Tayyip Erdoğan, sorunlu bir şekilde askerin alışılagelen iktidar devamlılığını siyasete taşımıştı. Geçiş sürecinin hızlanması için aldığı medya desteği hiç şüphe götürmeyen bir gerçektir. Erdoğan, o dönem kiminle anlaştıysa, bugün tek güç olmanın havasıyla hepsini bir bir harcamaya başladı. İlk çıkış yıllarında Erdoğan ve iktidarına övgüler yağdıran ve özellikle son bir yıldır Erdoğan’a karşı bir tutum sergileyen Ahmet Altan ve sonrasında yaşanan kopmaları da bu çerçevede okumak gerekiyor.
Bu kopuşlar, aslında bize gazetecilik ilkelerini yeniden tartışmaya açıcı niteliktedir. Çünkü, Ali Bayramoğlu’nun bir dönem AKP’yle anlaşıp askeri vesayeti kırma çabası, kimilerine göre her ne kadar olumlu görünse de, bir gazetecinin bulaştığında taşıyıcısı olduğu ilişkiler ağı vesilesiyle, onu mesleğinde bağımsızlığını sorgular hale getirebilir. Bayramoğlu, bir gazeteci olarak bu mücadeleyi yürütmek için Erdoğan veya iktidarla işbirliği içine girmesine gerek var mıydı? Bunu, zaten mesleğinin ona yüklediği sorumluluktan dolayı yapması gerekmiyor muydu? Aksi taktirde kamuoyu yaratmak için iktidarın taşıyıcısı olmak, sonrasında bu tür savrulmaları da kaçınılmaz kılıyor. Bu işbirliğinin son örneği Ahmet Altan ve Taraf gazetesinde yaşanan diğer toplu istifalardır.
Taraf, Bayramoğlu’nun itiraf ettiği gibi, bir despotik rejimi devirmek için sonraları neredeyse diktatörlüğe varacak bir iktidara hizmet etmişti. Hasan Cemal, cumartesi günkü yazısında, „Bazı pencerelerin kapanmasını hazmedemiyorum. Yoksa bir yenilmişlik duygusu mu?.. Yalnızlaşıyoruz belki de... Yıllar geçtikçe etrafımız tenhalaşıyor da olabilir, ne yazık“ diyerek belki de tehlike çanlarının kendisi için çaldığına işaret ediyor. Etrafının tenhalaşması, onuruyla bu işi yapan insanların Erdoğan’a bir bir yenik düştüğünün ifadesi. Bir gazetenin neredeyse kapanmasına sebep olacak istifalar zincirini yüzlerce gazeteciden sadece bir kişi köşesine taşımıştı. Demek ki sıra şimdi Hasan Cemal’de. Zira bu tür çarpıklıkları yazmaya, gündemde tutmaya cesaret edecek gazeteci olmadığından yaprak dökümü de devam edecektir.
Mevcut iktidara karşı tutarlı bir duruş sergilemeyen her gazateci bu gidişlerden nasibini alacaktır. Daha önceki yazılarımda da belirttiğim gibi Erdoğan’ın tokadını yüzünden eksik etmeyen ve söylemlerini bir ayet gibi algılayan gazeteci kırıntılarına rastladığınız sürece, bu ülkede maalesef ‘en iyi gazeteci kovulan gazetecidir.’ Ahmet Altan bu zincirin son halkasıdır. Zira Erdoğan’ın artık böyle gazetecilere ihtiyacı kalmamıştır, onlar askeri göndermek için aldıkları misyonu tamamladılar. Mehmet Altan, kardeşinin yorulduğunu, romanlarına dönmek istediğini vurguladı. Eğer doğruysa Yasemin Çongar, Neşe Düzel ve Murat Belge neden ayrıldı?
Sonuç olarak sorgulanması gereken olgu, gazeteci-iktidar ilişkisinin ne üzerine kurulu olduğudur. İktidar için devamlılık gerekir. Gazeteci, bu devamlılığın meşruluğunu sorgulamaya başladığı andan itibaren potansiyel hedef olur. Hedef tahtasına bu kadar gazetecinin oturtulduğu ve diktatörlüğe sağlam adımlarla yürünen bu ülkede, umarım gazeteciler artık bu kirli ilişkilere alet olmazlar.
Türk medyasında yaprak dökümü sürüyor!
Ahmet Altan ve Yasemin Çongar’ın taraf gazetesinden ayrılışı, bana geçen hafta ünlü bir Ermeni yazarla yaptığım sohbeti hatırlattı. Paris’te görüştüğüm yazar, Türkiye’deki gazeteci dostlarıyla olan anılarından bahsetmişti. Ali Bayramoğlu’nun son zamanlarda iktidar karşısında neden sustuğunu anlatmaya çalışırken söze girdi ve Bayramoğlu’nun bir dönem AKP’nin desteğiyle askeri vesayeti devirmek için ortak çalıştıklarını, şimdi ise o desteği tamamen yitirdiğini söylediğini ifade etti. Bu süreç, hiç şüphesiz bizzat Tayyip Erdoğan’ın emri ve isteği doğrultusunda işlemişti. Askeri vesayet devrildikten sonra, Bayramoğlu’nun eski eleştirileri yöneltecek gücü kalmamıştı. Çalışma meyvelerini vermiş, asker koltuğa veda etmişi. Fakat ters giden birşeyler vardı.