- Türkiye, Ege ve Doğu Akdeniz’de ilan ettiği deniz parklarıyla uluslararası suların bazı bölümlerini belirlediği alanına dahil ediyor. Ayrıca Yunan adalarını bu alanlara alarak deniz yetki alanı iddialarını güçlendirmeyi hedefliyor.
Türkiye, Ege ve Doğu Akdeniz'de özel sembolik anlamı ve jeopolitik değeri olan adalarda iki deniz parkı ilan etti. Bu bölgeler Limni-Semadirek ile Rodos-Meis arasını kapsıyor. 16 Ağustos'ta Resmi Gazete'de yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile Fethiye-Kaş açıkları ve Kuzey Ege'de iki yeni alana "Deniz Milli Parkı" statüsü verildi. Fethiye-Kaş Deniz Milli Parkı, Muğla ile Antalya illerinin deniz alanlarını kapsayan bölgede oluşturuldu. Kuzey Ege Deniz Milli Parkı ise Çanakkale ve Gökçeada açıklarını kapsıyor.
Yunanistan, Türkiye'nin bu adımını, özellikle Güney Ege'deki deniz parkını ilan etmesine ve Deniz Mekansal Planlaması'nı hazırlamasına bir yanıt olarak değerlendiriyor. Yunan adalarının 6 deniz milinin ötesinde egemenlik hakları bulunmadığını savunan Türkiye, ayrıca kıta sahanlığının iki ülkenin ana karaları esas alınarak belirlenmesi gerektiğini öne sürüyor.
Türkiye'nin bu kapsamda iki bölgeye özel önem verdiği belirtiliyor. Bunlardan ilki Kuzeydoğu Ege. Bu bölgede deniz yetki alanlarına ilişkin anlaşmazlık 1973 yılında gündeme gelmişti. O dönemde Taşoz açıklarında petrol yataklarının bulunmasının ardından Türkiye, Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığına araştırma ruhsatları vermişti. İkinci bölge ise Doğu Akdeniz. Türkiye, 2019'dan bu yana Libya ile imzalanan deniz yetki alanları mutabakatı üzerinden "Mavi Vatan" yaklaşımını gündeme getiriyor.
Deniz yetki alanına uzanan hat
Türkiye'nin bu adımı, 1973'ten günümüze uzanan deniz yetki alanları tartışmasının bir parçası. Söz konusu tartışma, Doğu Ege'deki adaları da kapsıyor. Bu yaklaşımda Yunan adalarının yalnızca karasuları içinde bırakıldığı ve daha geniş deniz yetki alanlarının sınırlandırıldığı belirtiliyor.
Türkiye'nin söz konusu deniz parklarının, UNESCO'ya sunulan gayriresmi Deniz Mekansal Planlaması'nda da yer aldığı ifade ediliyor. Aynı belgede Türkiye'nin Ege ve Doğu Akdeniz'e ilişkin mevcut görüşlerinin de ortaya konulduğu belirtiliyor.
Yunanistan'ın hazırladığı harita ise orta hat esasına dayanıyor. Buna göre komşu ülkelerle deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasına ilişkin ikili anlaşmaların bulunmadığı durumlarda Yunanistan'ın kıta sahanlığı ve Münhasır Ekonomik Bölgesi'nin sınırları, Yunan adalarının kıyıları ile Türkiye, Mısır, Libya ve Kıbrıs kıyıları arasındaki mesafenin ortasına kadar uzanıyor.
Söz konusu haritada Yunanistan'ın Mısır ve İtalya ile imzaladığı Münhasır Ekonomik Bölge sınırlandırma anlaşmaları da yer alıyor. Türkiye ise Türk-Libya mutabakatına karşı geliştirilen Mısır anlaşmasını başından beri geçersiz kabul ediyor.
Güney Ege'deki deniz parkı konusunda da Ankara hak iddia ediyor. Türkiye, Yunanistan'ın Kinaros ve Levitha adaları çevresini "gri bölgeler" olarak değerlendirdiği alanlara dahil etmesine karşı çıkıyor.
To Vima'ya konuşan Atina'daki kaynaklar, özellikle Rodos-Meis arasındaki deniz parkının çok geniş bir alanı kapsamasına dikkat çekti. Bu durumun, deniz parklarının çevre korumasının yanı sıra Türkiye'nin Ege ve Doğu Akdeniz'deki hak iddialarını yeniden gündeme getirmesine imkan sağladığını belirtti.
