Türk-İslam sentezi, 12 Eylül darbecilerinin miadını doldurmuş, çürümüş, getirisi, kazancı tükenmiş Türk ırkçılığına, din aşılı can suyu idi.

Tarikat, ticaret, cemaat, parti eliyle bayraklaştırıldı. Ama uzun ömürlü olamadı. AKP-Fethullah Gülen teşkilatı koalisyonu, oniki yıl sonra paylaşım meydan savaşında sentez yere serildi. Geride yalan, dolan, rüşvet, dolandırıcılık, soygun, hırsızlık dolambacı kaldı.
Enkazın üstüne tüneyen Rejim partileri, akbabaların hücumu misal, "o hırsız, ben temizim" kampanyasında…
Yarın muhtardan, belediyelere uzanan yerel seçimler var. Son yüz yıl boyunca, her seçimde "öteki çirkin, ben güzelim" yalanıyla Kürtlere yalvaranlar, bir kere daha sahnede.
Kürtleri bir gülücüğe teşne avanak yerine koyup, içlerinden taşan diş gıcırtılarıyla, büyük bir lütufkarlıkla gülücükler serpiyorlar. Kürtler, bir kere daha makbul...
Oysa gün döndü, devran çoktan değişti. Kürtler, bütün "güzelleri" tek tek denerken, bu arada gün döndü, devran değişti. Çektikleri acılarla, her gelenin gideni arattığını görünce akıllandılar.
Çünkü, her seçimde verdikleri oyların, yeminli düşmanlarina güç kattığını, bu gücün kirli postal, kurşun, yangın ve bomba olarak kendilerine döndüğünü yaşayarak gördüler. Zalimin ayırımcılığına karşı, yollarını ayırdılar. Kendi güçleri olarak ortaya çıktılar.
Türk-İslam sentezinin son çığırtkanı Recep Erdoğan, buna "siyasi Kürtçülük" diyordu. Bir bakıma doğru. Bunu, siyasi Türkçülüğün ırkçılından öğrendiler, Kürtler.
En basidinden, Türk ırkçılığını Belediyelerden kovarak, insanca muamele görmenin tadına vardılar. Rejim partilerinin yerel iktidarı zamanındaki gibi kapıdan içeriye girdiklerinde horlanmıyor, tersine onları kendi dilleriyle konuşan görevliler tarafından saygıyla karşılıyorlar.
Bu yeterlidir, onlara. Türk devletinden, zaten başka beklentileri yok, olamaz.
İşsize, muhtaca kazanç alanı yatırım mı? Bunun stratejisi, ta TC tarih sahnesine çıkarken "Kürdün karnı doymayacak" diye çizilmişti.
Yerde yatan son dörtbin köyün enkazı şahittir ki, yatırım bir yana, sahip olduklarını da ellerinden alıyor, götüremediklerini kırıp döküyor, yangına veriyorlardı.
 1990’larda, köylülerin ağzına götürdüğü lokmayı yasakladılar. Hangi yatırım, kendileri de kaybetme pahasına banka kredilerini kestiler.
Kürdü açlıkla terbiye edip, teslim alma güdüsü hala yürürlükte. Yerinden, köyünden koparılmış, kendi ülkesinde mültecileştirilmiş Kürtler, çalışmaya gittikleri Türk şehir ve kasabalarında linç ediliyor, üniversiteli öğrenciler, AKP kefenli yabanilerin "Allahuekber, bismillah" naralı saldırılarına uğruyor.
Ve Recep Tayyip Erdoğan, kafasınca Kürt milliyetçiliği diye siyasi Kürtçülükten söz ediyor...
Bu arada Kürdistan'da savaşı sürdürmek için inşa edilmiş yolları, askeri nakil havaalanını yatırım gibi gösteriydu. Diyarbakır'da devletçe kurulmuş fabrika, sektörel işletme sayamadığı de için, "İstanbul üçüncü köprüyü kuruyoruz" diyerek gülünçleşiyordu, ey utanç...
Gülünesi hallere bakın, Diyarbakır'da kendini Yozgatlı, Çankırı, Afyon, Düzceli fukaralar karşısında sanıp, "Türk ırkçılığı iç güdüsünü" haykırıyor, "tek millet, tek bayrak" diyordu.
Halbuki, onun haberi yok ama Kürtler, "tek millet" ve bayrak şovenizmiyle inkara uğramış, dilleri, kültürleri yasaklanmış, bu insanlık dışı çemberi yarmak için, isyandaydı. O Türk bayrağını, tapınılası olarak meydana sürüyor, ama Kürt köylerini yakan, silahsız savunmasız evlatlarını kaçırıp katleden çetelerin silah kundaklarında, bayrak motifi kazılıydı. Kime benimsetmeye çalışıyordu, katliamların simgesiydi, o gürüntü!..
1925’den başlayıp Zilan, ardından Dêrsim Katliamlarını yapan, 1990’larda dağlara komfekti gibi yangın bombaları serpen, Şırnak’ı, Lice'yi bombalayan, taş sessizliğindeki Koçağılı ve Kuşkonar köylerini rokete tutup 38 kişiyi katleden, son sivil katliamı 823 gün önce Roboskî'de yapan uçakların kuyruğu Türk bayrağı işlemeliydi.
Ve Erdoğan oy istemeye gittiği Diyarbakır'da, yolsuzluklar, hırsızlıklar hendeğinde boğulmuş, can vermiş Türk-İslam sentezi adına, oy istemeye gittiği Diyarbakır'da, Kürtleri "tek" diye tehdit erdiyor, onları, "kardeşlik ve birlik ruhu" adına, Türk bayrağını kutsama ayinine çağırıyordu.
Roboskî'de, Lice’de, Diyarbakır, Yüksekova’da katledilmiş çocukların anneleri ağlıyor, ama Erdoğan "biz anneleri ağlatmadık" yalanını söylüyor, taşıma AKP Kürtleri, alkışa duruyor, Şeyh Said’den beri aile boyu rejime hizmet sunmuş, Ensarioğlu "enayileri kandırıp, bir kere daha malı götüreceğim" sırıtışlarından birini tazeliyordu.
Dêrsim’de Kürtlere karşı Hüseyin Aygün-Kamer Genç iklisi, Van’da El Kaide'nin gölgesi, Bingöl'de rejimin en yaman muhafızı Cevdet Yılmaz’ın suratı sırıtıyordu.
Ve Selahattin Demirtaş’ın sesi, yankılanıyordu dağlarda:
"Namus günüdür kardeşler, Kürtlerin oyu Kürtlere!.."
Pazar günü, Kürtlerin seçimidir. Kürdistan’da toplamı yüzbinleri bulan asker, polis, sivil memur ve rejim paralı imamı var. Bunların üstüne her dönemin Ensarioğlu’nu, Hüseyin Aygünleri, Cevdet Yılmazları koyun.
Oyların gerisi, Kürdistan’ın "Hewar" sesidir. Kürdistan'da seçim sonucu, bu!..