AKP-MHP yönetimindeki Türk devleti, Efrîn’in ardından diş bilediği Rojava’nın diğer kentlerine de saldırıya hazırlanıyor. Ankara’nın ilk etaptaki hedefi, çoklu nokta saldırılarının ardından Girê Spî veya muaidili bir alanı işgal ederek bölgeler  arasına ‘Türk kaması’ sokmak.

Rusya’nın desteği ve teşvikini alan Türk devleti, ABD’yi de ‘ikna’ ettiğini, medyası aracılığıyla sızdırıyor. Kuzey ve Doğu Suriye Yönetimi ise tehdit ve hazırlıkları ’ciddi’ görüp önceki akşamdan itibaren seferberlik ilan etti. Dün de Rojava kentlerinde halk alanlara çıkarak ‘İşgale Hayır!’ dedi.

Kürt düşmanlığı paydasında buluşan İslamcı-Türkçü bileşenlerin yönettiği Türk devleti, Rojava’yı işgal hesaplarında yeni bir adım atmaya hazırlanıyor. Cerablus’tan Ezaz’a kadar işgal ettikten sonra Efrîn’i saran ve Rusya’nın desteği ile ABD’nin çekimserliğini sağlayarak işgal eden Türk devleti, bu kez İdlib’de tıkanan ve çatışan ABD-Rusya çelişkisinden yeni bir işgal koparmaya çalışıyor.

Uzun süredir hazırlıklarını yaptığı ve bütün uluslararası platformlarda dile getirdiği ‘önce Minbic, sonra Fırat’ın doğusu’nu da Kürtsüzleştirme amaçlı yeni işgal için tekrar düğmeye bastı.

ABD ile yapılan son görüşmelerle sağlanan ‘uzlaşma’ ve Rusya’nın işbirliğinden cesaret eden Türk Cumhurbaşkanı önceki gün tehdit etti, askeri güçleri hareketliliklerini lokal saldırılar eşliğinde arttırdı, medyası saldırı seçeneklerini sergilemeye başladı.

ABD’’nin liderliğindeki Uluslararası Koalisyon ile birlikte Dêrazor’da DAİŞ’e karşı savaşan Kuzey ve Doğu Suriye Yönetimi, Türk Cumhurbaşkanı’nın tehdidini ve hazırlıkları ciddiye alarak seferberlik ilan etti.

Efrîn işgalindeki hataları tekrarlamak istemeyen Kuzey ve Doğu Suriye Yönetimi, diplomatik çabalarını, askeri hazırlıklara son şeklini verme ve halkı mobilize etme eşliğini sürdürüyor. Dün Rojava’nın Kobanê, Qamişlo, Serêkaniyê ve Girê Spî gibi sınır kentlerinde sokaklara çıkan halk, Türk saldırganlığını protesto ederek, ‘İşgale Hayır!’ diye haykırdı.

İdlib’de kendisine bağlı selefi güçleri barındıran ve gözlem noktaları adı altında kentin etrafını kontrolünde tutan Türk devleti, ABD ve Avrupa için Rusya ve İran’dan uzaklaştırılması gereken güç, Rusya ve İran için ise ABD ve Uluslararası Koalisyon’un zayıflatılmasında kullanılabilecek bir aktör.

Bu tablo içerisinde İdlib’in Rusya ve İran destekli BAAS güçlerinin kontrolüne geçip geçmeyeceği ile ABD, İsrail ve Avrupalı güçlerin bu denklemde yer alma çabasının yarattığı çelişkiler, Türk devletini cesaretlendirdi.

Yeni hedefi, Kuzey ve Doğru Suriye’ye dönük savaş. Türk Cumhurbaşkanı Erdoğan, önceki gün savaşın kısa sürede başlayacağını ifade etti.

ABD, İdlib’de Rusya’yı sıkıştırma ve Rojava’daki siyasi iradeyi ‘terbiye etme’ adına adına kendi güçlerinin güvenliğine dikkat çekerek yumuşak itiraz içeren bir açıklamayla yetindi.

Rusya ise ABD’yi Minbic ve Fırat’ın doğusu üzerinden sıkıştırma çabasında. Fırat’ın doğusunu, Türkiye’nin saldırmasının meşru olduğu bir alan olarak göstermekle de yetinmeyip bizzat teşvik eden güç konumunda.

