• Şam’ın Kürtçeyi 3 saatle sınırlaması kararına karşı Rojava’da direniş büyüyor. Öğrenciler okulları boykot ederken, öğretmen ve akademisyenler Qamişlo’dan Dêrik’e eylem çadırlarında ana dilde eğitim talebini yükseltiyor.

ZINAR YILDIZ

Şam Geçici Hükümeti Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ile yürütülen müzakerelerin ardından, Suriye Eğitim ve Öğretim Bakanlığı tarafından 27 Ağustos'ta yayımlanan resmi bir kararla, Kürtçenin devlet okullarında "ulusal dil" statüsüyle müfredata dahil edileceği duyuruldu. Kağıt üzerinde onlarca yıllık dışlanmanın ardından "tarihi bir adım" olarak sunulan bu karar, Rojava sokaklarında, okul bahçelerinde ve üniversite amfilerinde tam tersi bir infiale yol açtı. Qamişlo’dan Dêrik’e, Amûde’den Hesekê ve Rimêlan’a kadar Rojava’nın dört bir yanında iki haftadır öğrenciler dersleri boykot ediyor, öğretmenler ve akademisyenler eylem çadırları kurarak dayatılan 3 saatlik dersleri reddediyor.

Yarım asırlık inkâr ve dilsel kırım

Bugün Rojava sokaklarında yükselen sert itirazı anlamak için, Suriye devlet aygıtının Kürtçeye karşı yürüttüğü yarım asırlık tarihe bakmak gerekir. 1963 yılında iktidara gelen Arap milliyetçisi BAAS Partisi, ülkedeki etnik ve kültürel çeşitliliği “Arap ulusal kimliği” altında eritmeyi temel doktrin haline getirdi. Bu stratejinin ilk yıkıcı adımı, 5 Ekim 1962’de Hesekê vilayetinde tek bir günde gerçekleştirilen "Olağanüstü Nüfus Sayımı" ile atıldı. Bir gecede 120 binden fazla Rojavalı Kürt vatandaşlıktan çıkarılarak Ecnebi (Yabancılar) ve Maktumin (Kayıtsızlar) kategorilerine konuldu. Vatansız bırakılan 120 bin Kürt’ün resmi eğitim kurumlarında okuması, diploma alması ve kurumsal dil aktarım mekanizmalarına erişmesi tamamen engellendi.

BAAS rejiminin Kürt politikasının metodolojik omurgası ise, 1963’te Hesekê Güvenlik Şefi Muhammed Talab el-Hilal tarafından hazırlanan "Cezire Vilayetinin Ulusal, Siyasi ve Toplumsal İncelemesi" başlıklı raporda şekillendi. Hilal, raporunda Kürt varlığını "Arap ulusunun gövdesindeki bir tümör" olarak nitelendirerek 12 maddelik bir imha ve asimilasyon planı sundu: Kürtlerin her türlü eğitim imkanından mahrum bırakılması (techil), kamudan ihracı, Türkiye veya Irak kaynaklı iddialarla vatansızlaştırılması, okuma yazması olmayanların oy hakkının elinden alınması ve sınır hattı boyunca milliyetçi Arap nüfusun yerleştirilmesi.

Bu rapor, 1973-1974 yıllarında Hafız Esad döneminde Bakur-Rojava sınırı boyunca bir "Arap Kemeri" (el-Hizam el-Arabi) oluşturulmasıyla pratiğe döküldü. Tebqa Barajı suları altında kalan alanlardaki köylerden getirilen binden fazla Arap aile (Maxmurîn), el konulan Kürt topraklarına inşa edilen 41 model köye yerleştirilerek Kürt coğrafyasının dilsel ve demografik bütünlüğü parçalandı.

Mekânsal asimilasyonu dilsel ve kültürel silinme takip etti: İçişleri Bakanlığı Mayıs 1977’de yayımladığı bir genelge ile Efrîn, Kobanê ve Cizîr bölgesindeki yüzlerce Kürtçe yer adlarını haritalardan sildi. 1982’de yayımlanan gizli bir kararname ile Kürtçenin okullarda, üniversitelerde ve teneffüslerde dahi konuşulması yasaklandı. 11 Kasım 1986’da çıkarılan bir yasayla yerlerinde ve kahvehanelerde Kürtçe konuşulması, 13 Mart 1989 tarihli kararla ise düğünlerde ve festivallerde Kürtçe şarkı söylenmesi ve müziğin icra edilmesi cezai yaptırımlara bağlandı. 1992'de çocuklara Kürtçe isim verilmesi yasaklandı. 24 Şubat 1994’te Hesekê Valisi Subhi Harb, yayımladığı emirle dükkan ve ticarethanelerdeki Kürtçe tabelaların kaldırılmasını zorunlu kıldı.

