Türkiye’nin Cumhuriyetle girip 1950’lerde bir ucundan uygulamaya başladığı demokrasi hikayesi 100 yılını geride bırakmak üzere.Cumhuriyet kurulurken temel hedef, demokrasi endişesinden çok, yüzlerce yıllık hanedan devletini tasfiye etmekti. Bunun yanında 1820’lerde II. Mahmut’la başlayan “modernleşme” ve devletin çağa uydurulması çabalarının yeniden uygulanmaya konması da aynı önemdeydi.
Gerçekten II. Mahmut büyük maceralardan sonra, çağ dışında kalmış, teknolojiyi ıskalamış ve çürümekte olan ordu (Yeniçeri) başta olmak üzere, tüm devlet mekanizmasını sil baştan Avrupa standartlarına getirmeye çok yaklaşmıştır.
Ordu, tamamen Alman Ordusu örnek alınarak yeniden düzenlenmiş, Harp Okulu, jandarma-polis teşkilatları, tıp, mühendislik gibi eğitim birimleri, ticaret ve ceza kanunları, o günden beri temel çatısı halen yürürlükte olan iller idaresi kanunu, idare mahkemeleri vb. her şey Avrupa standartlarına yakın biçimde düzenlenmiştir.
İşin aslı II. Mahmut, bugünkü modern Türkiye devletinin asıl kurucusu olup, M. Kemal dahil tüm ırkçı ve İttihatçı paşalar onun kurduğu okullarda yetişmişlerdir.
Açıkçası II. Mahmut; M. Kemal ve cumhuriyetçileri gölgelediği için ısrarla unutturulmaya çalışılmıştır.
Cumhuriyet Türkiye’si
Cumhuriyetin ilanıyla beraber süratle çağdaş Avrupa kanunları birer birer yürürlüğe konulmuş ve imkanlar ölçüsünde uygulanmaya çalışılmıştır.
Bir ülkenin demokratik bir devletle yöneltilip yönetilmediğinin birkaç temel kriteri vardır. Bunların başında yurttaşların kişilik hak ve yetkilerini belirleyen “Yurttaşlık (medeni) Kanunu”, “Ceza Mahkemeleri Usulü” başta olmak üzere ceza kanunları ve elbet anayasası gelir.
Objektif bir gözle baktığımızda (uygulama sorunları bir yana bırakılırsa) Osmanlı Devleti’yle kıyaslanamayacak çağdaş ve modern kanunlar büyük bir hızla yürürlüğe konulmuş, o günden bugüne geliştirilerek devamı sağlanmaya çalışılmıştır.
Tam olmasa bile gene de laiklik konusunda pek çok Avrupa ülkesinden geride değildir. Üstelik laiklik bilinci dincisi, ırkçısı, gericisi veya ilericisi ile toplumun ezici çoğunluğu tarafından da benimsenmiştir.
Asya ve Afrika’da Türkiye
Cumhuriyet kurulduğundan bugün gelinen aşamaya kadar her iki kıtaya yakından baktığımızda, tüm Afrika ve Asya’da İsrail devletiyle, Mandela’dan sonraki Güney Afrika Cumhuriyeti ve Güney Kore hariç, Türkiye’nin bu beğenmediğimiz demokrasisi ile kıyaslanacak başka bir ülke gösteremezsiniz.
Mesela Asya’da Rusya başta olmak üzere, Sovyet İmparatorluğu’ndan arta kalan devletler, Çin, Hindistan, İran, Pakistan, Bangladeş, Moğolistan, tüm Türki cumhuriyetler, Himalayalardaki irili ufaklı onlarca devlet, Kuzey Kore, Vietnam, Kamboçya ve bunlar gibi adını saymakla bitiremeyeceğimiz onlarca ülkenin hiçbirinde adam gibi işleyen bir demokrasi yoktur. Hepsi ya hanedan, ya başkan/diktatörler, ya da askeri yönetimlerle kendi üzerlerine kapanmış biçimde ağır zulüm ve baskıyla yönetilmektedirler.
Afrika’daysa durum daha vahim… Belirttiğimiz gibi Mandela sonrası Güney Afrika Cumhuriyeti hariç, başka bir tek örnek demokratik ülke gösteremezsiniz. Tüm Arap ve İslam ülkeleri, tüm siyahi devletler, Asya despotluklarına rahmet okutacak vahamette barbar ve zorba yönetimlerce yönetilmektedirler
İnsaflı düşündüğüz zaman, mecburiyet olmadıkça hiçbir Türkiye vatandaşı Asya ve Afrika’daki devletlerin hiçbirinde rıza ve tercihiyle yaşamak istemez.
