Hangisi “daha iyi”? Rusya ve Çin’le “mihver” oluşturan İran bölgesel emperyalizmi mi?

Yoksa ABD, AB ve İsrail’le “ittifak” oluşturan Türkiye bölgesel emperyalizmi mi?
İkisi de “iyi” değil. Emperyalizmin de, bölgesel emperyalizmin de iyisi olmaz. Çünkü bunlar dünyada ve bölgede pazarları paylaşma kavgasının aktörleridir. Savaşların asıl faktörleridir. Pazar kavgasının ve bu amaçla patlayan savaşların “iyisi” olmadığı için, bunların da “iyi”si olmaz.  Önce bunu aklımızın bir köşesinde saklı tutalım.
Gelelim ikinci bölüme: İsrail’in Türkiye’den “özür” dilemesi, Türk bölgesel emperyalizminin ABD, AB, İsrail ekseninde “istikrar” kıldığının açık kanıtı… Eksen bu özürle kuvvetlendi.
Rusya ve Çin ile, ABD ve AB her ne kadar dünya ölçüsünde ölümüne bir rekabet içinde olsalar da, bunların arasında bir “dünya savaşı” –teorik olarak değilse de- pratik bakımdan imkansıza yakındır. Çünkü böyle bir savaş “termo-nükleer felaketle” sonuçlanır. Gezegenimiz yok olur.   
Ama söyledik; bu iki eksen birbiriyle kıyasıya rekabet içinde. Birinin yükselişi, ötekinin inişine neden oluyor. Eksenler, “yükselmek ve rakibi indirmek” için ne yapacak? “Barışçı rekabet” mi? Görünüş, “küresel” bakımdan “barışçı rekabet”e benzese de, her iki eksen, kozlarını “bölgesel emperyalist” müttefiklerinin, bir başka tabirle “gladyatörleri”nin arasındaki “bölgesel savaşlarla” paylaştı, yine paylaşmaya devam edecek. İki eksenin Kafkasya ve Ortadoğu’da rakip “uzantıları” İran ile Türkiye’dir.
Bu da tamamsa, üçüncü kısma geçelim:
İran sınırından, Akdeniz’e kadar bu iki eksen karşı karşıya mevzilenmiştir. Rusya, Çin, (diğer Şii yayı güçleri) ve İran ekseni ile ABD, AB, İsrail (kimi Sünni yayı güçleri) ve Türkiye ekseni’nin arasında kalan kim?
Kim olacak? Her zamanki gibi, yine ve ne yazık ki, Kürt halkı ve Kürdistan. Yani Dicle ve Fırat’ın “altın” değerindeki sularına ve tüm Irak petrolünün yüzde yirmi beşine sahip olan Kürdistan. Kim ona hakim olursa, o Kafkasya’yı ve Ortadoğu’yu ele geçirecek. Kısaca, “paylaşımın” hedefi ve “savaşın” kurban “adayı” bir halk ve coğrafya…
Şimdi bölgesel emperyalist bir savaşı önlemek, böylece Kürdistan’ın “yeniden” paylaşılmasının önüne set çekmek ve Kürt halkının öncülüğünde yükselen devrimci süreci güvence altına almak için, ama unutmayalım; bu bahar patlayacak savaşla Türkiye’nin “yıkılmaması” için yapılması gereken nedir?
Öcalan’ın öncülüğünde PKK’nin ve BDP’nin yaptığıdır.
Sonunda, eğer demokratikleşirse bir Kürt-Türk ittifakına dönüşme potansiyeli taşıyan, Kürt-Türk “uzlaşması”dır. Gerçekleşmek üzere olan budur. Kürt Özgürlük Hareketi, Türkiye’de “silahlı yoldan silahsız yola” geçebilirse ve adım adım Türkiye’nin demokratikleşmesi yoluyla, bu “uzlaşma”, “sınırları anlamsız” kılan bir “ittifaka” dönüşürse, bunun sonucu ne olur?
Bunun sonucunda, Kütlerin tüm parçalardaki hayat hakkını ve Kürdistan’ın varlığını koruyacak bir güç, Türkiye’nin “dışında” değil, “içinde” “yoğunlaşır”. Ve Türkiye’de hiçbir güç, bu “barışçı Kürt gücünü” çiğnemeyi göze almadan, Türkiye’yi ABD, AB, İsrail ekseninde İran’a karşı savaşa sürükleyemez.
O halde son soru: Bu durumda Türk bölgesel emperyalizmi, Kürdistan’ın zenginliğine “yeni sömürgeci” bir güç olarak el koymaz mı? Koyar! Ama bu ihtimallerden yalnızca birisidir. İkinci ihtimal ise şu: bölgesel emperyalist paylaşım savaşını önleyen Kürt emekçi halkı, onun öncüsü Kürt Özgürlük Hareketi bu “sömürüye” karşı “sınıf savaşını” daha güçlü örgütler.
Nasıl örgütler? Çok orijinal bir yoldan örgütler. Bütün parçalarda “eşitlikçi komünal, cinsiyet özgürlükçü, ekolojik toplum”u, aşağıdan yukarıya doğru her günkü eylemleriyle kurmak yoluyla örgütler. Konfederal Ortadoğu ortak evinde, “karşılıklı şiddet” ne kadar ortadan kalkarsa, bu “aşağıdan yukarıya” doğru “demokratik modernite”nin kurulması işte o kadar büyük bir hızla gelişir. Bu da “iki eksenin” alternatifidir.
Amed Newrozuna, Rojava’ya ve Kandil Newrozuna ve hatta Bonn’a, Bolivya ve Japonya Newrozuna bakın. Yeni çağda, yeni toplumu kuracak gücü burada göreceksiniz…
Bir de bu güce, bütün parçalardaki ezilenlerin katıldığını düşünün…
Son durum: Karayılan “ateşkes” ilanını açıkladı, “çekilmenin” koşullarını ortaya koydu. Rojava’da “beşinci kadın taburu” kuruldu ve hem ÖDP, hem de ESP, Öcalan’ın çağrısına devrimci bir sorumlulukla, tam destek verdi… Hasan Cemal de Kandil’de. Ve Amed’de BDP’li belediyeler bir araya geldi…
Özetle “yeni bir dönem” ve “yeni bir mücadele” süreci başladı.