Halihazırdaki cumhurunbaşkanı, yürütme organının tüm yetkilerini ve karar mekanizmalarını fiili olarak elinde toplamış bulunan muktedir, şimdi bunlara ek olarak yeni bir talepte bulunmakta. Devlet formunu anonim şirket olarak örgütlemiş bir yapı ve bu şirketin yönetim kurulu başkanlığını icra edecek meşruiyetini halk tarafından seçilmiş olmaktan alan bir anayasal başkanlık. Yani devlet anonim şirkete dönüşmeli ve tabii ki kendisi de bu şirketin yönetim kurulu başkanı olmalı.  

Marx, tarih boyunca bazı ekonomik olmayan olguların, ekonomik temelin ihtiyaçlarını gidermek için var olduğunu öne sürer. Ekonomik güçler temeli oluşturarak, kendisinden beslenen belirli politik olguların, yani üstyapının, doğuşuna ve hakimiyetine neden olur. Üstyapının görevi, hakim olan temeli kalıcı kılmaktır. Ekonomik güçler, daha etkili ve sağlam olmak için meşru olarak algılanmaya ihtiyaç duyarlar, bunun için de yasal haklar tarafından korunmaları gerekebilir. Marx ve Engels’e göre, devlet, ekonomik determinasyon disiplininden ortaya çıkarak, sınıfların oluşturduğu üretim ilişkilerini yansıtır. Ordusu, hukuki sistemi, polisi ve diğer fiziki ve manevi baskı organlarıyla koruyup kolladığı ekonomik düzenin gardiyanıdır. Böylece, üretim araçlarının sahibi sınıf, devlet aygıtını toplumdaki üstün konumunu korumak için bir araç olarak kullanacaktır.

Yani aslında çok açık bir şekilde devlet dediğimiz yapı dönemsel özelliklere bağlı olarak farklı özellikler arz etse de temel olarak bir ekonomik üstyapı kurumu olarak kendini var etmiştir. Peki devlet böyle iken ve cumhurun başkanı bu devleti yönetme erkini elinde tutmakta iken durup dururken neden devletin anonim şirket gibi yönetilmesinden bahsetmiştir?  Cumhurbaşkanının içinden geldiği muhafazakar İslami kültürel yapı birtakım ahlaki normlar, toplumsal kaide ve düzenleyici moral değerler düzleminde var olmuş bir yapıdır. Kapitalizmin ulaştığı neoliberal aşama ise bütünüyle ahlak dışı olan, araçları ve amaçları itibariyle bütün ahlaki normları reddeden,  toplumsal moral değerleri yok sayan bir aşamadır. Dolayısıyla moral değerler ve ahlaki normlarla kendini şekillendirmiş yönetim erkini elinde tutan bir toplumsal kültürel yapının bu özelliklerini koruyarak neoliberal piyasa koşullarında devlet denen şirketi rantabl kılması mümkün değildir. 

O halde burada cumhurun reisi olan muktedirin dile getirdiği şey devletin yapısının değişmesi değil, devleti yönetmekte olan muhafazakar yapının kendini bu şirketi rantabl kılacak şekilde değiştirmesini istemektir. Yani kısacası mevcut haliyle bile bir zulüm ve sömürü düzenine dönüşmüş muhafazakar ideolojinin, kendisini frenleyen ahlaki norm ve moral değerlerden kendini özgürleştirmesini ve neoliberal kapitalist piyasa ihtiyaçlarına göre kendini yeniden yapılandırmasını talep etmektedir. Bu talep, önümüzdeki dönemde oluşacak hükümet erkinin, ülke kaynaklarını azgınca talanının, emeğin korkunç sömürüsünün, demokratik yaşamın, insan hak ve özgürlüklerinin yerle bir edileceğinin beyanıdır aslında. 

Yani eğer güçlü bir şekilde hükümet etme erkini eline geçirirse yönetim kurulu başkanının Recep Tayip Erdoğan olduğu yönetim kurulunun bakanlar kurulu olduğu, şirket hissedarlarının uluslar arası sermayeden tutalım millet vekillerine kadar uzanan bir mutlu azınlığın olduğu azgın neoliberal bir dönem bekliyor Türkiye’yi. Tabi Ermenisi, Süryanisi, Kürdü, Türkü, Hıristiyanı, Müslümanı, Alevisi Êzîdîsiyle biz halklara düşen şey de bu neoliberal düzenin ücretli köleleri olmak! Bu seçim aslında asıl itibarıyla böyle bir düzeni tercih edip etmemenin de seçimi olacak.