Ahmet Kahraman
Ben, bugün Kürdistan’ı, doğduğum toprakların baharını yazmak istiyordum. Ahmed Arif’in dizelerindeki gibi "Bahar gelmiş memleketime."
Kengerler süt kanıyor. Tadı unutulmazdır, kengerlerin. Elde "xilçik"larınızla koşan çocuklar, "benîşt" zamanı.
Çocukluğun atları koşuyor, sonsuz yeşilliklerin ortasında. Kızıl birer ok gibi akarak.
Koyun, kuzu melemeleri dağların şenli sedası. Kanatlarını iki yana açmış dev birer kartal gibi bayırın dibinde kurulu "kon"un ateşinde, ikindi vakti çayı fokurduyor, is karası çaydanlıkta.
Herikleşen sonsuz bir kılam (şarkı), lirik bir destandır, ülkem...
23 Nisan müsameresi sahnesinde "görücüye çıkmış" edalı "Akil" adamın, "Mustafa Kemal Paşa, Kürt sorununu çözmek için, çok çaba harcadı" lakırtısını da es geçiyor, kanayan bir insanlık yarası, öte yandan evrensel suç olan Türk ırkçılığına geliyorum:
"Türk" kavramı, eğilip bükülmeyecek nitelikte, yalın bir deyimdir. Bir ırkı, insan soyunu belirleyip adlandıran ifadedir. Bir aidiyetin ırkçılığını sembolize eden...
Geçenlerde, "bunlar önce devleti kurdular, sonra devşirme ile bir halk, millet yaratıp altını doldurdular" mealinde bir tesbit yapmıştım. Doğrudur. Dünyada eşi, benzeri olayan Türk tipi icattı, bu. "İcat" için, dini köprü ve malzeme olarak kullandılar. Göz koydukları toprakların ana kitlesi üç halkı, hedef seçtiler. Ermeniler, Rumlar ve Kürtler...
Ermeni ve Rumları kırarak, bir bölümünü sürerek, arta kalanları ölüm çıkmazında sıkıştırıp önce Müslüman yaptılar. "Müslümanlık" sadece onlara hasmış gibi, sonra Türk yaparak soylarını kuruttular, bu topraklarda.
Bu bir ırk devşirmeciliğiydi. Dünyada da bir ilkti.
Çünkü dünyada din, tarikat dahil her türlü devşirmecilik var, ama ırk, soy devşirmeciliği imkansızdı. Bunlar, bir takla ile imkansızı "başarmış" cambazlığına yattılar.
Örnek mi? Britanya adası, karma halklar barınağıdır. O nedenle adı İngilizistan değil, herkesi kapsayacak şekilde, adanın adı Britanya’dır.
Amerika kıtası da, karma insan toplulukları yatağıdır. Ancak, kıtanın tek bir bölgesi bile bir aidiyeti çağrıştıracak isme sahip değildir. "Tek millet", tek ırkı devleti yoktur. Amerika Birleşik Devletleri, Kanada vardır. Güneyde coğrafik devletler: Şili, Paraguay, El Salvador, Brezilya, Panama, Nikaragua, Arjantin, Küba vs...
Ermeni ve Rumları Türk yaparak soylarını kuruttular. Fakat Kürtler, direngen çıktılar. Direnerek, aidiyetlerini korudular. Günümüzde de direnmeye devam ediyorlar.
Kürdistan idealinin emektarların Mehmet Emin Bozarslan’ın oğlu, değerli bilim insanı Prof. Dr Hamit Bozarslan, Barış Balseçer’e verdiği ve Yeni Özgür Politika’da yayımlanan röportajda, "Önce Türk devleti kuruldu, sonra altını dolduracak Türk icat edildi" tesbitimizi doğrularcasına, "Türklüğün temelinde ırkçılık vardır" diyordu.
Türk ırkçılığı, günümüz dünyasında da hızını kaybetmedi. Oysa, insan soyunu, ırkı, aidiyetini baskı altına almak, etnik (ırk, soy) temizliği, arındırma yapmak İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki evrensel bir kabulle, insanlık suçudur. Ancak, egemen dünya (baba ülkeler) kabul ettiği yasağın çiğnenmesine seyirci de değil, destekçisidir.
Bu destekle, Türk ırkçılığı sınırlarını aşıyor. İnsanı insan yapan bütün değerleri hedef alıyor.
Her türlü varlı olan resmi kayıtlar, folklorik örnekler tarihi kalıntılar, anıtlar, mezar taşları bir halkın, etimolojik unsurlarıdır. Yalnız insanı değil, bu varlıkları hedef alan hareketler de soykırımdır.
Türkler, bu soykırımı işleye geliyor. İstanbul Doğu Romanın Başkentiydi. Orada Roma’ya (Bizans) dair ne mezar taşları kaldı, ne de anıtlar. Ermenilere dair iz de bırakmadılar. Karadeniz’den, Rum izlerini kazıdılar.
Şimdi sıra, Kürtlerin mezar taşlarında. Türk ordusu tankları, topları, füze ve uçaklarıyla ağzı, dili, eli, kolu olmayan, kısacası cansız, ruhsuz mezar taşlarıyla savaşta, taarruz üstüne taarruz tazeliyor. "Sakarya ve Dumlupınar meydan muharebeleri"ni andıran savaşta, atalarının ruhunu yad eyleyerek, zaferden zafere koşuyor, Türk ordusu.
Zaferin nişanesi olarak, üstünde X, Q, W harfleriyle başlayan isimler, kişiye ait lakap, onların sevdiği renk, işaret, sembollerin kazındığı mermer taşlar (kelik), "düşmanımın ömrü kadar olur" tertibinde yerlere sepili. Mezarlıklar kırık mermer "şil"leri alanına dönüştürüldü.
Bravo, Türk ordusuna! Medeni dünyada, taşlara karşı kazanılmış, bu tür bir zaferin başka eşi, örneği yoktur. Demek ki, boş yere değildir, "bir Türk dünyaya bedel" övünmesinin...
Türk ordusunun Kürtlerin mezar taşına karşı düzenlediği, ilk büyük meydan muharebesi değildir. İlki, IŞİD’in bir versiyonu olarak, dört sene önce, tanklar ve yıkım makineleri eşliğinde gerçekleştirildi. Mezarlıklar sürülmüş tarlaya dönüştürüldü.
Türk şehirlerinde dikili anıtların hepsi yok edildi. Böylece, Kürtlerin yalnız soyu değil, yaşanmışlıklarına dair izleri de silinmeye çalışıldı.
Bravo ki, ölülerle bu soy savaşın hiç bir medeniyet ve dinde benzeri vandallık yoktur. Ama IŞİD ve El Kaide hariç. Onlar, Afganistan‘da kayalığa işlenmiş dev bir Buda heykelini, törenle dinamitleyerek havaya uçurdular. Nerede bir anıt, tapınak varsa yok ettiler.
IŞİD benzeri yolda gitti. Suriye’de, antik Palmira şehrini harabeye çevirdiler. Ne anıt, ne mezar taşı, ne de mabet bıraktılar. Türk ordusu Efrîn’de, Girê Spî, Serêkaniyê’de "ilk hedef Kürt mezarlıklarıdır, ileri" komutuyla, zafer destanları yazdılar...
Yakışır. Çünkü, yaptıklarının kitabı, dinler tarihinde yeri yoktur. Elbette k, İslami teröristler istisna. İnsanlığın kitabında olmayanlar, onlar için mubahtır.