Egemenlerin nasıl karga gibi halkların üstüne çullandığını yansıtan “Bitti Bitti Bitmedi” kitabı vesilesiyle Vedat Türkali’nin kapısını çaldık. Diyarbakır zındanında Kürtlere yaşatılanlar, 16 yaşındaki Erdal Eren’in idamı, devletin film yapılmasın diye Franz Werfel’in “Musa Dağ’da Kırk Gün” kitabını Ermeni Cemaati Meclisi’ni sıkıştırıp Pangaltı’da yaktırması, Kilikya’da akan kanın Seyhan’ı kızıla boyaması, Topal Osmanların Pontus Rumlarını vapur kazanlarında yakması, Enver, Talat, Cemal ve Sait Halim Paşaların Ermeni soykırımı planları, hem Ermeni soykırımı hem Dersîm soykırımının acısını yaşayan “Dede”nin ailesi, Kürt hareketine karşı artan operasyonlar döneminde Harput ve Dersîm’e yolculuğu vardı kitapta. Vedat Türkali ile yıllardır bu yazgı gibi dayatılan sistemi değiştirmeye çalışan bu topraklardaki mücadelenin güncel boyutları üzerine sohbet ettik. Kobane’yi de SYRİZA’yı da, HDP’yi de, çözüm sürecini de sordum. 95 yaşındaki Vedat Türkali’nin belleği oldukça kuvvetli. Günceli takip ediyor. Gözlüksüz olarak yazıları rahatlıkla okuyor. Kürtlerin, kendisini takip edip etmediklerini sordu. “Kürtler sizi ilgiyle takip ediyor” dedim. Masasının arkasındaki küçük kitaplığın üstünde “Her Dilde Özgür Sinema” flaması ve Küba bayrağı bulunuyor. İşte bugüne akan tarih sularında Vedat Türkali’nin gördükleri...


“Bitti Bitti Bitmedi” romanınız Diyarbakır zındanında yaşananlarla başlıyor. Orada bir tutsak “Ata Kemallerin yerini Paşa Türkler aldı” diyor. Bugünkü durum ne?

Nerde oldukları belli değil. Belki ajan-provokatörler. Bugün kah karşı taraftalar. Kah ordunun içindeler. 


Kitabınızda Paramazlar’ın idamı da var. Şimdi Kobanê direnişinde YPG içinde savaşanlar Paramaz adını alıyor. Suphi Nejat Ağırnaslı, Paramaz Kızılbaş adını aldı. 

Niyazi Ağırnaslı vardı. Ağırnas Ermeni köyüdür. Yine bizim bu övündüğümüz Sinan (Mimar Sinan) Ermenidir aslında. Ve Kayseri Ağırnas’ta doğmuştur. Bir delikanlı da Paramaz adını aldı. Paramaz bir grup içinde idam edildi. Vaktiyle ona İttihatçılar zamanında iftira attılar. Güya bunlar teşkilat kurmuşlar ve bu teşkilat Enver Paşa’yı, Sait Halim Paşa’yı ve Talat Paşa’yı öldürecek. Bunları topladılar. Bunlar Ermenilerin sol kesimi. Ermenilerde iki grup vardı. Birisi Taşnaklar birisi Hınçaklar. Onlar Hınçaklardandı. Ve giderken “biz Hınçak Ermenistanı için ölüyoruz’ dedi. ‘Ne mutlu’ diye gitti. Yiğit biçimde. İşte bu delikanlı da duyduğuma göre Kobane’de mücadele ediyor. Çok genç yaşta ölüyor. 


Seçim dönemi... Yunanistan’da SYRİZA kazandı. HDP Lideri Selahattin Demirtaş da, sol hareketlere çağrı yapıyor ve Türkiye’de SYRİZA benzeri bir rüzgar yakalayabileceklerini söylüyor. Siz nasıl görüyorsunuz? 

Aklımdayken şunu söyleyeyim. İttihatçılara en ağır laflar ediliyor. Bugün Türkiye’de devrimci kılıkta ortaya çıkıp da devrime en büyük kötülüğü edenlerden biri Doğu Perinçek’tir. Ve bu herif bugün Ermenilere karşı ne yaptı? Ermenilere karşı dava açtı. Ajan-provokatör şimdi Ermeni katliamının 100. yılında Avrupa’ya bunu dayattı.  Ben bu adama Topal Talat Paşa diyorum. Partisinin adı da İşçi Partisi. Böyle İşçi Partisi olur mu ya. Allah belasını versin böyle İşçi Partisi’nin. Rezil herif. İşçi Partisi’ymiş. 

HDP... Demirtaş’a büyük sevgi duyuyorum. Ve tuttuğu yol doğru bir yol. Bu yoldan kattiyen vazgeçmemesi lazım. ‘70 milletvekili çıkarırız’ diyor. Öteki partileri de çağırması lazım. ‘Ülkeyi kurtarmak istiyorsanız önce bu kanlı dönemi bitirin. Bize destek verin, biz oraya artık engelsiz gidebiliriz’ diye. Ve ‘illa barajı kaldırın’ demiyoruz onlara. Barajları kalsın. Biz o barajları geçtik. Yüzde 10’a yakınken geçtik. Eğer biraz daha gayret gösterirsek ve bütün demokrasi taraftarı insanlar destek verse biz bu rejimi değiştirebiliriz. İnşallah, eğer olursa, emin olun Türkiye’nin kurtulduğuna azıcık sevinmek gerekiyor. Erdoğan’a söyleyeceğimi ise vaktiyle söylemiştim. 


