Parkta arkadaşıyla buluşurken ‘namuslu’ Türk polislerinin musallat olduğu Canan Karataş adlı ‘malum kişi’; „Eğer erkek arkadaşımla sevgi dolu bir öpüşmenin içinde olmasaydık da, o beni dövüyor olsaydı ya da tehditler savursaydı, nasıl bir müdahalede bulunacaklardı? Sinsice arkamızdan izleyip gözden kayıp mı olacaktı; yoksa iş işten geçmeden ‘güvenliği’ mi sağlayacaktı?“ diyerek, anlatıyor olayı: 
“Geçenlerde parkta, erkek arkadaşımla oturuyorum. Biraz gençliğin verdiği heyecanla, biraz da üç aydır görüşemeyişimizden olsa gerek; konuşuyorken bir anda kendimizi öpüşürken bulduk. Güzeldi, tüm öpüşmelerden; heyecanlı, özlem dolu, güneşli güzel bir günde. Öpüşme bitip tekrar doğanın sesine kulak verdiğimizde, arkamızdan gelen telsiz sesiyle irkildik. Evet evet tam da arkamızda öpüşmemizi izleyen bir güvenlik görevlisi…
Dilim tutuldu. Çevrede hiç kimse yoktu. Şaşırdım, ne zamandır bizi izliyordu, bizim aşık davranışlarımızı, bakışlarımızı ne kadar süredir kirli bakışlarıyla süzüyordu…
Oturduk, bir süre de yan yana oturmaya devam ettik; ama o kulak tırmalayan, mahrem duygulara ket vuran hışırtılı telsiz sesi hala kendince tehdit savuruyordu. Rahatsız olduğumuzu ve gitmesini istediğimiz söyledik. Buna karşılık ‘görev yapıyorum ben, beğenmiyorsanız gidersiniz’ dedi ve abisini suçüstü yakalamış bir çocuğun çıkarcılığıyla ‘şeeff’ diye seslendi arkasına doğru. Olay daha büyüyecek gibiydi. Şef 24-25 yaşlarında. O da elemanından daha küstah bir tavırla gitmemizi söyledi.
Yer değiştirmeye karar verdik. Niyetimiz çıkışına yakın başka bir çardağa oturmaktı ki zaten biraz daha oturup gidecektik. Derken başka bir güvenlik görevlisi gelip ‘gideceğiniz söylendi, neden buradasınız’ dedi. Sadece yer değiştirdiğimizi ve oturmaya devam edeceğimizi söyledik. Güvenlik, telsizini ağzına yaklaştırdı ve ‘malum kişiler burada efendim’ dedi. Ne yapmıştık ki şüpheli durumuna düşecek; ürperdim, iğrendim…
Tam da o sıra merak ettim; eğer erkek arkadaşımla sevgi dolu bir öpüşmenin içinde olmasaydık da, o beni dövüyor olsaydı ya da tehditler savursaydı… Nasıl bir müdahalede bulunacaklardı? Sinsice arkamızdan izleyip gözden kayıp mı olacaktı; yoksa iş işten geçmeden ‘güvenliği’ mi sağlayacaktı?

Bu park Ankara’nın merkezinde Kızılay’ın 9-10 dakika ötesinde. Çağın ve hoşgörünün ise çok ötesinde. Gerisinde mi demeliydim acaba?“

ANKARA




Dayak sınıf ayırmıyor


Karakolluk olanlar, çevresinin ‘Kocandır sever de döver de’ tepkisiyle karşılaşıyor. Aile içi mesele olarak görülen kadına dayağa müdahale edilmiyor. Kadının yazgısı kırsalda da metropol kentlerde de değişmiyor. Kadına yönelik şiddet konusunda ulusal bir veri tabanı da bulunmuyor.
6 yıl süren araştırmanın sonuçlarına göre, şiddeti uygulayan erkek eş değil, daha çok şiddeti gören kadın utanıyor. Şiddet mağduru kadınlar, utandıkları için zorunlu kalmadıkça yaşadıklarını en yakınlarına bile anlatamıyorlar. İhbar sorumluluğunu yerine getiremiyorlar.

Bu kadarı da olmaz

Çukurova Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Tıp Tarihi ve Etik Anabilim Dalında “Fiziksel Şiddete Uğramış Kadınlar ve Tıptan Beklentileri” konulu Neşe Kayrın’a ait yaptığı doktora tezi araştırması kapsamında, Adana, Mersin, Samsun, Dîlok (Gaziantep), Ankara, Eskişehir, İzmir ve İstanbul’daki sığınma evlerinde şiddet mağduru 51 kadınla görüşüldü. “Bu kadarı da olmaz” dedirten 3 öykü şöyle:
“Yaşarsan kocanın, ölürsen toprağın”... Bu cümle, Adana’da eşinden şiddet gören C.B’nin (26) ağabeyine ait. Genç kadın, 15 yaşında aile baskısıyla amcasının oğluyla evlendirilmiş. C.B, gördüğü şiddet yüzünden ilk bebeğini düşük sonucu yitirmiş. Ev dışına çıkması yasaklanan, doktora gitmesi de engellenen kadının, eşinden gördüğü fiziksel şiddet zaman içinde giderek daha sık ve daha ağır hale gelmiş. Ağabeyine anlatan genç kadın, ‘Kırık yok, dikiş yok bu nasıl dayak’ diyerek, eşinin uyguladığı şiddete inanmak istememiş. Kayınbabasından da dayak yemeye başlamış. Boşanmayı istemesi üzerine ise eşi, ‘Sen kötü yola düştün, her şeyi hak ettin’ diyerek bıçak çekip, ‘Kendini öldür, ben öldürürsem hapse girerim’ diye saldırmış.

‘Ölmek istedim’
Hamileyken de dayak yediğini anlatan 22 yaşındaki K.M ise, “Eşim, yoruluncaya kadar dövüyordu. Yedi aylık hamileyken ölmek istedim, ilaç içtim doktora götürdüler ama açık açık konuşamadım” diye konuştu.

Bir başka öykü de, eğitimli ve çalışan kadın R.M’nin. O da eşinden şiddet görmekten yakınıyor. Eşinin kıskançlık baskısı yüzünden işinden bile ayrılmak zorunda kalan genç kadın, buna karşın evliliğini kurtaramayıp şiddet görmeye devam ettiğini anlatıyor.

ADANA