Bütün şikayet ve kusurlarına rağmen gene de Türkiye tercih edilecektir.
Kürt patinajı
Türkiye’nin kanunlarına, kurumlarına ve devlet organizasyonuna baktığımızda Avrupa normlarından en ufak bir eksiği yoktur. Laikliğiyle, kadın ve işçi haklarıyla, sosyal güvenlik sistemiyle, medeni, ticaret, borçlar ve ceza gibi temel kanunlarıyla, mahkemeleri ve sağlık teşkilatlarıyla Avrupa’dan geri kalan hiçbir yanı yoktur.
Üstelik 50 yıldır Avrupa Birliği’ne girmek için çabalamakta, kimi zaman geri kalınsa, aksamalar yaşansa bile devletin ve toplumun büyük çoğunluğu bu sisteme dahil olmak istemektedir.
Tüm arıza Kürt sorununda
Yukarıdan beri saydığımız tüm bu güzel kanun ve sistemler bir tek nedenle aksamaktadır. Özlenen ve niyetlenen demokrasinin bir türlü rayına oturmasının asıl nedeni “Kürt sorunu”dur.
Türk devleti her ne kadar 180 yıldır modern ve demokratik bir devlet olma niyetiyle yola çıkılmış ise de, vatandaşının tamamını mutlaka “Türk” yapmak, hepsini bu suni ve yaratılmış bir ırka mensup olduğuna inandırmak uğruna bu anlamsız çabayı inatla sürdürmeye devam etmiştir.
Her ne kadar Kürtler dışındaki küçük etnik gruplarda asimilasyon konusunda epey ilerleme ve başarı sağlanmışsa da, Kürtler konusunda batağa saplanmış ve 90 yıldır patinaj yapıp durmaktadır. Bir inat uğruna 90 yıldır yüz binlerce insanın kanı dökülmüş, hapisler sürgünler yaşanmıştır.
90 yıl halkların tarihinde basit bir süre olmakla beraber, devlet yönetimi ve özellikle demokrasi bakımından oldukça uzun bir zaman kaybıdır.
Bu devlet, bütün imkanlarını Kürtleri Türkleştirmek veya aslında var olmadıklarını ispatlamak gibi anlamsız ve mantıksız bir inat uğruna harcamıştır. Keşke israf edilen her şey ekonomik ve sosyal değerler olsaydı.
Asıl dehşet yüz binlerce insanın hayatına mal olmasında.
90 yıldır sayısını devletin bile tam tutamadığı irili ufaklı isyanlarda yüz binlerce çocuk, kadın, erkek, yaşlı veya gence karşı hiçbir ahlak ve savaş kuralı gözetilmeden (zehirli gaz dahil) her türlü imha metodu uygulandı.
Kürt patinajından çıkılmalıdır
Özetle şunu belirtmek mümkün:
Yaklaşık 180 yıldır devlet organizasyonu ve temel kanunları ile demokratik bir devlet olma niyetiyle yola çıkılmış, Kürt konusu hariç, hemen her alanda Avrupa demokrasisi normları yakalanmış veya uygulamaya koymaya çalışılmış, pek çok alanda da pratiğe geçirilmiştir.
Bu ülkede ne kadar antidemokratik teşkilat, kanun ve uygulama varsa hepsinin altında dolaylı veya doğrudan Kürt sorunu yatıyor. Bunları teker teker saymaya ne gerek ne de imkan var.
Kürt Sorunu insan onuruna ve temel demokratik değerlere uygun olarak çözüldüğü andan itibaren her şey birdenbire değişecek ve çok kısa sürede demokratik ülkelerin hayranlıkla izlediği gerçekten demokratik bir ülke olacaktır.
Çünkü kendini gömdüğü Kürt Sorunu batağı ve patinajı dışında tüm altyapı hazırdır.
Önümüzdeki seçim, bir anlamda devlet ve halkın patinaja aynen devam mı edeceğini, yoksa kurtulup demokrasiyi düzlüğe mi çıkaracağını belirleyeceği bir seçim olacaktır.