Türk faşizminin bitmeyen endişeleri!

Forum Haberleri —

4 Haziran 2022 Cumartesi - 07:55

Stoltenberg ve Erdoğan

Stoltenberg ve Erdoğan

  • Türkiye yavuz hırsız misali komşu ülkeleri işgal ederken “benim güvenliğim tehdit altında” edebiyatıyla gerçekleri ters yüz ediyor.

ZEKİ AKIL
Faşist Erdoğan rejimi Irak ve Suriye topraklarına saldırılarını sürdürüyor. Birinci hedefinin Kürtler olduğu biliniyor. Ancak bu saldırı ve işgaller sadece Kürtlerle sınırlı değildir. Bütün bölgenin güvenliğini ve geleceğini ilgilendiriyor. Mevcut durumda ne Irak ne de Suriye, Türkiye’ye bir saldırı halinde değiller. Tersine bu devletler iç savaşlar ve müdahaleler sonucu ağır darbe almış durumdalar. Ayrıca Suriye şimdi ABD ve Avrupa’nın ağır ekonomik ve siyasi ambargosu altında. Bu devletlerin topraklarına düzenli saldırı yapan ve önemli bölgeleri işgal eden, askeri üsler kuran devlet Türkiye’dir.

Türkiye yavuz hırsız misali komşu ülkeleri işgal ederken “benim güvenliğim tehdit altında” edebiyatıyla gerçekleri ters yüz ediyor. Öncelikle Kürt halkı ağır bir tehdit altında. Türkiye sınırları içinde yaşayan Kürtler, kuzey Kürdistanlılar yüz yıldır soykırım politikalarıyla yüz yüzeler. Kürtlerin adı, dili, kimliği inkar ve imhayla karşılaşıyor. On milyonlarca Kürt’ün ana diliyle eğitim görme hakkı dahil varlığını sürdüreceği bütün hakları ortadan kaldırılmıştır. Türk anayasasına göre Kürt yoktur. Türkiye’de devletin vatandaşı olan herkes Türk’tür.

Avrupa ülkeleri bu çıplak gerçeklerden habersiz mi? Ya ABD? Bu devletler dünyanın en güçlü istihbarat ağlarına sahipler. Çok sayıda araştırma kurumları vardır. Dünyada olan biteni güçlü biçimde izliyorlar. Ayrıca DAİŞ’e karşı yürütülen savaşta ABD, NATO’ya dahil olan olmayan bütün Avrupa ülkeleri Suriye’deler. Arap ülkeleri de bu koalisyona büyük oranda dahiller. Türkiye’nin DAİŞ’e karşı savaşmadığını, tersine onunla ittifak yaptığını iyi biliyorlar.

ABD’nin DAİŞ’le savaş özel temsilcisi olan Brett McGurk Türkiye’nin ne yaptığını iyi biliyor. Bütün çabalarına rağmen Türkiye sınırlarını DAİŞ’e kapatmadı. Ne zamanki DAİŞ darbelendi, Türkiye’nin sınır bölgeleri YPG’nin denetimine geçti Ankara o zaman harekete geçti ve sınırlarını kapattı.

ABD ve Avrupa DAİŞ’e karşı savaşacak bir güç bulsaydı Kürtlere yanaşmazlardı. DAİŞ dünya için büyük bir tehlike haline gelince arayışa geçtiler. Suriye ve Irak ordusu DAİŞ’e karşı tutunamıyorlardı. DAİŞ hızla yayılıyor, devlet, yasa, sınır tanımıyordu. İşlenen cinayetler ve vahşi gösteriler dünyayı dehşete düşürmüştü. Türkiye DAİŞ’i Kobanê’ye yönlendirmiş, Kürtlerin imha ve tasfiyesini onlar eliyle gerçekleştirmekle meşguldü. Ortadoğu’da DAİŞ’e karşı Kürtler dışında kararlı ve bilinçli savaşan başka bir güç ortaya çıkmadı. Bunun sonucu olarak ABD ve koalisyon Kobanê’den başlayarak Kürtlerle ortaklaşmaya başladı. Kürtlerin ve sonra katılan Arapların ve diğer halkların katılımıyla DAİŞ başkenti olan Rakka’dan sürüldü. Son olarak da Bahoz’da yenilgiye uğratıldı.