Kuzey ve Doğu Suriye’de seferberlik

Efrîn başta olmak üzere daha önceki kimi yaklaşım ve pratiklerinden dolayı Kuzey ve Doğu Suriye güçleri, ABD ve Koalisyon güçlerine güvenerek hareket etmekten bu kez uzak. Bölge halkı ise ABD ve Koalisyon’dan çok kendini savunan güce inanıyor.

Hem siyasi hem de askeri olarak, halkı savunmaya hazır olan bölgeni gücü, olası saldırı girişimlerine karşı hazırlıklarını yapmış durumda. Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi, Türkiye’nin tehditlerine karşı önceki akşam ‘seferberlik’ ilan etti. Askeri güçler ise olası bir saldırı halinde savaşın sınır hattı boyunca yayılacağı uyarısında bulunup hazırlıklarını bu yönlü sürdürmekte.

Halk dün alanlara çıktı

Halk da dün Türkiye’nin tehditlerine birçok merkezde büyük yürüyüşlerle yanıt verdi.

Serêkaniyê ve Zirganlı halklar ellerinde YPG-YPJ ve QSD bayrakları ve Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın fotoğraflarıyla Serêkaniyê Halk Evi önünde toplandı. Yürüyüşte “Türk devletinin Rojava’ya Dönük İşgal Saldırılarını Kınıyoruz”, “Kürt Halkı ve Özgürlükçü Halklar, Erdoğan İşgalciliğine Hayır Diyor” yazılı pankartlar taşındı.

Yürüyüş Şehitler Bulvarı’na kadar devam etti. Burada konuşma yapan Serêkaniyê Bölge Meclisi Eşbaşkanı Loqman Îso, “Tüm halklarla beraber bugün ve her zaman Erdoğan’ın saldırılarına karşı hazırız. Her zaman direneceğiz” dedi. Bu tür işgal tehditleriyle iradelerinin kırılamayacağını ve topraklarından çıkmayacaklarını söyleyen Îso, sonuna kadar direneceklerini, boyun eğmeyeceklerini belirtti.

   

Türk işgalciliğine hayır!

Qamişlo’da Kürt, Arap, Süryani halkları, “Türkiye işgalciliğine hayır” sloganıyla yürüdü. El Suryan Mahallesi’nde toplanan kitle, “Yeni Osmanlı işgaline hayır”, “Erdoğan terörüne hayır”, “Türkiye işgalciliğine hayır” yazılı pankartlarla yürüyüşe geçti. Yürüyüşe geçen binlerce kişi aralıksız “Katil Erdoğan”, “Topraklarımızı bırakmayacağız”, “Kararımız direniştir” sloganları attı. Seyyahi Mahallesi’ndeki BM temsilciliği önüne kadar yürüyen halk burada miting yaptı. Konuşmalarda, Türk devletinin Kürt düşmanlığına dikkat çekerek, uluslararası güçlere de sorumlulukları hatırlatıldı.

   

Kobanê’de on binler

Kobanê’de Türk devletinin işgal tehditlerini protesto için kent merkezinde toplanan on binlerce kişi ”Katil Erdoğan” sloganıyla yürüdü. Kent merkezindeki Özgür Kadın heykeli etrafında başlayan yürüyüş, Şehid Egid Meydanı’na kadar sürdü. Buradaki konuşmalarda, Türk devletinin Kobanê’yi de hedef aldığı belirtilerek, DAİŞ’in işgal girişimi döneminde direnildiği gibi yeni işgal girişimine karşı da kararlıca direnileceği vurgulandı.

   

Suriye halkları seni istemiyor

Girê Spî Kantonu’nda yüzlerce kişi, Erdoğan’ın tehdidi üzerine Kuzey ve Doğu Suriye genelinde yapılan seferberlik çağrısı kapsamında yürüyüş düzenledi. Kent merkezinin güneyindeki El-Elem Bulvarı’nda başlayan yürüyüşte, “Suriye Halkları Tek Ses Türkiye İşgalciliğine Hayır Diyor” ve “Türkiye İşgalciliğine Karşı Başkaldır” yazılı pankartlar taşındı.