AKP hükümeti çözüm sürecini aksatıyor. Ağırdan alıyor. Siz süreçle ilgili ne demek istersiniz?

Süreç... Bir tabirdir. Belli bir olayın olması için kullanılan bir kelimedir. Çözüm süreci, çözüm süreci... Dava önemli, süreç değil. Çözümün kendisi önemli. Çözümü yapmamak için ‘çözüm süreci şöyle oldu, çözüm süreci buraya gitti’ diyorlar. Ben bunu kabul etmediğimi söylemiştim. Gene öyle düşünüyorum. Yani süreçliği kalmadı. Bu halk yüzyüze yaşadı. Hayatlarıyla ödediler. Biliyorlar. Doğrudan doğruya çözüm var. Bu yapılabilir. Ama hükümet belli ki bahane olarak ona atıyor. ‘Süreç şöyle süreç şu hale geldi. Süreci bu hale getirdik’ diyor. Süreci bu çıkmaz duruma sokan sizsiniz zaten. Olay bu.


Öcalan serbest bırakılmadan çözüm gelir mi? Örneğin cumhurbaşkanı Erdoğan, buna mesafeli. 

Çözüm isteyen bir adam Öcalan’ı niye orada tutuyor? Pazarlık yapacak aklı sıra. Öcalan açık açık söylüyor. ‘Türkiye’de kimler varsa hepsine özgürlük istiyoruz. Haklar istiyoruz. Bu hakları verin’ diyor. İşte çözüm budur. Bunu vermemek için ‘Süreç bu hale geldi, süreç şu hale geldi’ diyorlar. Boş laflar. Laf tüketiyorlar. Öcalan’ı tutmak şantajdır. En doğrusu Öcalan’ı bırakmak. İlla gizliden kontrol edecekler. Dağa hangi haber gidiyor, ne haberler geliyor. İlla onları kontrol etmek istiyorlar. İşin en doğru tarafı Öcalan’ı evine bırakmak. 


Öcalan Kasım 2014’te size mesaj göndermişti. Sizi özlediğini, üretiminize hayranlık beslediğini söyledi. Sizden bir mesaj gitti mi?

Karımın ölümü dolayısıyla da “başın sağolsun” dedi. Sevgilerini iletti. Teşekkür ederim tabi bunlara. Zaten ben de ona karşı saygısız hiçbir şey yapmam. Yapmıyorum da zaten görüyorsunuz. Ama bu o beni sevsin diye değil, doğru olan bu. Yani Türkiye’de ben doğru çizgiyi tutturmaya çalışıyorum. Onun içerisinde Öcalan’ın tuttuğu yolu desteklemek de var. 

Banu Güven çağırdı konuşmak için. (2011’de NTV’deki canlı yayını kastediyor) Ben de, ‘Bak ağzımı açarsam ölçü mölçü dinlemem’ dedim. ‘İstediğinizi konuşun’ dedi. ‘Tamam’ dedim. O zaman sayın demek yasak. Sayın deyince ceza alıyorlar. Orada şunu söyledim: “Dedim peki buraya gelen bir sürü adam var, hepsi sayın ifadesini kullanıyorlar. Polis müdürleri, generaller vs. Bütün bunlar herhalde sayın olduğuna inanıyorlar ki diyorlar. Bu yasak kime? Ben bu yasağı kabul etmiyorum” dedim. Oradan bir mesaj yolladı. “Sevgiler, başarılar” diye. Bunları biliyorsunuz. Ertesi gün de Banu Güven’i hooop oradan aldılar, dışarı attılar. 


Portre

Samsun’da 1919’da doğdu. Aslı adı Abdülkadir Pirhasan. İstanbul Üniversitesi Türkoloji Bölümü mezunu. Askeri liselerde edebiyat öğretmenliği yaptı. Komünist mücadele içinde yer almasını devlet hazmedemedi ve 1951’de tutuklandı.7 yıl hapis yattıktan sonra koşullu olarak serbest bırakıldı. Bu dönemlerde İstanbul şiiri dilden dile yankılanıyordu. 1950’li yılların sonunda sinemayla içli dışlı oldu. Birkaç film yönetti. Senaryolarına Vedat Türkali imzasını attı. Tiyatro oyunları kaleme aldı, oyunları sahnelendi. “Bu Ölü Kalkacak” oyunu İstanbul’da sergilenirken yasaklandı. Siyasi çalışmaları sürdürdü, Aydınlar Dilekçesi, Barış derneği davasından yargılandı. 1970’li yıllarda ise roman yazmaya başladı. 1974’te Bir Gün Tek Başına romanı yayınlandı. 1983’te Mavi Karanlık ardından Yeşilçam dedikleri Türkiye romanları izledi. 1990’da Tek Kişilik Ölüm yayınlandı. II. Dünya Savaşı ve TKP tarihini içeren Güven romanı büyük yankı uyandırdı. Kürt sorunuyla ilgili yazılarını “Özgürlük İçin Kürt Yazıları” adlı iki kitapta topladı. Komünist adıyla anı kitabını da çıkardıktan sonra 2004’te Kayıp Romanlar, 2009’da Yalancı Tanıklar kahvesi romanı çıktı. 

1 Mayıs 2014-1 Mayıs 2015 Vedat Türkali yılı ilan edildi. Son romanı “Bitti Bitti Bitmedi” oldu. Bu kitabını işkence kendisinin de dahil olduğu arkadaşlarını ele vermeyen Dr. Haig Açıkgöz’e adadı.


M. ALİ ÇELEBİ