Kürtler, ödedikleri vergilerin kızları, kadınlarına tecavüz eden, kasap bıçaklarıyla başlarını kesen, Arapların DAİŞ, Batılıların ISIL, Türklerin IŞİD dediği İslami Faşist katil çetelerine silah, mühimmat olarak gittiğini görünce, protesto için sokağa çıktılar. Sonrasını gördünüz ve televizyonlarda seyrederek tanıklık ettiniz.
Türk usulü "demokratik cumhuriyet"in Kürt vergileriyle beslenip kuşanmış polisleri, zehirli gaz, zehir karıştırılmış su, kurşunlarla karşıladı, insan selini. İlk cinayetlerini de Varto’da, Hakan Baksur’u başından vurarak işlediler.
Sonra, "Kürdün Kürtle çatışması" mizanseniyle ilkin Batman’da, ardından Bingöl ve Diyarbakır’da, yeniden organize edilmiş 1990’ların silahlı Hizbullah adındaki kiralık katilleri alana sürerek katliama başladılar. Onların yetişmediği yerlerde, Kürt oylarıyla seçilmiş AKP’lileri tetikçi yaptılar.
İstanbul, Antep, Adana başta olmak üzere birçok yerde, polise yardımcı unsur olarak MHP sloganlı, tüfekli, tabancalı, satırlı, kılıçlı katil kalabalıkları, Kürt mahallelerine saldılar. Türk Faşizminin IŞİD ruhuyla zincirlerinden boşalmaydı, bu. 6-7 Eylül 1955, Alevi Kürtleri hedef alan 1978 vahşetinin bir kere daha kalıbından çıkması…
"Demokratik cumhuriyet"te, devlet çete, çete devletti, bir kere daha. Bu satırların yazıldığı saate kadar, Kürdistan ve Türk kesimlerinde çocuk, genç, ihtiyar 35 kişi (İçişleri bakanı 31 rakamını veriyordu) katledildi. Yeni vandal ruh Türk IŞİD’i katliamdaydı!...
ATATÜRK VE BAYRAK
Siyasi çeteleri (parti) dinci çeteleri, medyasıyla ırkçılar tek cephede saldırıdaydı. Onlarca ölü ve yüzlerce yaralının yanında, Türk kentlerindeki Kürt mahalleleri, "kardeşliğin simgesi" olarak, dumanı tüten yangın yaralısı, enkazdı.
Bunca can ve yıkım yere düşmüş bir Atatürk heykeli, katil grupların Kürtlerin üstüne salladıkları bayrakla örtülüyordu. Türk medyası ve sözcüleri katliamları görmüyor, yere düşmüş bayrağın derdinde, onun yasını tutuyordu. Oysa insan hayatı bezden bayraktan da taş ya da alçıdan heykelden de kutsaldı. Ama onların nezdinde, Kürtlerin hayatı en değersiz varlıktı. Bezden bayrak ve alçıdan heykel kutsal değerdi.
DERİN YARILMA
Türk rejiminin muradı, nihai amacı buysa eğer, müstahakkını buldu. Kürtler, Yaşar Kemal’in o güzel atları misali yönlerini değiştirip gittiler. Yollarını ayırdılar. Din kardeşliği yalan çıkmıştı. Son cenazeler, işkenceyle aşağılanma, mahalle baskınları katliamları, çırılçıplak soyularak yerde linç hadislerinden sonra, olan bağlar da Kürtlerin içine dolan kinle koptu. Bundan sonra, oy dilenme zamanı bir daha kardeşlik öyle mi?
BARIŞ SÜRECİ
Kobanê orada, Türk devletinin desteklediği IŞİD’in muhasarında can çekişiyor, Kuzey Kürdistan yaralı, ama kimileri hala, "aman barış sürecine zarar gelmesin" diyordu.
"Süreci"n kanuni adı "terörü sonlandırma"ydı. Kanunun izahatında ise soykırıma isyan edip dağa çıkan gerilla lideri "terörist"ti. O teröristler, çirkin, çirkin olduğu kadar onur kırıcı, kirli bir rüşvet leklifiyle biat ve teslim olmaya çağırılıyorlardı. Telim olurlarsa ceza görmeyecek, dahası, ahlaksızlık bu ya isteyen kasaba sokaklarında nutuk atan politika bile olacak.
TEŞEKKÜRLER AMERİKA!..
Kobanê, bebeği katleden, kadın, erkek Kürdün başını kesen katillerin muhasarasındayken, dünya uzaktan seyirciydi. Bunların yanında, "Hewar" sesine gelen tek ülke Amerika ve direnenlere verdiği destek paha biçilmez değerdeydi.
Kimsenin değil, kendi adıma, "moral destek için teşekkürler Amerika" diyorum.
(Teşekkür derken, 1960’ların durağında uyuyanların, Osmanlı rüyalı IŞİD’çıların vandallığını örtme çabasındakilerin, "Emperyalizm" demelerini duyar gibiyim. Onlara, Kürtlerin canını yakan, yerlerini, yurtlarını başlarına yıkan asıl emperyalizmin kim olduğu cevabı bir başka güne…)
Türk IŞİD’i katliamda!..
Sözün bittiği yerde, ne denebilir ki! Türk dehşet, insanlık yangınını anlatan film gibi yer yüzü insanlarının gözleri önünde. Kürtler, "barış süreci" adı verilen yalancı "havuç"a bakarken, IŞİD’laşan Türk rejimi, 1990’lardaki JİTEM çeteciliğini de aratan bir vahşetle katliam alanına geri döndü.