Türkiye’de her şey hükümet eliyle yapılıyor. Yani devlet öl dese ölecek, kal dese kalacak ve faşist ol dese gözünü kırpmadan komşusunu öldürecek bir sürü toplumu yaratılıyor. Tabi ki bu AKP Hükümetinin 11 yıllık iktidarda olduğu dönemde geliştirmiş olduğu politikaların sonucu. Özellikle bunda medya başrol oyunculuğu yapıyor. Yani hükümet izin vermeyene kadar günlük haber bile geçemeyen iradesiz bir medya sektörü yaratıldı. Çalışma sınırları yasalarla değil hükümetin hassasiyetlerine göre ayarlanır oldu memlekette. Hal böyle olunca tüm medya hep bir ağızdan küçük Erdoğanlar oluverdi. Artık tüm tv kanallarında Erdoğancıklar görmekten gına geldi. İşin komik yani Erdoğan ne söylese tüm kanallar, köşe yazarları ve aydın olduklarını zannedenler hep bir ağızdan sanki biri düğmelerine basmış gibi konuşmaya ve duyduklarını tekrarlamaya başlarlar. Bir de bunların izahını yaparak uygun kılıf bulurlar.

Malum biliyorsunuz bu aralar seçimler yaklaştı, Ortadoğu karıştı ve ABD’nin bu topraklarda yeni projeleri söz konusu. Tabi bu dönemde AKP Hükümeti yeni hesaplar peşine düştü. Bundandır yine terörü bitireceğiz, silahı bıraktıracağız, onları başka ülkelere göndereceğiz tarzında zırvaları yineliyor. Zaten dağdaki 10 bin gerilla da indirmiş silahı önüne Tayyip abi gelse de bu silahı bizden alsa diye bekliyor. Ayrıca memleketlerinde çok sıkılmışlardı da bir hava almak için dağa çıkmışlardı hani bu vesileyle birilerinin onları yurtdışına çıkarmasını bekliyorlardı. ..
Türkiye’de atmosfer tam olarak bu. Bir kesim öyle bir hava yaratmaya çalışıyor ki, sanırsınız ki her yer güllük gülistanlık. Biri de çıkıp sormuyor tamam çözümden bahsediyorsun da bu F-16’lar nereye gidiyor? Yolcuları Norveç’e mi götürecek? Bu askeri operasyonlarda arkadaşları karşılamaya gidiyor her halde? Siyasi operasyonlarda Kürt siyasetçilerinin çok yorulduğu ve biraz istirahat etmeleri için AKP’nin bir jestti olsa gerek. Ne de olsa cezaevleri çok konforlu, bundan iyisi Şam’da kayısı. Hem Kürtler daha ne istesinler ki AKP Hükümeti koskoca anadilde savunma hakkını tanıdı artık dilimiz bilinmeyen bir dil statüsünden çıktı! Biliniyor bilinmesine de savunmasını yapan artık tercümanın parasını öder. Yani hükümet çok zeki en doğal hakkımızdan bile faydalanmayı devlete katkı sağlamayı beceriyor helal olsun ne diyelim. Bu yasayla Kürt sorunu falan kalmadı artık parayı veren düdüğü çalar. Paran yoksa kendini savunmanın da bir alemi yok zaten. ..
Tam da çözüm denilen yerde bir de baktık meclis kürsüsünden yıllarca dinlediğimiz bir nağmenin melodileri yükseliyor, daha doğrusu kulakları tırmalıyor.  CHP’li vekil Birgül Ayman Güler ‘Türk ulusuyla Kürt milletini eş değerde tutamazsınız’ gibisinden ve içinde anlatım bozukluğu barındıran bir cümle sarf etti. Doğru, konuşma dilinde anlatım bozukluğu aranmaz ama insan kendini tutamıyor, bu kadar da cahil olunmaz ki canım. Ulus ve millet kelimelerinin anlamını bilmiyorsa insan 70 milyonun karşısında konuşmadan önce bir sözlüğe bakar bu kadar da kendini rezil etmesinin alemi ne anlamış değilim. Zaten zatı- alileri gibi biriyle aynı kefede değerlendirilmek bizim için bir hakarettir. Bizim Türk yoldaşlarımızın ve dostlarımızın da o kişiyle aynı kefede değerlendirilmesi insanlığa büyük bir hakarettir. Yani hanımefendi kimseyle aynı kefede değerlendirilmeyecektir ilgililerin ona iletmesi rica olunur. Mutasyon geçirmiş bir vaka olarak türünün son örneği olan bu hanımefendi gönül rahatlığıyla başını yastığa koyabilir.