Halkın vergileriyle kiralanıp havuzlanmış dalkavuklar, onun günahı, vebaline girdiler. Aldıkları ücreti hak etmek, üstüne de zam kondurma hırsıyla, kulağına eğilip “sen dünyanın en büyüğüsün" övgüsü üfleyerek, olan aklını da başından aldılar, alemin delisi olarak meydana saldılar.
Fukara, zaten görgüsüzdü. Boş kafasına, vicdandan yoksun ruhuna ırkçılık şırınga ederek onu, kafayı Kürtlere takmış dünya delisi haline getirdiler.
Kürt nefreti, olan aklını da başından almıştı. Kürtleri yer yüzünden silmek için, deli deli sağa, sola seğirtiyor, soylarını kurutma hırsıyla vuruşlar yapıyor. Delilik alameti olan yaltak, yalama sırıtışlarla suç ortakları arıyor, cellatlara rüşvet dağıtıyordu.
Türk tipi emperyalizmdi, bu.
Türk Faşizmi, kitle tabanını, emperyalist açılımın zaferiyle, ele geçirilecek toprakların zengin ganimetlerini vadederek oyalıyor, ardından sürüklüyordu. Hitler, Mussolini, Salazar, Franco bu yolları takip etmiş, Arjantinli Videla, Şilili Pinochet, Iraklı Saddam izde yürümüştü. İçerde insan kıymış, dışarıda ganimet toprakları peşinde koşmuşlardı.
Türk Faşizmi, onun için bayrak diyor, ezan naraları atıyor, düşman kanıyla ilkel ruhları suluyor, bol miktarda şehit unvanı dağıtıyorlardı.
Cumhurbaşkanı, “uyusun da büyüsün ninni" tertibinden, Saddam’ı taklitle ev ziyaretleri yapıyor, Saddam’ın yapmadığıyla Kuran’dan sureler okuyor gibi yapıyor, televizyonlar da yayımlıyordu.
Ve şehit kutsama törenleri, ama kimse, “komşu ülkede adam öldürmede işimiz ne?“ diye sormuyordu. Şehit goygoyculuğuyla ölüm kutsanıyordu.
Faşizm, emperyalist hamlelerle ganimet vadettiği için, kimsecik El Bab’dan gelen ölü dolu torbalara isyan etmiyordu.
El Baba’la ne alaka diyeceksiniz, ama oradan gelen ölüler bayrak, ezan, tek millet naralarıyla örtülüyor, yalnız göz değil, beyinler de bağlanıyordu.
Öte yandan, tutuklamalar, tasfiyelerle çökmüş ordudan umut kesilmiş olmalı ki, başkasının “yordamı" ile gerdeğe girmeye çalışıyorlardı.
NATO’nun ardından geleceğine güvenerek, Rusya’ya saldırıyor, kimsenin tınmadığını görünce, “ey Amerika, ey Avrupa" diye haykırıyor, hemen ardından Rusya’nın eteklerine yapışıp özür diliyorlar, Amerika’yı ülkesinde darbe yapmakla suçluyorlardı.
Rusya, bekledikleri zaferi paketleyip kucaklarına verir umuduyla, İslamcı terör çetelerini Halep’ten çekiyor, karşılığında Kuzey Suriye’ye giriş iznini koparıyor, ama orada bataklığa saklanıyor, çıkış için bu kez Amerika’dan yardım dileniyorlardı.
Türk tipi emperyalizm, sefalet boyutu bu kadarla da kalmıyor, Suriye’den çıkış için ordusunu onun, bunun askeri (Mehmetçiği) olma pazarlığına oturuyorlardı.
Amerika’ya, “Kürtlerle ittifakını kes, sana Mehmetçik olayım" diye yalvarınca, Başkan Trump, Merkezi Haber Alma örgütü (CIA) Başkanı Mike Pompeo’yu konuyu görüşmek üzere Ankara’ya gönderiyordu.
Rusya ve İran’a sığınma boşa çıkmıştı.
Dün, haber ajansları Güneyden El Bab’a ilerleyen Suriye ordusuyla çatışmayı haber veriyordu. Haber siteleri, Türk müttefiği İslamcı teröristlerin listesini yayımlıyordu.
Öte yandan, Rus uçakları “kazara" Türk Tank birliğini bombalıyordu.
El Bab Fatihi sloganıyla yola çıkan Türk ordusu kumulda sıkışmış kalmıştı.
Türk tipi emperyalizm, yeni türdü. Yardım dilenmek, güç ve destek almak için dansöz kıvraklığıyla ona, buna yanaşma, çetelerle bütünleşmekti, Türk tipi emperyalizm ve emperyalist hamleler…
Ama Suriye çöllerinde sıkışmış kalmıştı. Erdoğan’ın bayrağım da ha bayrağım naralarıyla bayrağı insan kanına daldırması, ona istenilen zafer getirmiyordu.