Yürüyüş El-Îskan Mahallesi Bulvarı’na kadar devam etti. Burada Girê Spî Kanton Meclisi Eşbaşkan Yardımcısı Sabri Mustafa konuştu. Mustafa, birlik halinde Erdoğan’ın tehditlerine karşı duracaklarını, bölge halklarının başından beri beraber yaşadığını ve Erdoğan’ın bu birliği bozamayacağını söyledi.

Mustafa, QSD savaşçılarının DAİŞ’in elindeki son alanları da kurtarmaya başlamasıyla birlikte faşist Erdoğan’ın bölgeye dönük tehditlere başladığını, bununla DAİŞ üzerindeki baskıyı azaltmak istediğini de sözlerine ekledi.

 

HABER MERKEZİ

 
 

Yeni bir oyun planı

 

Kuzey ve Doğu Suriye’deki yaygın kanı; ABD, Türkiye’yi Rusya-İran ekseninden koparmak için Rojava’nın kimi bölgelerine saldırı izni vererek, yeni bir oyun kuruyor. Türk tehdidi ve hazırlığı ”seçimlere endeksli bir söylem” olarak görmekten daha ciddi bir durum.

Erdoğan’ın işgal tehditlerinin, ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey’nin Türkiye ziyareti ve hemen ardından MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın ABD dönüşünde Erdoğan ile görüşmesinden sonra geldi.

ABD Genelkurmay Başkanı Joseph Dunford’un ”Suriye’nin doğusunda istikrarın sağlanması için 35 bin ile 40 bin yerel gücün eğitimini yapıyoruz” açıklaması da, Efrîn’in işgalinden önce de ABD öncülüğündeki Koalisyonun Halkla İlişkiler Ofisi, Reuters’a gönderdiği e-postada, ”Suriye’nin kuzey ve doğusunda 30 bin kişilik sınır güvenlik gücü oluşturulacağı” açıklamasını anımsattı. Rojava’da bulunan Gazeteci Ersin Çaksu, bu noktadan bakıldığında ABD’nin gerçekten ne yapmak istediği sorusuna net yanıt verilemediğini söylüyor.

Jeffrey’nin Türkiye’ye gelmeden önce ”Astana’nın fişini çekme zamanı geldi” demesi ABD’nin Türk devletini Rusya ve İran ekseninden uzaklaştırmak istediğinin ve bunun için düğmeye basıldığını gösteriyor. Rusya ise Türkiye mevcut pozisyonunda tutmak ve Fırat’ın doğusuna iterek ABD ile uzlaşma ihtimalini azaltmak istiyor.

Böylece Kürtler kurban edilerek kendi müttefiklerini rahatlatmak istiyor. Gazeteci Çaksu, ANF’deki analizinde, Türk devletinin ABD ile Rusya arasında nihayetinde yapacağı tercihin ABD olacağını belirterek, ”Henüz tam olarak açığa çıkmamış olsa da Türk devletinin deyim yerindeyse uzun vadede Rusya’ya çalım atarak Cerablus, Ezaz, Bab, Efrîn ve İdlib hattına ABD’yi ortak etme ve bu bölgeleri ‘NATO şemsiyesi altına alma’, ‘Hatay formülü’nü  burada da hayata geçirmek nihai hedefidir” diye yazdı.

Bazı bilgiler var

Rojava’daki siyasi ve askeri kaynaklara ulaşma imkanı olan Çaksu, Hakan Fidan’ın ABD’de yaptığı görüşmelerde çantasında ”Suriye’de ABD ile stratejik müttefikliği yeniden güçlendirme ve ortak hedefler için ortak çalışma” dosyasının olduğuna dair bilgilerin varlığına dikkat çekti.

Çaksu’ya göre bunun sahadaki meali ise ”ABD’yi İdlib ve Suriye’de ilhak ettiği diğer bölgelere ortak etme, kendisine Suriye’nin kuzey doğusuna girme izninin verilmesi ama bunun için de önce Kürtlerin ve bölgedeki halkların oluşturduğu demokratik sistemin tasfiyesi” oluyor. Başka bir deyişle ”İdlib’e ortak olalım, buna Fırat’ın doğusunu da katalım; Suriye’yi bölmüş oluruz, Rusya’ya büyük darbe indirmiş oluruz, İran’ın Şii hilalinin iflahını kesmiş oluruz” politikasına evriltmek istiyor.