Meis konusunda da Türkiye ile Yunanistan arasında uzun süredir devam eden gerilim bulunuyor. Atina, Türkiye'nin yaklaşımının adanın Yunanistan'ın ana karasıyla bağlantısına ilişkin tartışmalarla da bağlantılı olduğunu söylüyor. Meis, Türkiye'ye yaklaşık 1,5 kilometre uzaklıkta bulunuyor.
Asıl hedefi nedir?
Türkiye, uluslararası suların bazı bölgelerini kendi deniz parklarının içine almaya çalışıyor. Böylece Yunan adalarını Türk deniz parklarının içine dahil etmeyi planlıyor. Çünkü deniz parkları, bir devlet tarafından tek taraflı olarak belirlendiğinde karasularının sınırlarını aşamaz. İki bölge söz konusu olduğunda Türkiye kendi karasularının dışına çıkıyor.
Deniz hukukuna göre bu durumda Türkiye'nin komşu devletle bir düzenleme yapması gerekiyor. Çünkü iki ülke uluslararası suları paylaşıyor. Ancak böyle bir anlaşma yapılmadı.
Türkiye bu alanlarda "özel yetkiler" kullanarak açık denizlerdeki özgürlüklerin kullanımına bazı şartlar getiriyor. Bu durum fiilen Limni-Semadirek arasındaki bağlantıyı kesiyor. Ayrıca Kastellorizo'ya deniz yoluyla ulaşım için Türk tarafının belirlediği şartlara uyulması bile gerekebilir.
Esasen Türkiye, Kastellorizo'yu Yunanistan'ın geri kalan ada bütününden koparmaya çalışıyor. Kuzeydoğu Ege açısından uluslararası deniz taşımacılığı etkilenmiyor. Çünkü Türkiye, Boğazların ağzını açık bırakıyor.
Ancak Yunan adaları arasındaki iletişime kısıtlamalar getiriyor. Daha özel olarak Limni ve Semadirek arasındaki iletişimi kısıtlıyor ve Saros Körfezi'ni de kapatıyor. Dolayısıyla Türkiye, kendi şartlarını yasa dışı ve uygunsuz bir şekilde dayatmaya çalışıyor. Bu durum serbest deniz taşımacılığı için de geçerli.
Atina'dan uluslararası hukuk vurgusu
Yunanistan Dışişleri Bakanlığı, söz konusu deniz parklarının uluslararası suları kapsaması halinde bunların oluşturulmasının hukuka aykırı olduğunu açıkladı. Bakanlık, Deniz Hukuku'na göre hiçbir devletin kendi ulusal yetki alanı dışında kalan bölgelerde tek taraflı olarak deniz koruma alanları oluşturma hakkına sahip olmadığını vurguladı.
Ayrıca deniz parklarının Yunan kıta sahanlığına uzanması halinde de hukuka aykırı olduğunun altını çizdi. Bakanlık, bu nedenle söz konusu girişimin hem uluslararası sular hem de Yunanistan'ın kıta sahanlığındaki hakları açısından herhangi bir hukuki sonuç doğurmayacağını belirtiyor.
Atina yönetimi, Türkiye'nin bu adımlarının uluslararası hukuk açısından hukuki bir sonuç doğurmadığını ve Yunanistan'ın uluslararası hukuktan kaynaklanan egemenlik haklarını etkilemediğini değerlendiriyor.
Zamanlaması dikkat çekti
Türkiye'nin deniz parkı ilanının zamanlaması da dikkat çekti. Deniz parklarının 15 Ağustos'tan yalnızca bir gün sonra ilan edilmesi, Fransız Meridiem şirketinin Yunanistan-Kıbrıs elektrik bağlantısı projesine dahil olmasıyla ilişkilendiriliyor.
Bu gelişmeler, Atina'nın "Mavi Vatan" yaklaşımını ülkenin hukuk sistemine dahil edecek yasa tasarısının sunulmasını beklediği bir dönemde yaşanıyor. Türkiye'nin deniz parklarına ilişkin düzenlemesinin uluslararası alanda doğrudan bir hukuki sonuç oluşturmayabileceği belirtiliyor. Ancak bu adımın Türkiye-Yunanistan ilişkilerini etkilemesi bekleniyor.
Öte yandan Yunanistan-Kıbrıs arasındaki elektrik bağlantısını sağlayacak kablonun döşenmesine yönelik çalışmaların ne zaman yeniden başlayacağı da yakından takip ediliyor. Atina yönetiminin sonbahar aylarında kablonun döşenmesine ilişkin gerekli NAVTEX ilanlarını yayımlaması bekleniyor. Yunanistan'ın bu adımının Ankara'nın tepkisine yol açabileceği değerlendiriliyor. HABER MERKEZİ