Geçici Hükümet’ten “sınırlı” tanıma

2011 yılına gelindiğinde Suriye’de iç savaş başladı ve Kürtler, kendi bölgelerinde idari yönetimi BAAS rejiminden alarak Özerk Yönetim’i kurdular. 12 yılı aşkın süredir Rojava’da Özerk Yönetim bünyesinde Kürtçenin Kurmancî lehçesinde ilkokuldan üniversiteye kadar ana dilde eğitim modeli inşa edildi.

Şam Geçici Hükümeti de 2026 yılının başında başlayan entegrasyon süreciyle bölgede kendi merkezi sistemini kurmaya çalışıyor. Ancak

Şara tarafından 16 Ocak 2026’da yayımlanan 13 Sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi, BAAS rejiminin doktriniyle kıyaslandığında sembolik olarak önemli kopuşlar içeriyordu.

Bu kararnameye göre: 1-Kürtler ilk kez "Suriye halkının asli ve temel bir parçası" olarak tanımlandı.

2-Kürtçe Suriye’de "ulusal dil" ilan edildi.

3-1962 Hesekê Nüfus Sayımı’nın tüm hukuki sonuçları iptal edilerek vatansızlara, vatandaşlık yolu açıldı.

4-21 Mart Newroz Bayramı ülke genelinde resmi tatil kabul edildi.

Ne var ki 27 Ağustos’ta Eğitim Bakanı Muhammed Abdurrahman Tirko imzasıyla yayımlanan 2068/943 sayılı kararnameye baktığımızda, Şam Geçici Hükümeti’nin de talepleri karşılamayan bir politika izlediğini görüyoruz. Kürtçe, Hesekê (608 okul), Halep (308 okul), Şam (17 okul) ve Hama (5 okul) vilayetlerinde belirli okullarda haftada yalnızca 3 saatle sınırlandırıldı. Ders notunun genel başarı ortalamasına ekleneceği ancak sınıf geçme veya kalmayı etkilemeyeceği belirtilerek Kürtçe, Arapça müfredatın yanında ikincil bir "seçmeli dil" konumuna indirgendi.

Devlet bürokrasisindeki milliyetçi zihniyet

Geçici Hükümetin attığı bu adımların Rojava’da bir kazanım değil, “tırpanlama” olarak görülmesinin temelinde Şam bürokrasisinde hâlâ hakim olan katı merkeziyetçi ve Arap milliyetçisi zihniyet yatıyor. Bugün Kürtçenin tam anlamıyla "resmi bir dil" olmasının önündeki temel engeller şunlardır:

Anayasal Güvence Eksikliği: Mart 2025’te kabul edilen Geçici Anayasal Deklarasyon’da resmi dil olarak yalnızca Arapça yer almaktadır. Cumhurbaşkanlığı kararnameleriyle yayımlanan haklar, anayasal bir zırha kavuşturulmadığı için gelecekte kurulacak merkeziyetçi bir hükümet tarafından tek taraflı bir idari kararla lağvedilme riski taşımaktadır.

"Seçmeli Ders" İllüzyonu ile ana dilde Eğitimin Tasfiyesi: Özerk Yönetim döneminde fen bilimlerinden edebiyata kadar tüm dersleri kendi ana dillerinde gören bir nesil, Şam’ın getirdiği modelle yeniden Arapça müfredata tabi tutulmakta; Kürtçe ise yabancı bir dil gibi haftada birkaç saate sıkıştırılmaktadır.

Kamu Alanından İzolasyon: Mayıs 2026’da Hesekê Adalet Sarayı’nın girişindeki tabeladan Kürtçenin çıkarılması ve 27 sivil toplum kuruluşunun ortak bildiriyle bunu protesto etmesi, bürokrasinin çoğulculuğa ve eşitlemeye direnen milliyetçi refleksini açıkça göstermektedir.

Sahadan sesler ve sokaktaki direniş

Eğitim Bakanlığı’nın kararının ardından Rojava’da yükselen kitlesel tepkiler, sahadaki gözlemlerimizle birleştiğinde; toplumun tüm kesimlerinin bu meseleyi bir direniş̧ hattı olarak gördüğünü söyleyebiliriz. Qamişlo’daki Rojava Üniversitesi önünde 31 Ağustos'ta toplanan yüzlerce öğrenci ve akademisyen, karara karşı kitlesel bir protesto düzenledi.