Doğu ve Kuzey Suriye halkları DAİŞ’e karşı savaşta on bir binden fazla şehit verdi. Bir o kadar da ağır yaralı ve gazisi var. Bölge halkları ağır bir bedel ödediler. Suriye devleti ve ordusu bölgeden çekildiği için doğal olarak bu halklar kendi güvenliklerini sağlayacak ve kendilerini yöneteceklerdi. Bütün Suriye ve Ortadoğu için örnek olacak demokratik bir model oluşturdular. Kadının toplumda aktif bir rol oynadığı, bütün inançların ve kültürlerin özgürce kendisini ifade ettiği ve halkların barış içinde birlikte yaşadığı özerk yönetimler kurdular.

Türkiye Kürtlerin tarih sahnesine çıkmasını kendisi için büyük bir tehdit olarak ilan etti. Kürtlerin adı ve statüsü olmamalıydı. Bu yokluk ve inkar yalnız Türkiye’nin sınırlarında değil dışında da uygulanmalıydı. Böyle olunca Türk devleti Kürtleri açıktan düşman ilan etti. Suriye’ye girmenin ve işgalin koşullarını yaratmaya başladı. Halbuki Kürtlerin Suriye’de öyle fazla bir nüfusu da yoktu. Ayrı bir devlet kurma talepleri ve arayışları da yoktu. Türkiye’ye saldıracak ne güçleri ne de niyetleri vardı. İyi komşuluk ve dostluk niyetlerini sürekli dile getirdiler. Türkiye Kürtlerle birlikte hareket edeceğine, ekonomisini ve güvenliğini güçlendireceğine, hızla Suriye bataklığına koştu. Dünyayı Kürtlere kapatmaya, yaşamlarını cehenneme çevirmeye başladı.

Efrîn ve Serêkaniyê işgalleri ve sonuçları biliniyor. Yüzbinlerce Kürt topraklarından sürüldü ve insanlık suçu olan etnik temizliğe tabi tutuldular. Türk devleti yalnız işgal etmekle yetinmedi. Sayıları on binleri bulan DAİŞ, El Nusra artığı ve ipini koparmış talancı, çapulcu çeteyi de etrafında toplayıp Kürtlerin üzerine saldı. Her türlü kötülük ve suç Türk devleti tarafından sistemli olarak Kürtlere karşı örgütlendi.

NATO ve ABD bunları bilmiyor mu? Çok iyi biliyorlar. Ancak çıkarları için Türk devletinin bütün suçlarına ortak oldular, göz yumdular. Osmanlı devleti Ermeni soykırımını 1. Dünya savaşı koşullarında, 1915’te gerçekleştirdi. Hitler, Yahudi soykırımını 2. Dünya savaşı sırasında 1940-45 arasında yaptı. Dikkat edilirse bu soykırımlar büyük savaşlar ve krizler ortamında ve birkaç yıl içinde gerçekleşiyor. Ama Kürt soykırımı tam yüzyıldır devam ediyor. Türkiye NATO’ya girdikten sonra da bu soykırım ABD ve Avrupa’nın desteğiyle sürdü. Fiziki katliamlar veya zorla göçün olmadığı zamanlarda da beyaz soykırım, asimilasyon hiç durmadı.

ABD ve NATO sürekli Türkiye’nin güvenlik endişelerini anlıyoruz, endişelerini gidermeliyiz deyip duruyorlar. 

Türkiye şimdi de İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya girmek için başvurusunu Kürt soykırımına dayanak yapmaya, batı dünyasını işlediği suçlara daha fazla ortak etmeye çalışıyor.

DAİŞ’i yenenleri, koalisyonun yanında en tutarlı savaşanları yine batının desteğiyle katletmeye ve halklarını topraklarından sürmeye çalışıyorlar. NATO ve ABD acaba Kürtlerin endişelerini de bir gün hatırlayacaklar mı? Bu soykırıma dur demeyi akıllarından geçirecekler mi?

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2022 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.