Yeni yapı oluşturmak

ABD’nin uzun zamandır Kuzey ve Doğu Suriye’de kendi güdümünde yeni bir yapı oluşturmak için çalıştığının bilindiğini kaydeden Çaksu, şu şerhi de düştü: ”ABD’nin tüm yönetiminin ve askeri kanadının böyle bir pazarlık yaptığını söylemek için belki erken olabilir.

Pentagon’dan yapılan açıklamada, ”Kuzeydoğu Suriye’de özellikle ABD askeri personelinin var olabileceği yerlere yapılacak askeri müdahaleler ciddi bir endişe kaynağı olur. Bu tür eylemler kabul edilemez” denildi. Bu açıklamayı ”Zayıf bir açıklama” olarak gören Çaksu, ”Çünkü Erdoğan açıklamasında, ‘kesinlikle ABD üsleri ve askeri hedefimiz değildir’ demişti. Bu açıklamada da ‘özellikle ABD askeri personelinin var olabileceği yerlere yapılacak askeri müdahale’ ucu açık bir ibare ve Erdoğan’ın açıklamalarıyla birlikte okunduğunda hala ciddi şüpheler barındırıyor” dedi. Çaksu, Türk devletinin ”ABD’ye rağmen işgale girişmesinin” mantık dahilinde olmadığını vurguladı.

Olası hedefler

Türk devletinin neyi ve nereleri hedeflediğine dair olasılıklar konusunda Çaksu, şu bilgileri edildiğini yazdı:

  • Türk devletinin hedef olarak belirlediği yerlerin başında Girê Spî ile Serêkaniyê hattı geliyor. Buralarda ‘Arap kemeri’ yerine  bir ‘Türk kemeri’ oluşturmak ve Kobanê ile Cizîrê arasında bir gedik açtıktan sonra diğer yerler için konjonktürü beklemek.
  • İkinci görüş ise Girê Spî ile Serêkaniyê hattında baskı yaparak, ABD’yi Minbic’i (ayrıca Şêxler’den Qereqozax’a kadarki hat) kendilerine devretmeye ikna etmek.
 
 

Ankara’daki saldırı havası

 

Türk devletinin hoparlörü medya elemanlarından üçü dün devletten aldıkları bilgileri servis etti. Üçü de Türk devletinin hazırlıkları, olası saldırı planları ve diplomasisini yazdı.

Hürriyet’te Abdulkadir Selvi, Erdoğan’ın tehdidinin ikinci aşama olduğunun aktarıldığın belirterek, birinci aşamayı şöyle aktardı: Her türlü uluslararası zeminde, BM’de, G-20 zirvesinde, Astana sürecinde ve ikili temaslarda Fırat’ın doğusuna yönelik bir askeri operasyon seçeneği dile getirildi. Artık değerlendirme noktasını geçip icra aşamasına gelindi.

Selvi kendisine verilen bilgileri şöyle serpiştirdi: Ankara bir süredir bu konuda hazırlıkları yürütmekle meşgulmüş. ABD’nin askeri varlığı planlamanın içinde.

Erdoğan’ın harekâtı birkaç gün önceden ilan etmesi de ABD askerlerinin hedef olmaktan çıkması için zaman tanımak. Cerablus ve Afrin operasyonlarıyla sınırımızdan Akdeniz’e doğru uzanan terör koridorunu parçalayan Türkiye, beka sorunu olarak gördüğü Fırat’ın doğusunu ise bu zincirin kilit taşı olarak görüyor.

Akçakkale’ye bin 500 çete elemanı

Habertürk’ten Muharrem Sarıkaya ise ABD Genelkurmay Başkanı Joseph Dunford’un Washington Post etkinliğindeki, “(YPG bölgesinde) 35 bin ile 40 bin yerel gücün eğitilmesi ve istikrarı sağlamak üzere donatılması gerektiğini tahmin ediyoruz…” şeklindeki sözlerinin Ankara’yı hızlandırdığını yazdı.

Türkiye’nin gözlem noktalarının kurulmasından memnun olmadığını ve memnuniyetsizliğe Rusya’nın da ortak olduğunu belirten Sarıkaya, özellikle Rusya’nın teşvik ve desteğine işaret etti: Soçi Zirvesi sonrası Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov’un, ‘Suriye’nin bütünlüğüne yönelik ana tehdit Fırat nehrinin doğu yakasından yükseliyor’ sözü bunun en önemli kanıtıydı.

