
Paris’te çok sayıda sivil toplum örgütünün katıldığı konferansta konuşmacılar, Türkiye’de baskıların hadsafhaya ulaştığını, ülkenin adeta bir cezaevine dönüştüğünü belirterek, başta Fransa olmak üzere Avrupa’nın bu duruma sessiz kalmamasını istedi.
Paris’te Türkiyeli, Kürdistanlı, Fransız devrimci-demokrat örgüt ve sendikal oluşumların ortak çağrısıyla “Türkiye’de demokrasi tehlikede, baskılara son” çağrısıyla Çarşamba günü 18:30 - Olympe de Gouges Salonu’nda bir konferans düzenlendi.
Demokrasi ve özgürlük değerleri için hep birlikte mücadele çağrısı yapılan etkinliğe çok sayıda akademisyen, politik şahsiyet, insan hakları savunucusu, sendikacı ve kurum temsilcisi katılım sağladı.
Etkinliğe katılan Kürdistanlı, Türkiyeli ve 20’nin üzerinde Fransız sivil toplum örgütlerinin bazıları şunlar: AIDDA, L’ACORT, Uluslararası Af Örgütü Fransa Şubesi, Sol Cehpe için Hep Birlikte Hareketi, AEC-HCA France, Association Arts et Cultures des Deux Rives, ACTIT, France-Kurdistan, ASFA, Tunuslu Demokratlar Derneği, Faslılar Derneği, Magrebliler Derneği, Uluslararası Gazeteciler Federasyonu FİJ ve Fransa Ulusal Gazeteciler Sendikası SNJ-CGT, Espace Universel Derneği, İnsan Hakları Savunucuları Derneği, ATTAC France, CEDETIM, ADHK-Paris, ATİK, HDK-Paris, Fransa Demokratik Kürt Konseyi, DİDF.
Konferans, sivil toplum örgütlerinin ortak açıklamasıyla başladı.
Avrupa ve Fransa’nın politikalarını değiştirme çağrısı
Açıklamada AKP hükümetinin 2015 yılından bu yana Kürt halkına karşı sınır tanımayan kanlı bir baskı politikası uyguladığı, demokratik, sendikal, insan hakları, hukuk, barış ve basın özgürlüğü savunucularına dönük saldırı politikasının sonuçlarının giderek ağırlaştığı vurgulandı.
Ortak metinde, özellikle Fransa başta olmak üzere Avrupa’nın, Türkiye’nin bu kanlı politikasına göç sorununu düşünerek
göz yummasının kabul edilemezliği vurgulandı. Avrupa ve Fransa’nın mevcut politikasını değiştirmesi yönünde çağrı yinelendi.
Konferansın Türkiye’den konukları, yaşanan baskı politikasının sonuçlarını yaşayan kurumsal kimliklerden seçilmişti. Konuklar, insan hakları savunucusu Şebnem Korur Fincancı, kapatılan İMC televizyonu çalışanı Banu Güven, HDP Van Milletvekili Tuğba Hezer, Eğitim-Sen Kadın Birimi Sekreteri Ebru Yiğit, yine Eğitim Sen yöneticilerinden İsmail Sağdıç’tı.
Fincancı: İşkencilere işkence yapılmasına da karşıyız
Açık kürsüden katılımcılara ilk olarak Şebnem Korur Fincancı seslendi. Fincancı, Türkiye ve Kürdistan’da yükselen baskı ve tutuklama oranları, işkence ve kötü muamele başlıklarında yaptığı sunumunu grafiklerle anlattı. Fincancı sivil ölümleri, işkence oranlarındaki yükseliş, gazete, radyo, basın yayın organlarının kapatılması konusunda katılımcılar bilgi verdi.
Türkiye’de 195 bin tutuklunun bulunduğunu belirten Fincancı, dünün işkencecilerinin de 15 Temmuz’dan sonra işkenceye maruz kaldığını ifade etti.
“Dün demokrasi güçlerine onlar işkence ettiğinde nasıl karşıydıysak, bugün işkencecilere işkence edilmesine de karşıyız. Çünkü işkence ve kötü muamele insanlık suçudur” ifadelerini kullandı. Fincancı, yaşanan baskı ve öldürmelere ilişkin yayın yapan basın yayın organlarının tamamının kapatıldığına dikkat çekerek, “Bugün artık sesimizi duyurabileceğimiz basın ve yayın organlarının tamamı kapatıldı. Elimizde sadece kendi sosyal ağımızla bu baskıları duyurmak kaldı. Bu anlamda her birimize çok şey düşüyor” dedi.
Baskılara karşı duyarlılık çağrısı
Banu Güven de, Türkiye’de tek sesli medya dışında özgürlük, barış ve demokrasi değerleri çerçevesinde yayın yapan bütün basın kurumlarının karartıldığına dikkat çekti. Bunun sadece basın emekçilerinin işsiz kalması, kanalların, radyoların, gazetelerin kapatılması anlamına gelmediğini, aynı zamanda toplumun bağımsız haber alma hakkının bütünüyle elinden alınması olduğunu Güven, Avrupalı basın meslek örgütlerinin Türkiye’de basın üzerindeki baskılara karşı daha duyarlı olması yönünde çağrı yaptı.