Üniversite yönetimi tarafından okunan deklarasyonda şu ifadeler öne çıktı: “Suriye Eğitim Otoritesi’nin çıkardığı kararnameyi net bir şekilde reddediyoruz. Bu karar bizi kültürel ve dilsel haklarımızdan soyutlamakta, 12 yıldır sürdürülen ana dilde eğitim modelini feshetmektedir. Kürtçeyi birincil öğretim dili olmaktan çıkarıp haftada 3 saatlik ikincil bir derse indirgemek, bölgedeki eğitim kurumlarının kat ettiği mesafeyi yok eden akademik bir gerilemedir. İdeal çözüm, dili silmek değil, Arapça ve Kürtçenin birlikte yer aldığı çok dilli bir modeli benimsemektir.”

Dêrik ve Amûde’de eylem çadırları

Dêrik’te Yûsif El Ezmê Okulu önünde Halk İnisiyatifi tarafından başlatılan nöbet çadırı eylemi haftalardır sürüyor. Kentteki öğrenciler eğitim-öğretim yılı başından bu yana okulları boykot ediyor.

Amûde’de bağlı Sinceqa Sadûn köyündeki Ebdulhemîd Bîco Okulu önünde toplanan öğrencilerin haykırışı sahadaki toplumsal duyguyu özetliyor: “Zimanê me hebûna me ye. Bu sadece söylenip geçilecek bir söz değil, dilimiz bizim tarihimiz, kimliğimiz ve direnişimizdir. Her kelimemizde şehitlerin kanı, annelerin duygusu ve çocukların hayalleri var. Yıllarca bizi susturmaya çalıştılar. Kürtçenin sadece 3 saatle sınırlandırılmasına izin vermeyeceğiz; dilimiz temel eğitim dili olmak zorundadır."

Girkê Legê ve Rimêlan’da öğrenciler bir haftadır okulları boykot ederken, Hesekê’de protestolara katılan öğrenciler, "Yıllardır Kürtçe okuyoruz, bir anda Arapça müfredata geçmemiz imkânsız. Birçok insan bu dil uğruna canını verdi" diyerek tepkilerini dile getiriyor.

Siyasi ve sivil kurumlar da reddediyor

Siyasi, kültürel ve sivil kurumlar da sokakla aynı çizgide duruyor. TEV-ÇAND ve Hîlala Zêrîn, 3 saatlik kısıtlamayı reddederken, Kobanê Kürt Dili Enstitüsü ise demokratik ve merkezi olmayan bir Suriye’nin, anayasal hakların tanınmasından geçtiğini vurguladı.

Demokratik Özerk Yönetim Dış İlişkiler Dairesi Eşbaşkanı ve Suriye Halk Meclisi parlamenteri Îlham Ehmed ise Rojava TV’ye verdiği söyleşide, askeri entegrasyonun her şeyin bittiği anlamına gelmediğini hatırlatarak şunları söyledi: "Kürtlerin ana diline karşı hassasiyeti son derece haklıdır. Gelecek dönemin en büyük mücadelesi, Kürtçenin ve Kürt halkının haklarının anayasada güvence altına alınması olacaktır. Şehitlerimize verdiğimiz söze bağlı kalacağız."

Yeni Suriye’nin sınavı

Rojava’da bugün yaşanan gerilim, Suriye’nin yeniden inşa sürecinin en kritik virajına girdiğini gösteriyor. BAAS rejiminin güvenlikçi ve yok sayan anlayışını andıran, dilleri seçmeli bir hobiye indirgeyen idari kararnamelerle kalıcı barışın sağlanamayacağı açıktır. Kürtler için Kürtçe, okul sıralarında haftada birkaç saat vakit geçirilecek bir müfredat başlığı değil, vatansızlaştırıldıkları, isimlerinin değiştirildiği, coğrafyalarının Araplaştırıldığı yarım asrı aşan tarihsel adaletsizliğe Karşı direnişin adıdır.

Geçici Hükümet, BAAS döneminin milliyetçi ve merkeziyetçi zihniyetinden sıyrılarak Kürtçeyi, Arapça ile eşit düzeyde anayasal resmi dil olarak tanımadığı, her kademede ana dilde eğitim ve öğretim hakkını güvenceye kavuşturmadığı sürece, Suriye’de toplumsal entegrasyondan ve iç barıştan söz etmek mümkün olmayacaktır.