Türk ordusunun sıralı olarak Kobanê bölgesindeki Zor Mixar, Eşme, Çarıklı, Selim ile Girê Spîye bağlı Selip Kıran, Til Fender, Sûsik ve Yabise köylerini bombalamaya devam etmesinin ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey’in Ankara’ya gelerek durumu ele almasına yol açtığını yazan Sarıkaya’ya göre Ankara, Jeffrey’e de tutumunu açık gösterdi ve Fırat’ın doğusuna girme konusundaki kararlılığını sergiledi.

Sarıkaya, yazısında teknik bilgiler ve rakamlara da yer verdi. Şöyle: Ankara, bin 200 çete elemanını çekti ve Girê Spî’nin hemen karşısındaki Akçakale’ye yerleştirdi. Bununla kalmadı, Serêkaniyê’nin tam karşısında yer alan Ceylanpınar bölgesine de yoğun birlik takviyesi yaptı.

Bölgeleri koparmak

Türk ordusunu bu iki noktaya odaklanmasının daha ileri bir başka anlamı var. Efrîn’in Kobanê’den koparılması gibi; bu iki bölgeden yapılacak saldırıyla Kobanê’yi doğudaki Cezîrê’den koparmış olacak. Tam anlamıyla devletleşme hareketine büyük bir kama sokacak; Türkiye’nin Suriye sahasındaki hakimiyetini artırırken, YPG bütünlüğünü parçalamış olacak… Ankara kararlı gözüküyor; ABD’den gelecek yanıtın bu süreci ne şekle dönüştüreceği ise şu aşamada bilinmiyor.

Hazırlıklar tamamlandı

Yeni Şafak’tan aynı nitelikteki elemanlardan mehmet Acet de konuyu yazdı. Pazartesi günü “Fırat’ın doğusu için operasyon hazırlıkları tamamlandı” diye yazan Acet, dünka yazısında da şunları paylaşabildi:

  • Harekat ‘noktasal vuruşlarla’ yürütülecek.
  • 500 kilometreden daha fazla uzunluğu olan sınır hattı, boylu boyunca hedef alanında.
  • 150 civarında nokta belirlenmiş durumda.
  • Türk ordusunun havadan ve karadan Suriye hava ve kara sahasına girmeden etkili bir şekilde vurabilecek kapasitesi ve kabiliyeti bulunuyor.
  • Havadan savaş uçaklarıyla 30, karadan Obüs atışlarıyla 40 kilometre derinliği olan bölgelere atış yapılabiliyor.
  • Ankara’nın ABD’den gelebilecek ‘baskıyı tereddütle karşılama’  psikolojik eşiği aştığını savunan Acet de tetikleyen iki yeni durumu tekrarladı:
  • ABD’nin ‘Gözlem noktaları’ kurma girişimi.
  • Dunford’un, 35 bin ile 40 bin yerel gücün eğitilmesi ve istikrarı sağlamak üzere donatılması gerektiği açıklaması.

Temas trafiği vardı

Erdoğan’ın açıklamalarına yansıyan ifadeler, kamuoyuna deklare edilmeden önce ABD makamlarına iletilmiş olabilir mi?

Acet bu sorunun yanıtını şöyle yazdı: Yakın zamanda Ankara/Washington hattında merkezinde bu meseleler bulunan bir temas trafiği yaşandığını biliyoruz. ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey’in Ankara’ya yaptığı ziyaret.

Fırat’ın doğusu için harekete geçileceği bilgisi açıktan ya da zımnen Jeffrey’in kendisine iletilmiş olabilir. Erdoğan’ın sözlerinin satır arasında yer bulan ‘Hedefimiz asla Amerikan askerleri değil. Bölgede faaliyet gösteren terör unsurlarıdır’ ifadesi, bölgedeki Amerikan askerlerinin hayatını riske edecek bir eylemden uzak durulacağı anlamına geliyor. ‘Bildirim esaslı operasyon’ yöntemi  izlenebilir. ABD askerlerinin hayatını riske etmeyen ama YPG’ye haber uçurulmasına da fırsat tanımayan bir vakit dilimi belirlenerek bu bildirimler yapılabilir.