
Avrupa kışında, nadir rastlanan bir sabah vakti. Ufkun gerisinde zerikleşen kış güneşinin ilk ışıltıları sağılıyor şehrin üstüne. Sanırsınız, bahar ağzı. Ama Kürdistan güneşi keskin değil. Cılız huzmeler, göğün yükseklerinde gezinen serseri bulutlarında sarı, al, mor mavi kırılmalarla şavklanıyor.
Ama ışığın dansı kısa sürüyor. Bulutlar birleşip önünü kesiyor, güneşin. Ortalık grileşiyor.
Havada, sanki ölüm kokusu. Kürt, ölüme uzanan sessiz bir "hewar" çığlığıyla, evrenin vicdanına seslenerek, adalet arıyor. Açlık grevindeki hayatların bazıları, çoktandır ölüm eşiğinde...
Kürdistan’ın sevgilisi Leyla Güven, bu sabah, açlığın 92’inci günündeydi. Hewlêr’de açlığa duran Nasır Yağız 79, Strasbourg’ta, Yüksel Koç ve arkadaşları da açlığın 53’üncü günündeydi.
Havada ölüm kokusu, ama evrenin vicdanı bir cendek. Sessiz ve kıpırtısız.
Öte yandan gün, kalabalıkları öbür dünyada cennete götürme yalanı ve ırkçılıkla ruhları afyonlayan kalpazanların günüdür, çağımız. Kitleleri, küçük birer yiyecek poşetiyle kandırma günü...
Yeni Faşizm modelinin özüdür, bu.
Yeni diyorum, ama aslında mucidi Arap Faşizmi, BAAS’çılıktır. Sonra gelişti. İklim ve yere göre biçim aldı.
Aslında bu, ırkçılık ve alt kesimlere dağıtılan küçük rüşvetle afyonlanmış kalabalıkların sırtında, Sultanları da aratan, görgüsüz Sultani diktatörlüktür. Adı da, "millete hizmet."
Ancak, bu hayatı sür-git etmek için, eski Roma arenalarında aslanların önüne atılan köleler gibi harcanacak kesimlerin, düşmanların olması gerekiyor. Eski Roma’da, insan kanı ile stres atan vahşi kalabalıklar, arenalarda aslanların önüne atılan insanların çığlıklarını alkışlayarak coşuyorlardı.
BAAS’çıların dünyasında, parçalanması gereken ezeli düşman İsrail’di. Bir türlü parçalayamıyor, ama düşmanlığı yaşatmak da, kitle ruhunu afyonlamaya yetiyordu.
Saddam Hüseyin, midesine uygun düşman bulamayınca, Kuveyt’e saldırmış, bu da sonu olmuştu.
Türk-İslam Faşizmi ve Venezuelalı Maduro da, bu yeni faşizmin uzatılarıdır. İkisi de, geri bırakılmış beyin ve ruhlara ırkçılığı şırınga ediyor, ek olarak, en alt kesimleri birer poşet nohut, makarna, pirinç ile uyuşturarak, tepelerinde baba imajı ile beliriyor, gerisinde görgüsüz Saraylı hayatı yaşanıyordu.
Halka harcanmak üzere toplanan vergilerin, Sarayda yeni tatların keşfine, son sistem uçaklar, otomobillerin alınımına harcanması, Belediye hizmetlerine gitmesi gereken paralarını da damada ve oğula bağışlanması, "millete hizmet" olarak sunuluyordu, poşetle afyonlanmış kafalara.
Türk Faşizmi, dini önde tutarak ilerledi. Ama hırsızlıklar, dolandırıcılık ve kalpazanlıklarla albenisi baş aşağı olunca ırkçılığa sarıldılar. Kürtler, arenalarda aslanın ağzına atılacak esir oldu. Kürt kırımı, "Türkün geleceği" (beka) için, kaçınılmaz gereklilik kabul edildi.
Türk tipi BAAS’çılıktır, bu. Arabistan’da BAAS’çılık ölürken hortladı. Ama hortlak, daha ne kadar ve nereye o bilinmiyor...
IŞİD’le aynileşmektir, bu. IŞİD de, yer edinmek için bütün düşmanların ölümünü istiyor. İnsan kesen kasaplar, intihar bombacıları bu ruhla yetiştiriliyorlar.
Recep Erdoğan, Kürtlerin sonunu getirip mal ile mülkünü, bu çağda seçim vaadi olarak sununabiliyor, kalabalıklara. Kitlesini, bu vaadlerle şartlandırıyor. Bu ruhu emzirip elde tutmak için, kesintisiz, Ortadoğu’nun efsanelerden fırlak zapt edilmez gücü gösterisine çıkıyor. "Bir gece ansızın repliği ile "Kırk Haramiler"in zuhuru olarak görünmeye çalışıyor. Baş edilemez gaspçı, yurt hırsızı profilini çiziyordu, yani.
"Haramibaşı" edalı olarak, bir kaç hafta içinde Suriye Kürdistanı’nın, kendisine teslim edilmemesi halinde baskına çıkacağını, Amerika’yı tehditle birlikte dünyaya ilan ediyor.
Sanki Suriye ülkesini sahipsiz, kendini de dünyanın efendisi...
Oysa daha bir kaç gün önce, Kürt kırımına hazırlandığında Amerikan Başkanınından "mahvederim" cevabını almış, mabadı üstüne oturmuştu.
Yeni hamlesi için ise ABD Genelkurmay Başkanının cevabı hazırdı:
"Kürtleri korumak Suriye planımızın bir parçasıdır!.."
Bakalım Recep Erdoğan, bir kaç hafta içinde, Amerika‘dan hibe (bağış), bir kısmını alarak, bir kısmı da NATO’ya ait olan silahlarla, "hadi gel" diye meydan okuyan Amerika‘ya saldıracak mı?
Boş yere beklemeyin. Blöfçülük ve şantaj da bir yaşama biçimidir. Bunlar, karşılık görünce, derhal kuyruklarını kısar, iki büklüm olur ve "elini ver öpim abi" derler...
Lümpenin yaşama biçimidir, bu tür el öpmeler...