İHD’ye göre 7-12 Ekim tarihleri arasında yaşanan eylemlere yönelik gelişen saldırıların altı günlük bilançosu: 37 ilde 1419 olay, 46 ölü, 415 yaralı.
Kobanê’yi sahiplenme eylemlerine yönelik gelişen saldırılarda yaşamlarını yitirenler polis, asker ve korucularca katledildiler. Devlet destekli ırkçı ve dinci grupların da katlettiği çok sayıda kişi var.
İHD, Kobanê ile dayanışma eylemleri sırasında yaşanan yaralanmaların da çok büyük bir kısmının polis ve jandarmanın aşırı güç kullanımı, biber gazı ve kapsüllerinden, tazyikli sudan kaynaklandığını kaydediyor. Bununla birlikte paramiliter grupların saldırıları sonucu da yaralanmalar yaşandığına dikkat çekiyor.  
İnsan yaşamı bilançolarla ifade edilemez. Önemli olan bu sonuçlar için kimlerden, nasıl hesap sorulduğudur.
AKP Hükümeti ortaya çıkan bu tablonun sorumlusu olarak HDP’yi ve KCK yetkililerini suçladı. 
Yani AKP polisinin, korucusunun, askerinin hiçbir suçu yoktu, deniliyor. En iyi savunma saldırıdır ilkesini uygulayan hükümet; HDP ve KCK yetkilerini suçladıktan sonra bu kez Kürt, devrimci, demokrat avına çıktı.
Günlerdir süren gözaltı furyası, tam bir intikam halini almış durumda. Yüzlerce kişi gözaltına alındı, onlarcası tutuklandı. Katledilen, gözaltına alınan, tutuklananlar yine Kürtler ve demokrat kesimler. Daha şimdiye kadar herhangi bir polis hakkında işlem yapılmış değil.
Tabii yapılanlar bununla sınırlı değil. AKP Hükümeti 'kamu güvenliği’ni çok önemsediği için yeni bir yargı paketi hazırladı. Bu paket geçen akşam TBMM Adalet Alt Komisyonu’ndan geçti ve Meclis'te görüşülecek.
Burada dikkat çekmek istediğim husus 'kamu’ derken kimden bahsedildiğidir. Kürtler ve demokratik kesimler 'kamu’nun neresinde yer alıyor? Kamudan kasıt sadece AKP zihniyetini taşıyanlar mıdır? Temel hak ve özgürlükler konusunda sokaklara çıkarak sesini duyurmak isteyenler 'kamu’ kapsamına giriyor mu?
'Güvenlik paketi’ kimin, hangi 'kamu’nun güvenliğini alacak?
Polisin yetkilerini sınırsız artırmayı amaçlayan paketin devlet şiddetini ve faili meçhul cinayetleri meşrulaştırdığı kesin. 
Türkiye’nin devlet zihniyetine denk düşün bu paket gün geçtikçe; Türkiye’de kamu algısının oldukça daraldığını, toplumu kapsamak yerine iktidarları ve devlet mekanizmasını kapsadığını daha net göstermektedir.
"Güvenlik Paketi”ni Birgün Gazetesine yorumlayan İstanbul Barosu Eski Başkanı Turgut Kazan, bunun bir 'çek-vur' yasası olduğunu ifade ediyor.
Kelimenin tam anlamı ile yasa böyle bir sonuç doğuracak. Yani geçmişte olduğu gibi 'çek-vur' yasası uygulanacak.
Geçmiş diyorum; çünkü Kürdistan'da bu yasa her zaman yürürlükteydi. Şimdi ise Türkiye geneli için hazırlanıyor.
Bütün muhalif  kesimler, hükümetin hedefinde olduğu için artık sadece Kürdistan'da uygulanması da yeterli değil. Yani Türkiye, Kürdistanlaşıyor.
Türkiye'de temel hak ve özgürlükler için sokaklara çıkan, polis gazından korunmak için yüzünü saran herkes potansiyel olarak Kürt'tür, teröristtir.
Hükümet yetkililerinin her gün 'çözüm süreci bizden sorulur' söylemlerinin bu tabloda yerinin ne kadar olduğunu da sizlerin takdirine bırakıyor.
Barış süreçleri, büyümesi zor, kırılgan süreçlerdir. Ve bu konuda emek vermiş, bedel vermiş kesimler her zaman hassasiyet gösterir. Kırılganlığını giderecek adımlar atar, sözü, eylemi bütünlüklü olur. Bunun için bile birçok şeyi göze alır. Çok bedel verdiği için de her şeyden sakınır, her şeye rağmen geliştirmeye çalışır.
AKP Hükümetinin söz ve eyleminden ben bunu anlamıyorum.
Ya siz?