadar raydan çıkmıştır. Artık herkesin başına beladır, herkesi tehdit ediyor. Tam bir şizofreni vakasıdır. Katil İslamcıları etrafına toplamış “ben İslam halifesiyim” diyor. Her evin önüne bir bekçi dikmiş “ben fatihim” diyor. Oysa Ayasofya’da kendi cenaze namazını kıldılar farkında bile değiller.


Kuşkusuz en az Kürtler kadar Türk toplumunun da bu murdar ekibe “dur” demesi gerekiyor. Tabi artık uluslararası camianın da harekete geçmesi gerekiyor. Bu anlamda Avukatlar, sanatçılar ve ak saçlıların çabası olumludur. CHP yönetiminden artık hayır gelmez. HDP ile birlikte çabalarını daha da stratejik kılmaları gerekiyor. Türkiye’de demokratik-yurtsever anlamda büyük aydınlar, sanatçılar, siyasetçiler, hukukçular, gazeteciler, akademisyenler, yazarlar ve halk önderleri var. Sarayın karşısına çıkmalıdır. Sarayın önünü Tahir meydanına çevirmelidir. Bedel ödemeyi göze almalılar. Bu adımı atarlarsa halk yanında olacak. Kadınlar zaten hazırdır, gençler de devreye girdimi işini bitirirler.


Türkiye’nin ve Türk devletinin tek kurtuluşu ki çok geciktiler, başta Kürtler olmak üzere Rum, Ermeni ve Asuri-Süryani halkından özür dileyip barışmalıdır. Bunun yolu da Sayın Öcalan’ın devreye girmesidir. Bilsinler ki Kürtleri artık yenemezler. Bölgesel ve küresel savaşın yaşandığı bu coğrafyada Kürtler daha şanslıdır. En azından akıllarını yetirmemişler. Türk devletinin oyununa gelmeyip güçlerini koruyacaklar. Ortadoğu’nun bölgesel ve küresel çapta stratejik savaşa gittiği bir süreçte tek başına kaldıramayacaklarını bilerek hareket edip hem ulusal birliklerini sağlayacak hem de güçlerini koruyup büyüterek müdahil olacaklardır.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.