Etkinlikte konuşan iki Eğitim Sen temsilcisi Ebru Yiğit ve İsmail Sağdıç da Türkiye’de eğitim emekçileri üzerindeki baskılara dikkat çekti. Mevcut iktidar yanlısı olmayan tüm emekçilerin baskı ve işten atma politikasıyla karşı karşıya olduğunu vurgulayan sendikacılar, sistematik saldırıların altını çizerek, enternasyonal dayanışmanın büyütülmesi gerektiğini hatırlattı.
Hezer: Tek adam siyaseti hız kazandı
HDP Van milletvekili Tuğba Hezer, “Erdoğan, Meclis’te milletvekili olup yasa yapıyor, televizyonlara çıkıp basın oluyor, cüppe giyip yargıç oluyor. Yani tek adam ve diktatör siyaseti giderek hız kazanırken, toplumun ödediği bedel büyüyor” dedi. Hezer, Kürt halkına karşı, halkın seçtiği seçilmişlere karşı tam bir soykırım siyasetinin uygulandığını ifade etti. Türk Cumhurbaşkanı R.Tayyip Erdoğan ve AKP’nin bugün ortaya koyduğu siyasetin sadece Türkiye ile sınırlı düşünülmemesi gerektiği hatta sınırötesi operasyonlara dahil olma isteğinin altında aynı soykırım zihniyetinin olduğunu vurgulayan Hezer, “Musul operasyonuna dahil olma siyaseti tamamen orada Kürtlere dönük bir katliam yapma projesinin kendisidir” ifadesini kullandı.
Dumont: Çabalarımız sürecek
İnsan Hakları Federasyonu Direktörü Antoin Madelin ve İnsan Hakları Ligi Başkanı Françoise Dumont yaptıkları konuşmalarda Türkiye’nin toplamda bir cezaevine döndüğüne dikkat çekti. Dumont, “Rakamlara bakıldığında her gün ölümler, Kürtlere dönük soykırım siyaseti, gazeteci, yazar, akademisyen, avukat, sendikacı, öğrenci yani toplumun tüm kesimlerine dönük sistematik baskı politikası giderek yükseliyor. Meslektaşlarımız sürekli tutuklanıyor. Bu durum karşısında endişeliyiz. Türkiye bir cezaevine dönüştürüldü. Bu kabul edilemez durum karşısında Türkiye’nin uluslararası hukuk normlarını yerine getirmesi için tüm çabamızı sürdüreceğiz” açıklamasında bulundu.
Benbasa: Bu politikaya karşı durmalıyız
Val-de-Marne bölgesi Senatörü Esther Benbasa da Avrupa’nın ve Fransa’nın Türkiye’nin göç şantajına karşılık yapılan katliamlar ve baskılar karşılığında göz yumduğunu ifade etti. Benbasa,”Türkiye’de yaşananları herkes gayet iyi biliyor. Darbenin sonuçlarını iyi biliyor. Kürtlere dönük baskıları, basına dönük kapatmaları. Avrupa bunlara neden göz yumuyor biliyoruz. Göçmenleri Türkiye’nin Avrupa’ya göndermemesi karşılığında buna sessiz kalıyor. Bu politikaya karşı durmalıyız” diyerek Avrupa’nın kirli siyasetine dikkat çekti.
Fransız Sol Cephe’den Avrupa Parlamentosu Milletvekili Marie-Christine Vergiat, Türkiye’de baskılara dikkat çekerek “Yargıçların çoğu denetim altındaysa, hukuk devleti ne anlama gelir” diye sordu. Vergiat ayrıca bu yıl ki AP Sakharov Ödülü’nün gazeteci Can Dündar’a verilmesini önerdi.
Fransız Komünist Partisi’nin Avrupa Parlamentosu Milletvekili Patrick Le Hyaric de Erdoğan’ın tam bir diktatör siyaseti yürüttüğü ve bunun karşısında tüm seçilmişlerin ve Avrupalı siyasetçilerin yakasına yapışmak gerektiğini hatırlattı.
İşçi sendikası CGT’nin Sekreteri Gisele Vidallet de, Türk devletinin yaptığı emek sömürüsünü dile getirdi. Vidallet, Türkiye’nin ücret konusunda Avrupa’nın en eşitsiz ülkesi olduğunu belirtti.
Uluslararası Af Örgütü’nün Fransa Şubesi Başkan Yardımcısı Cecile Coudriou da yıllardan beri Erdoğan’ın sapmalarına karşı mücadele ettiğiklerini ancak hiç bir zaman bugünkü kadar Türkiye’nin hukuk devletinden uzaklaşmadığını söyledi.
Sol Cephe için Hep Birlikte Hareketi Sözcüsü ve Paris Bölgesi Üyesi Clementine Autain de, Türkiye’de özgürlük mücadelesi yürütenlerle dayanışma halinde olduklarını dile getirdi.
Fransa’nın suç ortaklığı son bulmalı
Uluslararası Gazeteciler Federasyonu FİJ ve Fransa Ulusal Gazeteciler Sendikası SNJ-CGT adına konuşan Patrick Kamenka da Türkiye’deki gazeteci meslektaşlarıyla dayanışma mesajı verdi. Kamenka, “Başta Fransa olmak üzere işbirliği yapan Avrupa ülkelerini zan altına almanın zamanı geldi. Med Nûçe’nin kapatılmasında Fransa parmağını oynatmadığı için suç ortağıdır. Fransa ve AB’nin suç ortaklığı son bulmalı” şeklinde konuştu. Konferansta Yeni Anti Kapitalist Parti’nin Kürt halkına yönelik dayanışma mesajı da okundu.
SELMA AKKAYA / PARİS